Gerede Kazanlar Yaylası-Aktaş Yürüyüşü - 30 Haziran 2013 Pazar

Aracımızla 30 Haziran 2013 pazar sabahı saat 07.30'da Maliye Bakanlığı önünden Gerede'ye doğru hareket ettik. Faaliyetin liderliğini yapacak Tarık Bünyamin KAYA doğa yürüyüşü ve etkinlik esnasında uyulması gereken kurallarla ilgili kısa bir bilgi verdi. Görev dağılımı yapıldı. Artçımız her zamanki gibi Engin Hoca, raportör olarak ise Ben (Ahmet ÇİNKILÇ) görevlendirildim. Kızılcahamam Mevlana Tesislerinde verilen çay ve kahvaltı molasında kahvaltımızı yaptık, eksikliklerimizi tamamladık. Saat 10.30'da yürüyüşe başladık. Başlangıçta Uzunçam Deresini takip ediyoruz. Uygun bir alanda Kulübümüzün faaliyet klasiklerinden olan sabah sporu ve tanışma faslını gerçekleştiriyoruz.

Yürüyüşe devam ediyoruz. Erenler Tepeyi geçtik ve kuzey doğumuzdaki Kazanlar Yaylasına dığru yürüyoruz. Doğa yemyeşil, her yerden kuş sesleri geliyor. Böcekler, karıncalar avlanmak hayatta kalmak için yiyecek arıyor. Doğa o kadar cömert ki. Yürüyüşümüz büyük çoğunlukla orman içi hayvan patikalarından, zaman zaman da ormansız açık alanda devam ediyor. Derken birdenbire karşımıza 6-7 dönümlük bir alanı kaplayan bir gölet çıkıyor. Bu gölet Çatakboğazı Deresinin önüne bend çekilerek oluşturulmuş. Gölete yaklaştığımız da, bizden rahatsız olan göletin asıl sahipleri kurbağalar bir vıraklama kororsu halinde en güvenli mekanları olan gölete çekiliyorlar. Bir kaç dakika içinde kıyıda hemen hemen hiç kurbağa kalmadı. Kıyıda kurbağalar dışında bir o kadar çok Helikopter Sivrisineği var.

Göl kenarında ağaç altında su ve fotoğraf molası verildi. Bugün aramızda çok genç bir dağcı adayı var. Adı Karhan GÜRSEY ve henüz 11 yaşında. Mola bitince yürümeye devam ediyoruz. Saat 12.00 sularında Afşarsani Yaylasındayız. Karhan yorulmaya başladı. Daha sık mola vermeye başladık. Ancak "Yollar gide, gide; mahpus yata yata biter." der türkülerimiz. Saat 13.05'de İnköy Yaylasında yemek molası veriyoruz. Yaylada yaşam yok. Fakat bir evin kiremitleri kıpkırmızı ve "ben yeniyim" diye bağırıyor. Büyük yaşlı bir ağacın altında herkes yiyeceklerini çıkarıyor. Hemen yanımızda bir su tulumbası var. Daha yeni yapılmış. Atılan betonun üzerine yazılan tarih daha 14 gün öncesine ait. Tulumbanın suyu ise buzdolabından daha soğuk. Bu suyu içenler bilsin ki hayatları kesinlikle bir ay daha uzamıştır. Bünyamin beyin sürprizi karpuzdu. 10-12 kiloluk karpuz kesildi. Herkese ikram edildi. O sıcakta karpuz o kadar iyi geldi ki. Liderin sürprizleri devam ediyordu. Karpuzdan sonra çantadan iki litrelik termos çıkarıldı. Termostaki çay içilemeyecek kadar sıcak. Çaylar ikram edildi. Herkes birbirine bir şeyler ikram ediyor. İnanın 17 kişilik gruptan, 5 kişi hiç yemek getirmese dahi yiyecek konusunda sıkıntı yaşanmaz.

Yemekler yendi. Verilen 25 dakikalık yemek molası sona erdi. Yolcu yolunda gerek başladı yürüyüş. Daha 1 km gitmemiştik ki, Aydan Hanım telefonun olmadığını fark etti. Bir arama ekibi oluşturuldu. 15-20 dakika süren çabalar sonuçsuz kaldı ve malesef telefon bulunamadı. Aydan Hanım "Telefon değil, içindeki telefon rehberi daha önemli. Telefon zaten ömrünü tamamlamıştı. Bulaanında işine yaramayacak." diyordu. Bu olumsuz olay grubun ekstradan dinlenmesini sağladı.

Tekrar yürümeye başladık. Ancak genç dağcı adayı Karhan çok yorulmuştu. Normal güzergahı tamamlaması mümkün görünmüyordu. Lider kısa bir istişareden sonra yolu kısaltmayı ve faaliyetin bitiş noktası olan Aktaş Köyüne kestirmeden inmeye karar verdi. Artık orman içi patikalardan değil, köye inen Susuzhocam Deresini takip eden orman yolundan yürüyoruz. Dere adı gibi susuz. Ama derede o kadar çok kelebek var ki, rengarenk oradan oraya uçuşuyorlar. İnsan gözlerine inanmıyor. O kadar güzel bir görüntüyü insan kelimelere dökemiyor. İnsanların imdadına fotograf makineleri yetişiyor. Çektikleri fotograflar ile bu anı ölüsüzleştirmeye çalışıyorlar. Tabii kelebekleri fotograflamak kolay değil. Bir bakıyorsun konuyor, tam düğmeye basacaksın, pır uçuyor. Sende arkasından bir başkasını fotograflamaya çalışıyorsun. Karhanın yorulmasıyla değiştirdiğimiz güzergahta bu güzellikleri görmüştük.

Liderin grubu uyarmasıyla yola devam ediyoruz. Biraz yürüdükten sonra karşımıza Damişmentler Mandırasın çıkıyor. Binalar harap olmuş, bahçeler bakımsızlıktan çalılarla kaplanmış. Ancak bakılan kullanılan bahçeler kendisini belli ediyor. Bahçeler tertemiz, meyve ağaçları bakımlı. Aktaş Köyünün üstündeki taş ocaklarına geliyoruz. Dozerler dağı parça parça etmek için uğraşıyor. Kamyonlar da un ufak olmuş taşları çekiyor. İnsan ve makinalar el ele vermiş, harıl harıl doğayı katletmeye çalışıyorlar. Taş ocaklarının olduğu bölgeden geçen derenin adı Çetak Deresi. Ortada dere mere kalmamış. Taş ocaklarının döküntüleri dağ gibi dereyi de ortadan kaldırmış.Derenin sadece haritalarda adı kalmış.

Saat 16.30'da Aktaş Köyüne ulaşıyoruz. Aracımız bizleri bekliyor. Ankara'ya dönüşe geçiyoruz. Grup lideri günün özetini yapıyor. Ankara'ya ulaştığımızda saat 19.45 olmuştu. Güzel bir faaliyet gerçekleştirdik. Tüm grup dağcılık disiplin ve kurallarına hareket etmeye çalıştı. Hiç ikaz edilmediği halde tüm faaliyet boyunca hemen hemen tek sıra halinde yürüdük. Buda Madadost farkıydı herhalde.

Ahmet CİNKILIÇ
Faaliyet Raportörü
03 Temmuz 2013-Ankara

  • Etkinlik Fotografları
  • ya