Çubuk Uluağaç - Yeşilkent Köyü Yürüyüşü - 18 Ocak 2015 Pazar

OYUĞUN BÖĞRÜNDEN BİLİNMEZE YOLCULUK ....

Yola koyulunca kış soğuğunda, sıcak sohbetlerin doyumsuz keyfini seviyorum. Kitaplarla başlayıp nergislere oradan Balıklıova ve Karaburuna kadar uzanan bilgi paylaşımıydı aslında. Hayaller Kervanı(Polonyalı kadın dağcı Wanda Rutkiewcz'nin yaşamının anlatıldığı)kitabın okuma sırası listesini bile yapıveriyoruz aramızda usulcacık.

Yürüyüşümüze saat 10.00 sularında 1429 metredeki Uluağaç Köyünün hemen aşağısından başlıyoruz. Tozluk sorununu poşet ve bantla çözüp dereyi solumuza alıp vuruyoruz kendimizi karların içine. Pırıl pırıl hava, yormayan kar güzelliğiyle hafiften tırmanırken 3 tepe karşılıyor bizi yanyana. Çam Tepe, Kaya Tepe, Kule Tepe diye adlandırıyorum içimden. Aslında o üç tepeye de tırmanacağımıza ihtimal vermemiştim Yüksel başkanın "üçüne de tırmanacağız" sözüne kadar. Kar dizde ve bata çıka tırmanıyoruz Çam Tepeye. Tepedeki iki güzel çam ağacı bizleri seyrediyor vakur bir duruşla. İz açıcılar değişiyor öndekiler yoruldukça. Saat 12.05'de 1872 metrelik Çam Tepenin zirvesindeyiz. Sert bir rüzgar esiyor ve soğuğu şiddetle içimizde hissediyoruz. Oylanmadan hemen inişe geçiyoruz. 1770'li rakımlara iniyoruz. İndikçe rüzgarın etkisi azalıyor, keyifler yerine geliyor. Yumuşak karda ilerlemek zor. Ancak mola vereceğimiz Kaya Tepe'ye bir an evvel ulaşabilmek amacıyla gayretli adımlarla tekrar tırmanmaya başladık. Saat 12.55 ve ilk uzun molayı veriyoruz. O da 5 dakika. Bu beş dakikalık molada bir şeyler atıştırıp, sıcak bir şeyler içiyoruz. Yemek molası Kule Tepe'de.

Yol düzlediğinde daha önce açılmız izler işimizi biraz kolaylaştırıyor. Bu arada iki avcıyla karşılaşıyoruz. Avcılardan tırmandığımız tepelerin yerel isimlerini öğreniyoruz. Bizim Çam Tepe dediğimiz tepenin gerçek adı Aktepe. O anda tırmandığımız ve bizim Kule Tepe dediğimiz tepenin adı ise ilginç. Köylülerin bu tepeue "Oyuğun Böğrü" diye adlandırdığını öğreniyoruz. 1750 metrelerdeki Hacı Gölünün başında donmuş çeşmeyi geçerken yüreğimi bir sıkıntı alıyor. Bu kış soğuğunda yiyecek bulmak için ortalığa çıkan canlıların avcılara yakalanmamaları için dua ediyorum içimden. Tırmanmaya kopmadan devam ediyoruz Oyuğun Böğrüne doğru. Çam ormanına dalıyoruz. Tepede Yangın Gözetleme Kulesi görülüyor. Saat 14.10 sularında 1940 metrelik zirveye hep birlikte ulaşıyoruz. Hava ve panorama müthiş. Uzaklarda gelecek hafta gitmeyi planladığımız Ilgaz'ın iki zirvesi Küçükhacet ve Büyükhacet bembeyaz zirveleriyle çok net görülüyor. Güneyimiz ise genelde Karadenizde görülen bulut denizini andırıyor. Bizler bu bulut denizini yukarıdan seyrediyoruz.

Yürüyüşe başladığımızdan beri dizlere kadar karın içinde yürüyoruz. Hemen hemen herkesin ayakları ıslandı. Tozluğu olmayan bir kaç arkadaşın ayakları diğerlerine göre daha fazla ıslanmış durumda. Parakord bilekliğimi kesip, ipiyle yeniden poşetleri, ayaklara sabitliyoruz. Sıcak su, yiyecek paylaşımı ve fotoğraf çekiminden sonra saat 14.40 sularında inişe geçiyoruz. Daha doğrusu iniş sandığımız ve çok tırmanıp asıl maceranın başladığı bakir çam ormanına dalıyoruz.

Günün rengi, akşama dönerken liderimiz hızlanmamız konusunda uyarıyor sıkça. Oyuğun böğründen görünen bulut denizi ayaklarımızın altındaydı sanki adacıklarla birlikte. Bilinmezliğe doğru gidiyorduk, ürkütücü ve heyecan verici gece karanlığında ormanın sık bitki örtüsünün içinde kah iniyor, kah çıkıyorduk. Gecenin karanlığında bazı arkadaşlar köy nerede olabilir diye hafif bir tedirginlik yaşarken, bizler adımız gibi emindik Yüksel Başkanın bizleri sıkıntısız bir şekilde köye ulaştıracağına. Biraz geçtikten sonra bir ezan sesi çalındı kulaklarımıza inceden ve uzaklardan.

Yüksel Başkan karanlıkta kendinden emin bir şekilde çalılıkların içinden bir aşağıya doğru yöneliyor, biraz sonra yan geçişle devam ediyor, sonra tekrar inişe geçiyor. İnişler kaygan ve zorlayıcıyı oluyor gecenin karanlığında. Biraz sonra saat 19.00 sularında Yüksel Başkan bizi köye giden bir yola çıkardı ve köye yarım saatlik bir yolumuz kaldığını söyleyince hepimiz rahatladık. Yolumuz üstündeki çeşmede biten sular doldurulmuş, kaygılarımız çocuk neşesine dönüşmüştü.

Saat 19.35'de yorgun, aç ve bilaç Yenikent köyündeyiz. Lakin yüzlerde zor bir etkinliği başarıyla tamamlamanın mutlu gülücükleri. Doğa tüm yaralarımızı sarıp sarmalamıştı şifasıyla. "DOĞADAN UZAKLAŞTIKÇA, KALBİMİZ SERTLEŞİR" demiş Kızılderililer...

Uzaklaşmayalım...

Gülsen SALMAN
Faaliyet Raportörü
20 Ocak 2015-Ankara

  • Etkinlik Fotografları
  • ya