Ilgaz Kırkpınar Yaylası Emirgazi Tepesi Yürüyüşü- 06 Kasım 2016

Kulüp olarak faaliyet programımız o kadar sıkıştı ki; bu hafta sonu (05-06 Kasım 2016) iki ayrı ekip olarak iki ayrı faaliyet düzenlemek zorunda kaldık. İlk ekibimiz Sivrihisar Karakayalar’a kaya tırmanış eğitimine giderken; ikinci ekip olarak bizlerde Ilgaz Kırkpınar Yaylası Emirgazi Tepesinde doğa yürüyüşü gerçekleştirdik. Ama doğa yürüyüşü deyip geçmeyin ve okumaya devam edin. Kulüp başkanı Yüksel bey, Dağcılık Federasyonu seçimleri için Ankara’da olması gerektiğinden her iki faliyete de katılamadı.

Ben size Ilgaz Kırkpınar Yaylası Emirgazi Tepesi faaliyetini anlatmaya çalışacağım. Öncelikle belirtmeliyim ki ben bu faaliyetin raportörü değilim ancak yaşadıklarımızdan sonra bu etkinliği sizlerle paylaşmak, yazıya dökmek istedim.

06 Kasım 2016 tarihinde Esat bey ve Adil beyin rehberliğinde Ilgaz Kırkpınar Yaylasında doğa yürüyüşü yapılacağını ve bunun için Adil bey ve Esat beyin, Yüksel beyle beraber 2 hafta önce rotada keşif gezisi yaptıklarını; bir hafta önce gerçekleştirdiğimiz 29 Ekim Köroğlu Cumhuriyet Tırmanışı esnasında öğrenmiş ve yıllardır hep Küçükhacet ya da Büyükhacet tırmanışları için gittiğimiz bu bölgede, güzel bir sonbahar gününde farklı bir rotada dostlarla, arkadaşlarla fazla zorlanmadan, güle oynaya güzel bir yürüyüş yaparız (nasıl olsa Yüksel bey yoktu) düşüncesiyle, Köroğlu dönüşü bu faaliyet için ismimi yazdıran ilk ben olmuştum Esat beye.

Hafta içinde Yüksel bey, Adil bey’in bu faaliyete katılamayacağını, bu nedenle grubu Esat Bey ile benim yürüteceğimi bildirince bende heyecan başladı. Gerçi Esat bey nasıl olsa rotayı görmüş ve hafta içinde de gerekebilir düşüncesiyle Yüksel beyden GPS'nin kullanılması konusunda bilgi almıştı. Rota GPS'e yüklenmişti ama gene de sorumluluk almıştık işte. Arkadaşlarla sorunsuz, keyifli hoş bir gün geçirmeliydik. Plana göre faaliyet sonunda Kaptanımız Mehmet beyin köyüne (Eksik Köyü) inecektik.

Aracımız 06 Kasım pazar sabahı saat 07.00'de Sezenler Sokak'tan hareket ediyor. TUİK, Turizm Bakanlığı, Armada ve CHP duraklarından katılanlarla ekibimiz 11 kişi oluyor. Ancak CHP durağından bize katılacak 12 kişi, Nil ortalıkta görünmüyor. Telefonla kendisine ulaştığımızda uyuyup kaldığını öğreniyoruz. Böylece 1 kişi eksikle yola koyuluyoruz. Çankırı’da verdiğimiz kahvaltı molasında garson ve işletmecinin “siz de nereden çıktınız” edasındaki surat ve tavırlarını görünce, bizde “üstü kalsın” bahşişlerini bırakmadan yola devam ediyoruz.

1300 metre rakımlı Ilgaz Serçeler köyünden saat 10.45'de yürüyüşümüze başladık. Hava çok güzel, güneşli ve yürümek için ideal bir hava var. Plana göre buradan önce Kırkpınar Yaylasına, sonrada Kırkpınar sırtına çıkıp Emirgazi Tepesine ulaşacağız. Emirgazi'den sonra sırttan vadiye inip Eksik Köyünde yürüyüşü sonlandıracağız. Faaliyetimiz yaklaşık 6-6.5 saat sürecek. Bir süre yürüdükten sonra saat 12.10 sularında 1800 metre yükseklikteki Kırkpınar Yaylasına ulaştık. Yaylanın düzlüğünde bulunan gölün kenarında bir kaç fotograf çektirdikten sonra sırta doğru yükselmeye başladık. Manzaramız müthiş, aşağıda görülen gölle birlikte, yol üstündeki irili ufaklı pınarlar ve yemyeşil bir orman örtüsü, yumuşak zemin, ılık hava yürüyüşümüze eşlik ediyor. Ancak sırta yaklaştıkça sis başladı. Artık bırakın manzarayı, burnumuzun ucunu bile göremiyoruz. Hedeflediğimiz Emirgazi Tepesine ulaşmak için yürüyoruz da yürüyoruz. GPS doğru yolda olduğumuzu gösteriyor ama biz bir türlü tepeye ulaşamıyoruz. Bizde yoğun siste eğim nereye doğru yükseliyorsa oraya doğru yürüyerek tepeyi bulmaya çalışıyoruz. Nihayet saat 14.20 sularında 2405 metrelik Emirgazi Tepesinin en yüksek noktasına ulaşıyoruz.

Sis ve rüzgardan dolayı burada çok fazla kalamıyoruz. Hemen kuzeye doğru sırttan devam ediyoruz. Rüzgar almayan biraz kuytu bir noktada kısa bir dinlenme ve yemek molası veriyoruz. GPS kullanma konusunda alınan eğitimlerin yeterli gelmemesinden dolayı GPS'i çok verimli kullanamadığımızdan bu yoğun siste ne taraftan vadiye ineceğimiz konusunda kararsızlık yaşıyoruz. Başlangıçta bu tedirginlikle bir kaç kez sağa sola doğru gidip gelsek de Serap hanımın GPS kullanımına katkılarıyla bir yöne doğru gitmeye karar veriyoruz. Amacımız o tarafta GPS'de gördüğümüz yola ulaşabilmek. Bir dağ yolu, bir orman yolu, bir traktör yolu, bir patika veya insanlara ait ayak iz. Ne olsa razıyız ama, yok.. yok.. yok…

Hangi vadiden ineceğiz. GPS'ye göre doğru rota üzerinde gibiyiz. Ahmet Kaya ve Hakan, keşif kolu görevini üstlenip önden gidiyorlar. Bizler de onların talimatlarına göre onları arkadan takip ediyoruz. Çünkü sis ve eğimden dolayı 10-15 metre sonra önümüzde ne var bilemiyoruz. Bir vadiden inme niyetimizden; öndeki keşif kolunun olumsuz raporuyla vazgeçip, bir sonraki vadiye yöneliyoruz. İnerken kulağımız öndeki arkadaşlarda. Olumlu veya olumsuz yönelendirme bekliyoruz. Bir süre indikten sonra gelen görüş olumsuz olunca, tekrar indiğimiz yeri geri tırmanıp bir sonraki vadiye geçme fikri ortaya çıkınca, yukarıya çıkmak yerine birazcık daha rahat gibi duran bir bölgeden yan geçiş yapıp Ahmet Kaya'nın yanına ulaştık. Bu arada havada kararmaya başladı. Olan arkadaşlar kafa lambalarını yakıyor, bazı arkadaşlarda ise, özellikle yeni katılanlarda, kafa lambası yok. Bu durum hızlı ilerlememizi oldukça engelliyor. (Demek ki anlıyoruz ki, her faaliyette kafa lambamızı çantadan eksik etmeyeceğiz.) Kafa lambası olmayan arkadaşları aramıza alarak inmeye çalışıyoruz. Karşımızda köy olduğunu sandığımız 4-5 tane toplu ışıklar görülüyor. Artık Eksik Köyünü aramayı bıraktık. Tek amacımız, neresi olursa olsun, bir yerleşim yerine veya herhangi bir yola ulaşabilmek. Arada sırada kaptanımız Mehmet beyle telefonla görüşüyoruz. Bize bulunduğu yerden arabanın ışıkları ile işaret verdiğini söylüyor ama biz hiçbir şey göremiyoruz. Biz nerede olduğumuzu anlatamıyoruz ama onların bekledikleri yamaçta olmadığımız kesin.

Nereye gidiyoruz, önümüzde ne var bilmeden ilerliyoruz. Bir yere gelip inemeyince veya ilerleyemeyince yolumuzu biraz değiştirip tekrar uygun bir yerden aşağılara doğru devam etmeye çalışıyoruz. Derken birden bire Mehmet beyin ışıklı uyarısını farkediyoruz. Ama biz neredeyiz, oraya nasıl gideceğiz? sorularının cevabı yok. Sonra tekrar ormana giriyoruz. İçimizden keşke ormana girmesek diyoruz, keşke ormanın kenarında bir yol olsa da yola girsek diyoruz ama yol yok, patika yok, herhangi bir iz yok... Karanlık, her yer karanlık. Mehmet beyle ışık bağlantımızda kesildi ama eğim hala bitmedi. Üstelik toprak ıslak, yer yer çamur halinde, sürekli birileri kayıyor. Kayan arkadaşlar yerden kalkmak yerine toprağa oturup kayarak inmeye çalışıyor çoğu zaman. Zaman zaman yorulan arkadaşlardan "beni burada bırakın, siz gidin" gibi “ciddi” önerilerde geliyor. Ama ormandayız en azından rüzgar yok, odun bol, ilerleyemez kalırsak ateş yakabilme imkanımız var. Kendisini iyi hissedip, durumun keyfini çıkarmaya çalışan arkadaşlar zorluk çeken arkadaşlara fiziken ve/veya piskolojik olarak destek vermeye çalışıyorlar. İşte yardımlaşma, işte dayanışma, işte adrenalin, işte macera. Bir insan bir doğa faaliyetinde daha başka ne bekleyebilir ki.

En sonunda kaptanımız Mehmet beyle ses bağlantısı da kuruyoruz. Ama ses yankı yapıyor. Ses ne taraftan geliyor acaba? Ama ben üzgünüm. Kaybolma ve geceyi ormanda geçirme hayallerim yine gerçekleşmiyor. Bu saatten sonra artık ya onlar bizi bulurlar yada biz onları buluruz. Kaybolma şansımız kalmadı. Biraz inip, biraz yükselerek küçük bir sırtta bir patika ile karşılaşıyoruz sonunda. Oh be nihayet patika. Yarım saat kadar patikayı takip edince bizi bekleyen Mehmet bey'le buluşuyoruz. Hep beraber biraz daha aşağılardaki minibüsümüze doğru iniyoruz. Minibüsle köye dönerken kimlik kontrolü için bizi durduran Jandarma ekibi, maceramızı öğrenip “Bu saatte bu ormanda ne işiniz var, iyi ki ayıya denk gelmediniz.” deyince şaşırıyoruz. Mehmet beyin köyündeyiz. Mehmet kaptan bizler için sürpriz hazırlamış. Tavuk kızartma, bol bol pilav, domates ve biber ızgara; sonrasında çay keyfi. Bu ziyafet esnasında sohbet ettiğimiz köylülerden öğreniyoruz ki, indiğimiz bölge ayı yatağı olarak bilinirmiş ve köylüler burayı 50 yıldır kullanmazmış. Faaliyetimizde herhangi bir şekilde ayı ile karşılaşmamış olmak bir şans mı yoksa şansızlık mıydı bilemiyorum.

Ankara’da kalan Yüksel beyin durumumuzdan haberdar olunca, Ilgaz’a gelip bize yardım etme girişiminin kaptanımız Mehmet bey tarafından engellendiğini, "gelmesine gerek olmadığı ve yapılması gerekenleri zaten kendilerinin yaptığı konusunda" Yüksel beyi ikna ettiğini, günün kritiğini yaparken yolda minibüste öğreniyoruz. Sahipsiz olmadığımızı, gurubu düşünen, onların sağlığı için her türlü tedbiri alan ve fedakarlığı yapabilecek başkanımızın olduğunu bilmek bizleri mutlu ediyor. Yardımsever, vefalı, emektar bir kaptanımızın olduğunu bir kez daha hissediyoruz. Gece saat 2.15. Nihayet Ankara’dayız…

Başta bu faaliyette bize rehberlik eden Esat bey ile sıkıntılı anlarda öncü rolünü üstlenen Ahmet bey ve Hakan bey olmak üzere bütün arkadaşları tebrik ediyorum. Yeni tanıdığım Serap hanım, dağda yeni tanıdığım Ülkü Hanım, Hülya hanım fiziki ve mental yetkinlikleriyle; Kadir abiyi, arkadaşlara verdiği “gaz”lar için; Yıldız hanımı acıya dayanıklılığı ile; Abuzer bey, kamuflaj ve araziye uyum sağlama konusunda gösterdiği titizlik ve başarısıyla; Dursun bey yürüyüşteki şıklığı ve fedakar söylemleriyle bu etkinliğin dikkat çeken isimleriydi.

Bence etkinlik dediğin böyle olmalı. Gerilimli, heyecanlı, akılda kalıcı, unutulmaz. 10 yılı aşkındır Madadost ile çeşitli etkinliklere katılırım, 10 yılda buna benzer iki olay yaşadım. Zaten Yüksel bey varken böyle bir faaliyet yaşama ihtimalimizde hemen hemen sıfır. Demem o ki, Madadost'ta böyle faaliyetler çok nadir yaşanıyor. Hesaplarsak 5 yılda bir olmuş. Bu yüzden bu faaliyete katılan arkadaşlar çok şanslı. Daha ilk veya ikinci faaliyetlerinde böyle bir faaliyeti yaşama şanşına sahip oldular. Ve bu tür faaliyetlerde oluşan arkadaşlıklar bir başka ve daha kalıcı olacaktır. Mesela ben buradaki arkadaşların hiçbirini unutmayacağım. Bu nedenle bu tür faaliyetlerin daha sık tekrarlanmasını istiyorum ve öneriyorum ki, bu tür faaliyetleri yaşayabilmek için Yüksel beyi daha sık Ankara'da bırakalım.

GPs verilerine göre 11 saati aşan bu faaliyete yaklaşık 21 km yol katetmişiz. En düşük rakım 1300 metre rakımlı Serçeler Köyü; ulaştığımız en yüksek nokta ise 2405 metrelik Emirgazi Tepesi olmuştur.

Ekip: Esat YILMAZ (Rehber), Eftal DÖNMEZ (Rehber Yardımcısı-Artçı), Hakan KURTULUŞ, Ülkü YÜKSEL, Serap ACEMİ, Abuzer YUKA, Dursun TORLAKÇIK, Ahmet KAYA, Kadir TUNCER, Hülya SARAÇ, Yıldız ÖZVERİ

Eftal DÖNMEZ
Faaliyet Raportörü
07 Kasım 2016 - Ankara

  • Etkinlik Fotografları