Atatürk’ün Işığında Işık Dağına Yürüyoruz - 09 Kasım 2014 Pazar

9 Kasım 2014 Pazar günü faaliyetimize Maliye Bakanlığının önünden başladık. Araca ilk olarak ben bindiğim için hareket noktasına da ilk varan ben oldum. Hava açık ve ılık. Güzel bir gün olacağı her halinden belli. Ertesi gün 10 Kasım yani Mustafa Kemal Atatürk’ün 76. ölüm yıldönümü. Bir gün önce MADADOST olarak Anıtkabir’de resmi bir tören yapmış mozoleye çelenk koymuştuk. Bugünkü yürüyüşümüzü de ATA’yı anma yürüyüşü olarak yapmaya karar verip adını da “Atatürk’ün Işığında Işık Dağına Yürüyoruz” koyduk. Yani Işık Dağı’na (2015m) çıkacaktık. Saat 07:00 olduğunda Maliye Bakanlığından binecek olan arkadaşlarımızın tümü gelmişti. Hemen yola koyulduk. Güzergah üzerinden diğer arkadaşları da aldıktan sonra mola vereceğimiz Kızılcahamam Mevlana Lokantasına doğru hareket ettik.

Yaklaşık 08:30’da kahvaltı yapacağımız ve bugünkü faaliyetimiz için gereken ihtiyaçlarımızı gidereceğimiz Mevlana Lokantasına vardık. Etkinliğin rehberi ve sorumlusu Mustafa Karabulut 20 dakika süremiz olduğunu söyleyince hepimiz gülümsedik. 20 dakikada ne yapılırdı ki? Neyse hele araçtan bir inip bakalım. Kahvaltı yapınca düşüncelerimizin değişeceğine inanıyordum. Aklıma birden bir şairin “Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı” sözü geldi. İçeriye girdiğimizde mis gibi çorba kokusu bizi karşıladı. Çorbanın dumanı burnumuzun önünden selam vererek geçiyordu. Hemen çorbamızı aldık ve afiyetle yedik. Etrafıma şöyle bir baktığımda hemen hemen herkesin çorba içtiğini gördüm. Yüzlerde ise tatlı bir mutluluk vardı. Tam toparlanıp araca doğru giderken Ankara’dan iki fotoğraf grubu da aynı anda lokantaya geldi. İçlerinden bazı kişileri tanıyorduk kısa bir sohbetten sonra aracımıza tam zamanında bindik. Saat 08:50 şimdi hedefimiz Çerkeş yolunu takip ederek Radar Yolu diye tabir edilen başlangıç noktasına varmaktı. Yolda Mustafa Bey faaliyet hakkında kısa bir bilgi verdi.

Başlangıç noktasında hemen hazırlıklarımızı yaptık. Yürümeye başlamadan önce biraz ısınma hareketi yapmak için daire şeklinde sıralandık. Mustafa Bey bugünkü hareketleri biraz sert seçmişti. Bunda askerliğini komando olarak yapmasının etkisi olduğunu düşünerek yapmaya çalıştık. (Ben bazı hareketleri yapamadım yada yapmadım ama neyse ki kimse fark etmedi.) Isınmadan sonra herkes kısaca kendisini tanıttı. Adını ve nereli olduğunu söyledi Sıra bana gelince ben de nereli olduğumu kendime özgü bir tarzla belirttim. “Tencerem Var, Tavam Var, Antepliyim Havam Var” Bugün 18 kişiyle yürüyeceğiz. Aralarında ilk kez bizimle yürüyecek olanlarla, ikinci kez yürüyecek olan birkaç kişi vardı.

Rehber Mustafa Karabulut önde, artçı olarak ben en arkada olmak üzere ormana girdik. Bir süre patikayı takip ettikten sonra ormanın içlerine doğru yöneldik. Bu arada Ziya Arif Ateş elinde bir poşetle mantar avına başlamıştı. Bu gün mutlaka kanlıca mantarı bulmalıydı. Birden herkes mantarlara dikkat kesildi. Benim mantarla aram iyi olmadığı için temiz havayı ciğerlerime çekip, doğada olmanın keyfini çıkarıyordum. Etrafta çok fazla mantar gözükmüyordu. Derken ormandan açık bir alana çıktık ve açık alanda yürüyüşümüzü sürdürdük. Bir süre sonra Işık Dağı kendisini gösterdi. Dağın eteğinin hemen yanındaki yaylada bulunan Salihler Çeşmesinde kısa bir mola verdikten sonra hemen ormanlık alana girdik. Bugün farklı bir rotadan çıkmayı deneyecektik. Rehberimiz Mustafa Bey orman içinde hafif sağa ve sola kıvrılan bir rota yaparak grubu hiç yormadan zirve açıklığına çıkardı. Zirve hemen yanı başımızdaydı. Heyecanlı bir şekilde hareketlenerek 12:05'de zirveye çıktık. Havanın açık olmasından dolayı manzara çok güzeldi. Yalnız orta şiddete yakın bir rüzgar havayı oldukça soğutmuştu. Hemen giysilerimizi kalınlaştırdık ve yemek için uygun bir yere oturduk.

Bizler yemeğimizi yerken bir araba sesiyle irkildik. Aniden karşımızda bir otomobil belirdi. Biz zirvede bulunan vericilerin bekçisi zannettik ama gelenler yörede yaşayan dört kişiydi. İçlerinden birisi bizi görünce hem çok şaşırdı, hem de çok sevindi. “Yakın bir köyde yaşıyorum ama buraya ilk kez çıktım” diyen birisi bizimle fotoğraf çektirmek istedi. Biz de memnuniyetle bu isteklerini yerine getirdik ve ayrıca kendi fotoğraflarımızı çektirdik. Mustafa Bey’in “beş dakika sonra hareket ediyoruz” komutuna kadar herşey ne kadar güzeldi. Sohbetler koyulaşmış, dağlardaki çevre kirliliğinden, yaban hayatına, soğanlı mantardan, yöresel yemek tariflerine kadar her şey konuşuldu.

Zirveden 12:40’ta ayrıldık.Dönüş rotamız dağın doğu yüzünden olacaktı. Yine orman içinden aşağıya hızlı bir şekilde indik. Bu kadar hızlı inmemize de çok şaşırdık. Kısa bir dinlenme molasından sonra Salın Yaylasına doğru yürümeye başladık. Birden dilimize bir türkü takıldı…

Beyaz giyme söz olur
Siyah giyme toz olur
Gel beraber kaçalım
Muradımız tez olur
Salına da salına da gel

Bir süre sonra Salın yaylasına geldik. Yaylada bir hareketlilik göze çarpıyordu. Bir iki araç sonra merakla bizlere bakan birkaç insan gördük. Bu arada Ziya Bey gruptan ayrılarak bir köylü kadınla konuşmaya başladı ve beş dakika sonra elinde ikinci bir poşetle geldi. Hepimiz merakla poşete baktık. Derken poşetin içinden yine mantar çıktı. Ziya Bey kendi topladıklarını yetersiz bulmuş olacak ki bir de köylülerden satın almış. Afiyet olsun dileklerimizle mantar sohbeti yaparak yayla evlerinin arasından geçtik. Dere yatağını takip ettik. Kanlıgöl Şelalesini selamladık, zaman zaman yola çıktık, çoğunlukla orman içinden bitiş noktamız olan Karagöl’e ulaştık. Saat 15:35’i gösteriyordu. Gölün etrafını da dolaşarak bol bol fotoğraf çektik ve bizi bekleyen aracımızın yanına geldik. Kısa bir hazırlıktan sonra İstikamet Kızılcahamam. Bu arada Rehberimiz Mustafa Karabulut gelen talepler üzerine Kızılcahamam merkezinde mola verebileceğini söylediğinde hepimiz mutlu olduk. Çünkü, alacak çok şeyimiz vardı ve yörenin pazarıydı. İlk olarak sıcak bazlamaların tadına baktık. Neyse gerisini anlatmayayım. Peynir, süt, tereyağı, sucuk, ceviz vs. aldığımızı söylemek istemiyorum.

Tam zamanında aracımıza bindik ve yola çıktık. Mustafa Bey kısa bir değerlendirme yaparak grubun uyumu, enerjisi ve sinerjisi için teşekkür etti. Biz de kendisine emeklerinden dolayı teşekkür ettik. Yolda kendi aramızda sohbet ederken zaman ne kadar da çabuk geçiyordu; birden Eryaman’a geldiğimizi fark ettik. Yol üzerinde bazı arkadaşlarımızı indirdikten sonra Maliye Bakanlığında faaliyetimizi bitirdik. İşte bir gün daha geçti. Dağlar bizi çağırdı biz de gittik ve uzun uzun anlatacağımız anılar biriktirdik.

Teşekkürler arkadaşlar, teşekkürler Madadost.

Engin ALKAN
Faaliyet Raportörü
10 Kasım 2014-Ankara

  • Etkinlik Fotografları
  • ya