Karaşar Kapaklı Deresi/Çukurören Yaylası/Karagöl Yürüyüşü - 23 Kasım 2014 Pazar

Aracımız 23 Kasım Pazar sabahı saat 07.00'de Maliye Bakanlığı önünden hareket etti. Ancak ben Optimumdan araca bineceğimden yaklaşık yarım saat sonra, saat 07.30 sularında ekibe katıldım. Yine çok değer verdiğim ve saygı duyduğum Madadost ekibi ile birlikte olmanın sevinci ve mutluluğuyla araçtaki yerimi aldım. Ekibimiz 19 kişiydi ve faaliyetin sorumluluğunu Ziya Arif Ateş; rehberliğini ise Yüksel Alpkaya, artçılığını ise Engin Hoca üstlenmişti.

Engin Hoca bizlere güzel bir sürpriz hazırlamış ve yolculuğun başlarında bizlere dağıttığı ve üzerinde güzel bir sonbahar resmi olan kağıtlara sarılmış çikolataları bize dağıttı. Kağıtları açtığımızda resmin arkasında Türk şairleri tarafından yazılmış ve konusu "Sonbahara Veda" şiirleri olduğunu gördük. Herkes kendisine tesadüf eden şiiri yüksek sesle okudu. Bu güzel sürprizle hem ağzımız tatlanmış, hem de ruhumuz dinlenmiş oldu.

Bu etkinliğin sorumlusu olan Ziya Bey her faaliyet öncesinde olduğu gibi güzergah hakkında bilgiler verip, yürüyüş esnasında uyulması gereken kuralları ekip arkadaşlarımıza duyurdu. Daha sonra yapılan raportör seçiminde Gülsen Hanımın önerisi sonucunda beni etkinliğin raportörü seçtiler. Bu konu hakkında hiç deneyimim olmadığını ilişkin itirazlarıma rağmen, benim bu işi layıkıyla yapacağım kanaatinde olduklarını belirterek itirazlarımı duymazdan geldiler ve böylelikle bu raporla karşınızdayım.

Saat 08.30 sularında Beypazarı Mevlana Tesislerinde yarım saat kahvaltı ve ihtiyaç molası verdik. Gülsen Hanım dağ etkinliklerinde bulunanların haftada en az bir defa kelle-paça çorbası içmesinin kemik yapısının korunmasına olan faydalarından bahsedince; ben de çok sevdiğim, öneri ve görüşlerine saygı duyduğum hocamın önerisine uyarak, hayatımda ilk kez (sakın gülmeyin gerçekten ilk kez) üstelik de sabah sabah kelle-paça çorbası içtim. O kadar hoşuma gitti ki, bundan sonra her hafta kesinlikle en az bir kere içmeye karar verdim. Sağolasın hocam.

Saat 09.00’a doğru Karaşar'a hareket ettik. Karaşar'dan Uruş yönüne devam yoldan önce Köseler, daha sonra Saray Köyünü geçtikten sonra Kapaklı Deresine doğru toprak yola döndük. Yol biraz bozuk. Kısa ama sarsıntılı bir yolculuk oldu bizim için. Saat 10.00 civarında etkinliğin başlangıç noktası ulaşıp, burada gerekli olan hazırlıklarımızı tamamlayıp yürüyüşe, daha doğrusu tırmanışa başladık.

Yaklaşık yarım saat tırmandıktan sonra nihayet düz bir alana ulaştık. Burada Ziya Bey’in eşliğinde yuvarlak oluşturup ısınma hareketleri yaptık. Iısnma hareketleri sonrasında yine Madadost'un klasiklerinden tanışma faslını gerçekleştirdik. Böylece aramıza yeni katılan arkadaşlarımızla da tanışma fırsatı bulduk. Daha sonra rotamız boyunca yürüyüşe başladık

Doğa bu gün bize o kadar cömert davranıyordu ki, bahardan kalma bir günü özel olarak bizler için saklamış gibiydi. Yemyeşil bir doğanın ortasında, mis gibi çam kokuları arasında, zaman zaman da dağ kartallarını izleyerek yürüyorduk. Önümüzdeki dağ ve tepelerin silüetleri de manzaraya ayrı bir güzellik katıyordu. O zaman içimden insan oğlunun küçücük çıkarlar uğruna bu güzellikleri nasılda tahrip ettikleri aklıma geldi de gözlerim doldu. İnsanoğlunun herhalde anlayamadığı en önemli nokta, doğayı yok ederken kendi geleceğini de yok ettiğinin farkına varmamasıdır diye düşündüm. Başka bir dünya olmadığının hala ayırdına varmamamızın ne büyük aymazlık olduğunu anlayamamak ne kadar acı.

Ansızın karşı tepelerden bir duman yükseldiğini farkettik. Sis olabilirmi diye düşünürken, alevlerin de yükselmeye başladığını görünce ekibimiz hemen yangın ihbar hattı ile iletişime geçerek bildirimde bulundu. Ancak, bulunduğumuz alanın koordinatlarını belirttiğimiz yetkililer, bu koordinatların Bolu bölgesine ait olduğunu orayı arayarak bilgi vereceklerini söylediler. Biraz sonra Bolu Orman'dan arayan yetkililere koordinatları verdiğimizde bu kez onlar bölgenin Ankara Bölgesine ait olduğunu, tekrar Ankara'yı arayıp yönlendireceklerini söyleyince bizler de şaşırdık. Biraz geçtikten sonra bu kez Ankara Orman'dan aradılar. Allahtan ihbarla ilgileniyorlardı ama GPS'den koordinatları vermemize rağmen bir türlü neresi olduğunu anlatamadık kendilerine. Hatta bir ara "Sorgun Göletine yakınız" deyince, karşıdaki ses "Yozgat'taki Sorgun'a mı?" diye sorunca olay tamamen koptu bizde. Nihayet sonunda anlaşabildik ve Ankara Orman, Beypazarı Orman İşletmeyi arayıp dumanların nedeninin "ormanın bilgisi dahilinde yapılan kesme ve yakım işlemi" olduğu bilgisini veriyor bizlere yaklaşık yarım saat sonra. Anladık ki, büyük bir yangın olsa iletişim kurulana kadar olan olacak.

Yürüyüş parkurumuz biraz dik olduğu için aramıza yeni katılan bir arkadaşımızın ilk başlarda zorlanması sonucu, yürüyüş sıralaması düzenlendi ve zorlanan arkadaş en öne alınınca bir süre sonra guruba uyum sağlamayı başardı. Uzun bir yürüyüşten sonra sanki büyülü bir ortamın içerisinde yürüyormuşuz gibi hissettiren çok sık ve rengarenk çam ağaçlarıyla kaplı ormanın içine aldık. Sanki bilim kurgu setinde çekime katılan ekipler gibiydik. Tekrar dik bir inişe geçtik. Sık ağaçların arasından Çukurören Yaylası ve Göletinin görüntülerini izleyebiliyorduk. Mola yerimiz olan gölete yaklaştıkça arkadaşlardan "acıktık, ne zaman yemek yiyeceğiz" sesleri yükselmeye başlayınca; Ziya Bey "dayanın arkadaşlar, yaylaya az kaldı, yaylaya sipariş verdim kuzular çevriliyor, sabredin" diye bizi motive ediyordu. Artçımız Engin Hoca da “burnuma gözleme kokuları geliyor” diye sayıklıyordu. Anlaşılan gurup çok acıkmıştı.

Yaylaya indiğimiz de gördüğümüz manzara karşısında herkes açlığını unutup resim çekmeye başladı. Kumanyalar açıldı ve iştah ile yok edilmeye başlandı. Yarım saat moladan sonra karnımız doymuş, dinlenmiş, enerjik bir şekilde yeniden yürüyüşe başladık. Daha sonra dik yamaçlara tırmanmaya başladık ama daha zinde olduğumuz için kolay ilerliyorduk. Rotamız Karagöl Göleti idi. Orman içinde uzun bir düz yürüyüş yaparken hava kararmaya ve kar serpiştirmeye başladı. Yılın ilk kar yağışına da tanık olmuş olduk. Anlayacağınız bahar ve kışı bir arada yaşadık. Saat 16.00 sularında hava yavaş yavaş kararmaya başladığından Ziya Bey "Karagöl'e daha bir saatlik yolumuz olduğunu ve parkurun sık ormanlık ve inişli-çıkışlı olduğundan bahisle, karanlıkta ormana girmenin bizlere zaman kaybettireceğini, ayrıca grubun yorgun olduğunu" söyleyip, grubu Karagöl Göletine giden sık ormanlık yerine, daha açık ve düz bir parkur olan Beypazarı Yayla Evlerinin orada faaliyeti bitirme fikrini bize açınca, bizler de bu kararı yerinde bulduk ve yönümüzü Beypazarı Kıbrısçık karayoluna doğru çevirdik.

Karagöl'de bizi bekleyen şoförümüz aranarak Beypazarı Yayla Evleri karşısına gelmesi söylendi. Biz parkur düz olmasına rağmen bir saatlik bir yürüyüş sonrasında köpek havlamaları eşliğinde aracımıza ulaştık. Parkuru değiştirirken elimizle tutacakmış kadar yakın görünen karayolunu bir saatlik yürüyüş sonrasında hava karardıktan sonra ulaşınca aslında ekip sorumlularının ormanın içine girmemekle ne kadar doğru bir karar verdiklerini anlamış oldum. Tecrübe ve liderlik bu olsa gerek. Bu arada karanlıkta şans eseri Ziya Beyin düşürdüğü fotoğraf makinesini bulmak bana kısmet oldu. Saat 17.30 civarında aracımıza ulaştık ve Ankara’ya doğru yola koyulduk.

Dönüşte yeniden Beypazarı Mevlana Tesislerinde yarım saat mola verdikten sonra, yorgun ama doğa ile iç içe bir gün geçirmenin mutluluğu içerisinde saat 20.30 civarında Ankara’ya ulaştık.

Sağlıklı, mutlu ve umutlu günler dilerim.

Nigar BULUT
Faaliyet Raportörü
23 Kasım 2014-Ankara

  • Etkinlik Fotografları
  • ya