Kalecik Hasayaz Yeşilöz-Akkaynak Köyü Yürüyüşü - 12 Ocak 2014 Pazar

KIŞ BAHARINDA SİSTE YÜRÜMEK...

12 Ocak Pazar sabahı saat 07.30'da Maliye Bakanlığı önünden Kalecik'e hareket ettik. Son iki arkadaşımızı yoldan guruba dahil olduktan sonra ekip tamamlandı. Gri soğuk bir Ankara sabahı. Lakin yüzler ve gözler güleç, aydınlık... Muhabbetse sabahın esrarlı sessizliğini bozmayacak kalitede...

Kalecik, Çankırı-Ankara yolu üzerinde, Ankara'ya bağlı bir ilçe. Tarihi MÖ 3500-4000 yıllarına kadar uzanıyor. Hititler ve Firigyalıların burada oturdukları tarihi kazılarla belgelenmiş. Kalecik'in rakımı 725 mt olmasına rağmen, hemen güneyinde bulunan İdris Dağı (1992 mt) yüksekliğiyle Ankara'nın en yüksek noktalarından biri. Kalecik rakımından dolayı çukurda sayılabilir; bu yüzden Kaleciğin "Küçük Mısır" ve "Küçük Adana" diye nitelendirildiği zamanlar olmuştur. Bu bölgeye özgü "Kalecik Karası Üzümleri" kalitesini ve farklılığını bu coğrafik özellikten almış olmalı...

Baykuş Boğazında verdiğimiz kısa kahvaltı molasından sonra, Hasayaz-Yeşilöz sapağına döndüğümüzde, kıraç bitki örtüsüne bakıp içimden "ne kadarda fakir bir coğrafya, bu yüzden buralarda çok yürüyüş rotası bulunmuyor." diye geçirdim. Ancak yürüyüşe başlayınca yanıldığımı anladım. Saat 09.23'de, 884 rakımlı Yeşilöz Köyünden Akkaya sırtına doğru yükselen vadiden yürüyüşe başladık. 20 dakika sonra uygun bir alanda stretcihing hareketleri ile ısındık. Ardından tanışma faslı ile neşelendik. Vadi tabanındaki çalılıkların geçişimizi engellediği noktadan yavaş yavaş yükselmeye başladık. Tırmandığımız bölge sumak çalılıklarıyla kaplı.

Tırmanış devam ederken doğa da bize sürprizlerini hazırlamaya başlamıştı bile....Çiçeğe durmuş erik ağaçları misali bembeyaz karla gelinliklerini giymiş ağaçlar ile sisin yarattığı nemin soğukla buluşmasıyla bitkilerin üzerinde oluşan karvari doğa olayından dolayı, pamuk tarlasında yürüyoruz sanki. Hele vadi tabanında bulunan ağaçların tüm dallarının bembeyaz olmuş halini anlatacak kelime bulamıyorum. "Kış Baharı" denilen şey ancak böyle bir rüya olabilirdi... Şaşkınlık ve sevincimizi gizleyemez olmuştuk ki; kendimizi 1339 metrelik ilk zirvede buluverdik. Saat 10.50.... Kısa bir nefeslenme ve fotoğraf çekimi mola sonrası yine daldık sislerin arasına. Birden indikten sonra tekrar tırmanmaya başladık. Yavaş yavaş yükseliyoruz, gurup uyumlu, tempo şahane. Yüksel başkanın espirileriyle gurup canlı ve dinamik, arada bende nasibimi alıyorum takılmalardan, gülüşüyoruz.... Saat 11.36'da 1416 mt.lik ikinci zirvedeyiz. Burada fazla kalmadan hemen 1300'lü rakımlara sırt hattına doğru inişe geçiyoruz.

Dağlarda en zor şey nedir diye sorarsanız? Ben kesinlikle, "hem tempolu yürümek, hemde fotoğraf çekmek" cevabını veririm. Çünkü bir elde makine, diğer elde iki baton. Bir yandan gözün gördüğü güzellikleri titretmeden ve doğru kadrajda kayıt altına alma derdi, bir yandan da hızla senden uzaklaşan gruptan kopma telaşı. Ancak gözümüzün gördüğünün ne kadarını yansıtabiliyoruz ki çektiğimiz fotograflarda? Yaşamak ve içine dalmak gerek bazen korkusuzca.... Yavaş yavaş yükselip 1400'lü rakımlarda yürüken, çam ormanında bulduk kendimizi... Buralar kıraç değilmiydi!... Görsel şölen başlıyordu, toplu fotoğraf kaçınılmazdı...Çam dallarındaki buz ve kırağıyı fırça darbeleriyle süsleyen doğanın marifetli ellerine sağlık.. Şaşkınım,sürekli fotograf çekiyorum.. Saat 13.30 sularında 15 dakikalık yemek molası...Devam....

İnişteyiz, ormandan çıktık, sisdeyiz. "Kış Baharı" ndaki erik ağaçları selamda, bembeyaz pamuk tarlalarındayız. 1350-1360 rakımlarda, yüksek ve kardiyo temposunda yürüyoruz. Karadeniz'deyiz sanki. Bazen sis aşağılardan basıp geliyor. Ve nihayet faaliyetin en yüksek noktasına 1479 mt.lik zirveye ulaşıyoruz.

Zirveden kısa bir inişten sonra saat 14.30 sularında Yüksel başkan "Kılçak Köyüne bir saatlik yolumuz kaldığını, daha saatin erken olduğunu, istersek 2 saatlik yürüyüş mesafesindeki Akkaynak köyüne devam edebileceğimizi" söyleyip, tercih yapmamızı istedi. Herkesten "size uyarız" yanıtını alınca da yönünü Akkaynak köyüne çevirdi. Yürüyüşümüz bir süre düz sırt hattında devam etti. Akkaynak Köyünün üstlerine ulaştığımızda yoğun sis altında ve kırılgan kayaların üstünden inişe başladık. Kayalar sisten dolayı nemli ve kaygan. Dikkatli iniyoruz. Yaklaşık 1 saatlik inişten sonra yoğun sisin gerilerinden köpek havlamaları gelmeye başladı. Doğru yoldaydık ve köye yaklaşmıştık. Aşağılara inip sisten kurtulunca gözlerimize inanamadık. Sözün bittiği yerdeydik.. Karşıda sırtta görünen köy evleri ve vadide beyaz gelinliklerini giymiş ağaçlar topluluğu. Bu görüntü nasıl anlatılır ki. Burada yaklaşık 10 dakikalık bir fotograf ve görüntüyü hazmetme molası veriyoruz. Bu arada görüntümüze dağdan inen koyun sürüsügiriyor. Tam bir şenlik.

100 metrelik yoldan devam edip, 1023 metre rakımlı Akkaynak Köyüne saat 16.00'da ulaşıyoruz. GPS kayıtlarına baktığımızda 16.5 km.yi, 6 saat 46 dakikada yürüyümüşüz. Ekip mutlu ve keyifli.

Doğayı sevenlerin adımları güçlü, nefesleri bol olsun ve de sağlık olsun...Gerisi teferruat diyorum. Madadostlu tüm dağdaşlarıma güzel günden selam olsun.....

Gülsen SALMAN
Faaliyet Raportörü
14 Ocak 2014-Ankara

  • Etkinlik Fotografları
  • ya