Kıbrısçık - Ayı Deresi Yürüyüşü - 29 Aralık 2013 Pazar

DAĞCI DAĞDA GEREK,

2013 yılının son faaliyeti, uzun süre ara verdim. (Bunun bir sürü nedeni var. Yani anlayacağınız uzun hikaye) Günlerden cumartesi ve ben hem heyecanlı hem de endişeliyim. Bir yandan epeydir göremediğim sevgili dostlarımı görecek ve çok sevdiğim dağlarda yeniden nefes alacağım diye heyecanlanırken; diğer yandan da uzun süre ara vermekten dolayısı yürüyüp yürüyemeyeceğim konusunda endişeliyim. Olsundu, yürüyemesem de Madadost vardı arkamda beni beklerler nasılsa diye sabah heyecanla kalktım. Ve beni arabaya bineceğim durağa her zaman olduğu gibi canım babam bıraktı.

Saat 07.30'da Maliye Bakanlığından hareket eden aracımız saat 08.00'e doğru Optimum’un karşısından beni ve Ziya beyi aldı. Tanıdık yüzler gülen gözleriyle karşıladı beni.(Madadost’lu olmayı seviyorum) Aman Tanrım o da ne? Sanki minibüs değil de, yılbaşına özel hazırlanmış bir mekan. Mutlu yıllar afişi, özenli takılmış süsler ve balonlar. Hazırlayanların ömürleri dağlarda geçsin. Yola devam, her yıl olduğu gibi Engin bey inceliğiyle hazırlanmış yeni yıl dilekleri çikolataya sarılmış çekilişle dağıtıldı. İnanılır gibi değil bu çekilişle gizli dilekler ortaya çıkmasın mı, Yüksel beye yeni bir rakip olduğunu bu sayede öğrendik. Hayırlısı ne diyelim. Madadost Geleneksel Yeni Yıl Yemeğine katılmayanlara (ya da katılamayanlara) taciz! konuşmalarıyla sürdü yolculuğumuz. Beypazarı Mevlana Lokantasında kahvaltı molası verdik. Annemin sabahın kör karanlığında hiçbir emekten kaçınmayarak yaptığı ekmek balıkları ve diğer ıvır zıvır çay, çorba ile kahvaltımızı yaptık. Molaları (20 dakika) nedense hep sevmişimdir. Tüm ihtiyaçlar giderildi aracımıza binip Kıbrısçık'a doğru yola koyulduk.

Ve yürüyüşe başlayacağımız Kıbrısçık-Karaşar yol ayrımını geçtikten 5-10 km sonra durduk. Saat 10.00 sularından botlarımız sıkıca bağlanmış, batonlar hazırlanmış, bereler eldivenler giyilmiş halde yürüyüşe başladık. Manzara harika, her zaman olduğu gibi yürüyüşümüze dik bir çıkışla başladık. Bir müddet sonra tanışma ve ısınma hareketleri için mola verdik. Başlangıçta tanımadığım ama yürüyüş sonunda çoktandır tanıyormuş gibi hissettiğim 16 Madodost’lu ile birlikte yürüyorum. Ooof of nefesime sahip olamıyorum Yüksel liderim. Kesinlikle bir daha bu kadar ara vermeyeceğim.

Menşure önde, ben arkada oflaya poflaya devam ediyoruz. Bizi kim yetiştirdi, kısa bir süre sonra açılıyoruz ve Yüksel beyin sık sık "ARKADAKİLEER" uyarısına maruz kalsakda; mis gibi ormanın keyfini çıkara çıkara en arkada yürüyoruz. Saat 11.30'da Karlık tepesindeyiz. Bira nefeslenme molası ve fotoğraflar çekimi. Artık buradan sonra yolumuz hep iniş ve kolaylaştı diye düşünürken, Yüksel bey Ayı deresine gireceğimizi söyleyip, dik bir tepeden vadiye doğru yöneliverdi. Dik bir parkur ve azıcık kalan karın etkisiyle buz üzerindeymişcesine kayıyor. Birbirimize destek ola ola vadiye iniyoruz. Vadi güneş görmediğinden deredeki sular cam gibi, buz tutmuş. Buraları dikkatli geçiyoruz. Zaman zaman yolumuzu vadiye devrilmiş devasa çam ağaçları kesiyor. Ama manzara müthiş.

Nihayet saat 13.30 sularında Yüksel Bey devasa çam ağaçlarıyla çevrilmiş ve vadiyi hafifçe yukarıdan gören bir bölgede öğle yemeği için mola verince, çıkınlar açıldı. Çıkınlardan çıkanlar arkadaşlar ile paylaşıldı ve güle oynaya sohbet ede ede karnımızı doyurduk. Günün en güzel espriside bu yemekte ortaya çıktı zaten. Adnan bey ile Ömer’in anlattığı hindi hikayesi müthişdi. Gülmekten karınlarımıza ağrılar girdi. Ömer Adnan beyin öğrencisi, Adnan bey molaları nasıl anlattıysa çoçuğa, biz molayı bitirip kalktığımızda; Ömer daha mola boyunca hazırladığı ton balıklı ekmeğinin yarısını bile yiyememişti. Çünkü mola sadece 20 dakika.

Mola sonrası tekrar vadideyiz. İnsan yemek sonrası tekrar yürümekte zorlansa da, doğada öğle yemeğinin düşündükçe ne keyifli olduğunu farkediyorsun. Dağda düz yol yok. Bazen dimdik bir iniş. Sadece dik olsa neyse, yarı buz tutmuş kayalar, yosunlanmış çarşaklar, buz tutmuş su birikintileri dik inişin bonusları. Yüksel beyin güven veren uyarıları, diğer arkadaşların gerektiğinde kendilerini siper etme halleri; düşenler, kayanlar, oturanlar.

Nihayet saat 16.30 sularında dik ve kayalık bir parkuru indikten sonra, Cuma Deresi üzerinde bulunan Deveci Köyü Köprüsünde bizi bekleyen aracımıza ulaşıyoruz. Günün sonuna gelmiştik. 10.00 da başladığımız yürüyüşümüzü 16.30'da toplam 6.5 saatte bitirmiştik. Geçilen o kadar riskli bölgelere rağmen tüm katılımcılar sorunsuz ve sağlıklı bir şekilde günü bitirdiğinden;

Ben diyorum ki: EN İYİ DAĞCI EVE SAĞLAM DÖNEN DAĞCIDIR.

Aydan ERTEKİN
Faaliyet Raportörü
04 Ocak 2014-Ankara

  • Etkinlik Fotografları
  • ya