Kirmir Vadisi Yürüyüşü - 05 Mayıs 2013 Pazar

Faal ve yoğun birisi olarak hafta sonuna denk gelen etkinlikler ve faaliyetlerin çakışması yüzünden MADADOST faaliyetlerine her hafta katılamasam da ara ara yürüyüşlerde aranızda olmaya çalışıyorum. Bu hafta sonu da mezun olduğum liseden arkadaşlarla sabah kahvaltılı toplantı olmasına rağmen artık içimden yürüme isteği ağır bastığı için Kirmir vadisi yürüyüşünü tercih ettim.

Aracımız sabah saat 08.00'de Maliye Bakanlığı önünden 14 kişiyle hareket etti. Yoldan aldığımız 4 kişi ile birlikte 18 kişi olarak yolumuza devam ederken grup sorumlusu Adil Bey, grubu bilgilendirme konuşmasını yaptı. Aslında 17 kişi ile yürüdüğümüzü, ancak bu gün 1 kişi de konuğumuz olduğunu söyledi. Bizim dışımızda İstanbul’dan da Cengiz isminde dağcı, yürüyüşçü konuğumuz da bu hafta aramızdaydı.

Adil Bey, yürüyüşümüze Akçakavak Köyü yakınlarından başlayacağımızı ve Kirmir Vadisini takip ederek, Güdül-Uruş Köprüsünde bitireceğimizi ancak zamana, performansa ve koşullara göre köprü yerine Taşören Köyünde bitirebileceğimizi, bazen rotamızı Kirmir Çayının keseceğini, dereyi karşıdan karşıya geçmek zorunda kalacağımızı söyledi. Ayrıca, rehber yardımcısı olarak Bünyamin Bey’i, artçı olarak da her zamanki gibi Engin Bey’i tayin etti. Kendisini dikkatli dinlememden midir nedir bilemiyorum, “Nesrin Hanım da bugün grubumuzun raportörü” deyince, yanıma bloknot ve kalem almış olmama sevindim.

Saat 09.00'da Yenikent Kısmet Pide Kebap ve Çorba salonunda kahvaltı için molamızı verdik. Kahvaltı yapmadan çıkanlar sıcak çorbalarını içerken, kahvaltı yapıp gelenlere gıpta edildi. Kahvaltı sonrası eksik malzemelerimizi tamamlayıp tekrar yola koyulduk. Saat 10.00 gibi yürüyüş yapacağımız köye ulaşmış olduk, hazırlıklarımızı yapıp saat 10.15 civarı Akçakavak köyünden yürüyüşe başladık. Çok az bir mesafe gitmiştik ki karşımıza Kirmir çayı çıkıverdi, çok yoğun akan sudan geçmek yerine tekrar geriye dönüp köyün üst kısmından yürüyüşe başlama kararı alınarak o tarafa doğru yürümeye başladık. Bu arada Engin Bey çayın yanındaki düzlükte sabah ısınma hareketlerimizi ve tanışma faslını yapmayı önerdiğinde grup sorumlumuz Adil Bey bu faslı daha sonraya erteledi.

Uzunca bir yürüyüşten sonra düz bir alana geldiğimizde tanışma seremonisini gerçekleştirdik. Yürüyüşümüz esnasında oldukça ısındığımız için Isınma hareketi yapmadan direkt tanışma önerisi Grup sorumlumuzdan geldi ve önce kendisini tanıtarak başlangıç yaptı. Tanışma faslı bittikten sonra yürüyüşümüz olanca hızıyla devam etti. Yarı kuru, yarı sulu geçecek yolculuğumuzda uzun bir yürüyüşten sonra işin sulu kısmına gelmiştik. Hızlı akan Kirmir Çayından en uygun geçiş yeri aradık sonunda grup sorumlularımız suyun içindeki büyük taşları yan yana koyarak grubun geçişini kolaylaştırmak için geçiş yolu yapmayı uygun gördüler. Bünyamin Bey, sırtçantasının tepesinde taşıdığı, çoğumuzun “içinde ne var” diye merak ettiği turuncu renkli poşeti açıp içenden balıkçıların giydiği kasık çizmelerini çıkarıp giydi. Çizmelerle suya girdi, Adil Bey ve diğer erkek arkadaşlardan bazıları da paçaları sıvayıp ona yardıma gittiler, koca koca ağır taşları yan yana dizmeye başladılar.

Çok fazla emek ve zaman harcayarak oluşturdukları geçiş yolumuz hazır olduğunda sıra hepimizi teker teker bu taşlardan geçirmeye geldi. Önce Selma Aliye Hanım başarıyla ve alkışlarla geçişini tamamladı. İkinci sırada ben vardım, elimden tutan Bünyamin Beyden aldığım güvenle geçişimi yaparken yosun tutmuş taşların cazibesine kapılıp kayan botlarımın azizliğine uğradım, bir ayağım suya dalınca dengemi kaybettim, diğer bacağımı da kayaya çarptığımı ancak birkaç saat sonra dizimin ağrıyıp, morardığını görünce fark ettim. Grubun en son üyesi de geçişini tamamladıktan sonra kazasız belasız geçişi sağlamanın mutluluğuyla grup sorunlularımızın yorgunluğunu alıp götürdüğü yüzlerindeki ifadeden anlaşılabiliyordu.

Saat 12.15 civarı başladığımız sulu geçişimiz bize bir hayli zaman kaybettirdiği için hızlıca yürüyüşümüze karadan devam ettik. Sonra tekrar sulu bir geçişle karşılaştığımızda bu kez gruptakiler çıplak ayakla geçmeye karar verdiler. Botlar, çoraplar çıkarıldı, paçalar sıvandı ve karşıya geçişimiz başladı, havanın sıcak olmasından dolayı bunaldığımız esnada serin suda ayaklarımızın rahatlaması vücudumuza da yansımıştı. Derenin karşı tarafı hem öğlen yemeği için uygundu, hem de karnımız oldukça acıkmıştı. Arada ufak atıştırmamalardan sonra öğle yemeği zamanının geldiğini anlayıp yemek molası verdik. Bünyamin Bey, yemekte çorba olduğunu söyleyince şaşırdık, oldukça ağır görünen sırt çantasından bir termos dolusu tarhana çorbası, bir düzine de plastik bardak çıkarıp, çorbaları dağıtırken, bu çorbanın sabah bizi yolcu etmeye gelen Sedat Burak Algaç arkadaşımız tarafından grup için annesi tarafından yapılıp getirildiğini söyledi. Sedat arkadaşımıza çok teşekkür ediyoruz. Sanki yeni pişirilmiş kadar sıcacık çorbalarımız sandviçlerimize başlangıç olmuştu. Arkasından da yine Bünyamin Bey’in ikramı çaylarımızı da içerken Adil Bey, molamızın bittiğini söyledi. Ne çabuk, daha yeni oturmuştuk…

Yemeğin üzerine yokuş tırmanmak zor gelse de yolumuz uzun olduğu için biraz hızlanmıştık. Arada bir Erkan’ın sesini duyuyordum. “Arkadaşlar, hava sıcak ve çok hızlandınız, yürümekte zorlanıyoruz” diye sitem ediyordu. Haksız da sayılmazdı, hava çok sıcaktı ve terden su gibi olmuştuk. Zaman zaman Adil Bey, yanına Reha Beyi de alıp kesif için gruptan ayrılıyor ve grubun başına Bünyamin Bey geçiyordu.

Bir yere geldiğimizde çayın üzerinde telden bir köprü olduğunu gördük, köprünün ayağının yakınında da iki araç ve birileri vardı. Adil Bey, önde duran araçtakilere yönümüzü sorduğunda yabancı olduklarını, yolu bilmediklerini söylediler. İleridekiler bu yöreyi biliyorlardı ve bize köprüden karşıya geçip yolumuza devam edersek daha iyi olacağını söylediler. Önce köprünün sağlamlığı konusunda tereddüt yaşadık ama başka çaremiz olmadığı için önden Reha ve Adil Bey, arkasından bizler tek ve ikişerli olarak yavaş yavaş köprüden geçtik, geçerken de köprünün sallanmasından bir hayli telaşlandık. Köprüden geçip yolumuza karadan devam etsek de arada bir mecburen suya girmek zorunda kalıyorduk, Bünyamin Bey, balıkçı botlarıyla geçmek isteyenlere botu giydirip öyle geçiriyordu, artık botları çıkarıp çıplak ayakla geçmeye herkes alıştığı ve hoşlarına gittiği için çoğu arkadaş çıplak ayakla geçmeyi tercih ediyor sonra ayakları kurutup, botları ayaga geçirip tekrar yola koyuluyorduk.

Bu arada Erkan yine Veli’ye gönderme yapmadan duramadı. Her zamanki gibi muzipliğini yaptı.

Zaman bir hayli ilerlemişti ve bizim oldukça uzun bir yolumuz vardı. Yeni bir sulu geçişin ardından tekrar ya suyu geçecektik ya da sarp bir çarşaktan tırmanış yapacaktık. Aliye Selma Hanım, zor tırmanış yapmaktansa serin serin suyu geçmeyi önerdi, birkaç kişi de ona destek olduk, önerilen bu yol daha kestirmeydi ve bize zaman kazandıracaktı. Ancak Adil Bey, her zaman zor olanı tercih ettiği için tırmanış yolunu tercih etti. Bu yol grubu zorladığı için daha fazla zaman kaybetmemize neden oldu. Aracımızın bizi beklediği Güdül-Uruş köprüsüne doğru ilerlerken yine bir sulu geçiş yaptık. Karşıya geçtiğimizde karşılaştığımız Çoban, gideceğimiz yolun uzun olduğunu ve hava kararmadan varamayacağımızı, onun yerine karşıdaki tepeyi gösterip, o tepeden aşarsak Taşören Köyü’ne daha rahat ulaşacağımızı söyleyince tekrar botlar çıkarılıp sudan geriye geçmek zorunda kaldık.

Bizi köprüde bekleyecek olan aracımızın sürücüsüne telefon edip köye gelmesini söyleyerek, köye doğru yola koyulduk. Artık yolculuğumuzun sonuna yaklaşmıştık ve herkes yorgun, bitkin bir şekilde bir an önce köye ulaşmaya çalışıyordu. Uzaktan köpek sesleri gelmeye başlayınca köye yaklaştığımızı anladık. Bir süre sonra evler de göründü, hayvan pisliği kokularıyla köye girdiğimizde bizi ilk karşılayan inekler oldu. Saat 19.30 gibi vardığımız Taşören Köyü’nde iki köylü ve muhtarla karşılaştık, kendimizi tanıttık, muhtar bizi köy meydanına doğru götürürken grubun önünden giden Reha Bey ve Gülsen Hanım bizden önce köye varmışlar cami avlusunda dinleniyorlardı. Çeşme olduğunu görünce grup da cami avlusuna dalıp bir yandan serinleme bir yandan da aracımızı beklemeye koyuldu. Bu arada köyden ürün almak isteyenlere muhtar süt, yumurta ve yoğurt getirdi, herkes taze ürünlerden satın alırken aracımızın geldiğini gördük, üstümüzü değiştirip, eşyalarımızı yerleştirdik. Aracın dolabına sütleri koymak gerekince bu arada kaptanımız Mehmet Bey, dolaptaki kutular ne diye sorduğunda Bünyamin Bey kutuları getirmeye gitti, iki kutu fıstıklı baklavayı görünce hepimiz önce şaşırdık, sonra o baklavaları da sabah tarhana çorbasıyla birlikte Sedat arkadaşımızın getirdiğini öğrendik. Bir hafta önce üçüncü kez baba olan arkadaşımız bizlere yeni doğan "Duru Bebek" için baklava almıştı. Düşünceli davranışından dolayı Sedat arkadaşımıza tekrar teşekkür ediyor, "Duru Bebeğe" sağlıklı, uzun ömürler diliyoruz.

Ürünlerimizi alıp, tatlımızı da yedikten sonra yola çıkma vakti geldi ve geçti bile. Normalde 14 km civarında olan ve 6-6,5 saat sürmesi tahmin edilen faaliyetimiz 14 km. den fazla ve 10 saat sürmüştü. Saat 20.30 gibi yola koyulduk. Hepimiz yorgun ve bitkin haldeydik, Adil Bey günün değerlendirmesini yaptı. Ardından bundan sonraki etkinlikler hakkında bilgi verip, topluca sohbete başlandı. Yolda verilen ihtiyaç molasından sonra yolculuğumuz saat 22.00 sularında Maliye Bakanlığının önünde son buldu.

Faaliyet raporunu bitirirken, önce bizi kaybolmadan köye ulaştıran Adil Bey (Adil Bey’in yön bilgisine her zaman güvenirim, kaybolmayacağımıza da emindim) ve yardımcılarına, sulu geçişimizde taşlardan geçiş yolu oluşturan Bünyamin Bey ve yardımcılarına, artçılığı ve fotoğrafçılığıyla Engin Bey’e, her zamanki gibi zorlu geçişlerde birbirlerine destek olan grup üyelerine, Çorba ve baklava için MADADOST üyemiz Sedat Burak Algaç’a ve katılan herkese teşekkür ediyor, başka bir etkinlikte başka heyecanlar yaşamak üzere tekrar buluşmayı diliyorum.

Nesrin ARMAGAN
Faaliyet Raportörü
07 Mayıs 2013-Ankara

  • Etkinlik Fotografları
  • ya