Kızılcahamam Saraycık Köyü-Soğuksu Milli Parkı Doğa Yürüyüşü - 02 Kasım 2012 Pazar

02 Kasım 2012 pazar sabahı 19 kişi saat 08.00'de kadrolu şoförümüz Mehmet Bey yönetimindeki aracımızla Kızılcahamama hareket ettik. Yüksel Bey, her faaliyette olduğu gibi yine, kendine has uslubuyla klasik hoşgeldiniz konuşmasında, bizlere doğada uymamız gereken kuralları hatırlattı. Bu etkinlikte lider yardımcısı olarak Adil Bey, artçı olarak Ziya Bey ve raportör olarak ben belirlendim. Bu faaliyetimizde Kulübümüzle ilk kez yürüyecek 4 yeni arkadaşımız vardı. Bunlar Mustafa Beyin eşi Gülseren KARABULUT; Sedat'ın eniştesi Mehmet AYDOĞAN; Kulübümüzü uzun zamandır takip etmekle birlikte ilk kez katılmaya karar veren eski maliyeci Ali YERLİ Üstad ile daha önceleri başka gruplarla yürümesine rağmen, bu hafta sonu bizimle yürümeye karar veren Hatice Hanım idi.

Saat 08.55'de Kızılcıhamam Mevlana'da çay ve kahvaltı molası verdik. Mola sonrası aynı yerde mola veren başka bir grubun arabası ile arabamızı karıştıran Hatice Hanımı, diğer gruba kaptırmadan; saat 09.25'de mola yerinden ayrıldık. Saat 09.50'de yürüyüşümüzün başlangıç noktasına ulaştık. Burası Saraycık köyünden yaklaşık 1 km ileride; Saraycık, Mahkeme Ağacı ile Doymuşören Köy yollarının birleştiği yol kavşağı ve yüksekliği 1340 mt. Kısa bir hazırlıktan sonra saat 09.55'de sol taraftaki "Dedenin Tepesi" sırtına doğru yürüyüşe başladık. Hava açık ve sıcaklık yürüyüş için idealdi. Aralık ayından beklenmeyen bir sıcaklık vardı. Saat 10.15'de doğal spor merkemize ulaştık. Doğa ile iç içe yapılan ısınma hareketleri; tanışma faslında gruptaki "mutlu, gururlu, öz, has vb. Çorumlu" arkadaşları tesbit ettikten sonra, saat 10.30'da yürüşümüz kuzey yönüne doğru devam etti.

Saat 10.50 sularında sık çamlarla kaplı ormanda yürürken Adil Bey’den Melih Cevdet Anday’ın "Rahatı Kaçan Ağaçlar" şiirini dinlemek bir başka güzellik olarak hafızalarımıza yazıldı. Melih Cevdet Anday'ın şiirdeki “Tanıdığım bir ağaç var” mısrasını kesin olarak Yüksel Bey için söylediği fikrinde uzlaştık. Çünkü Adil Bey, Yüksel Beyin bölgedeki her taşı, her ağacı tanıdığına emindi.

Ormanda verdiğimiz kısa bir su molasında, ağaçların cazibesine kapılıp bu faaliyette kulüp flaması ile ilk fotoğrafımızı çektirdik. Bu arada ormanın her yerinde domuzların tarla gibi sürdüğü yerler dikkat çekiyordu. Yürüyüşümüz yaklaşık 20 dakika sırtta devam ettikten sonra, tekrar yeni bir tepeye doğru tırmanmaya başladık. Tırmanış esnasında gökyüzünde iki Karaakbabanın flörtleşme dansını seyretme imkanına sahip olduk. Saat 11.55'de tepenin düzlüğündeydik. Saat 12.40'a kadar aralıksız yürüdük. Zaman zaman Milli Parkın sınırlarını belirleyen yıkılmış dikenli tellerle karşılaştık. "1540 mt.lik Göltepe" nin son düzlüğünde arkamıza ormanın oluşturduğu manzarayı fon ederek kulüp flamamızı ikinci kez açıp fotoğraf çektirdik. Burada artçımız Ziya Bey kendini flamanın önüne atarak rahle görevini üstlendi. Yüksel Bey karşımızda yükselen "1725 metrelik Süleyman Doruk Tepesini" işaret ederek yemek molasını orada vereceğimizi ve oraya yaklaşık bir saatte ancak ulaşabileceğimizi açıkladı. Saat 12.45'de Süleyman Doruk Tepesine doğru yola çıktık. Bu arada domuzların çıkardığı sesleri çok yakınlarımızda duymaya başladık. Ben şimdiye kadar katıldığım hiç bir yürüyüşte yaban hayvanlarının seslerini bu kadar yakından ve net bir şekilde duymamıştım. Telsizlerimize karışan avcıların konuşmalarından ve uzaklardan gelen tüfek seslerinden domuzların koca ormanda kaçacak yer bulamadıklarını ve insanlara bu yüzden bu kadar yaklaştıklarını anladık.

Süleyman Doruk Tepesine ulaştığımızda saat 13.45 olmuştu. Rüzgar almayan uygun bir yerde yemek molası verdik. Yemek molasında yine herkes çantalarındaki yiyecekleri birbirleriyle paylaşmak için yarışırken, Süleyman Doruk Tepesi klasik Madadost paylaşım anına tanıklık ve evsahipliği yaptı. Çamların yeşilliği ve meşe ağaçlarının sarılığının birbirine karıştığı bir ortamda karınlarımızı doyurduk, dinlendik.

14.20'de tekrar kuzeye doğru orman içine daldık. Orman o kadar sıktı ki, lider yardımcısı Adil Bey burada rota takibini bıraktığını itiraf etti. Zaman zaman çamların altında büyümeye çalışan çalılıklar yürüyüşümüzü ciddi anlamda zorlaştırıyor, saramış yapraklar arasına gizlenmiş boy boy mantarları görmek ise güzelleştiriyordu. Çalılar yüzümüze çarpmasın, gözümüze batmasın derken zorluğu olmayan ama yağmur etkisiyle kayganlaşan yamaçtan aşağıya inmeye başladığımızda saat 15.15 olmuştu. Saat 16.00 sularında kısa dik yamacın sonrası “Soğuksu Tepesine” ulaştık. Buradan Soğuksu Vadisi ve Kızılcahamam net olarak görülebiliyordu. Yüksel Bey karanlığa kalacağımızı düşünerek geri kalan iniş kısmını dik vadi içinden yapmak yerine, patika yoldan yapmaya karar verdi. Patikadan yapılan yetmiş dakikalık bu yürüyüşte (yaklaşık 5-6 Km.) gündüzden geceye geçişi ve bütün gün bizi ısıtan güneşin yerini aya bırakmasını izledik. Saat 17.10'da, yürüyüşe başladıktan 7 saat 20 dakika sonra 1040 mt rakımlı Soğuksu Milli Parkı girişinde bizi bekleyen aracımıza ulaştık.

Burada bizi bir süpriz bekliyordu. Bünyamin Bey Muharrem Ayı dolayısıyla Ankara'da hazırlatıp getirdiği ve sabahleyin arabada bıraktığı aşureleri bizlere ikram etti. Yorgunluğun üzerine bu sürpriz çok iyi geldi. Afiyetle aşurelerimizi yedikten sonra saat 17.30'da Ankara'ya dogru dönüşe geçtik. Kızılcahamam Mevlana Lokantasında verdiğimiz çay ve ihtiyaç molasından sonra saat 19.15'da Ankara'ya ulaştık. Güzel bir gün geçirmiş olmanın tatlı yorgunluğuyla evlerimize dağıldık.

Yelda CANER
Faaliyet Raportörü
04 Aralık 2012-Ankara

  • Etkinlik Fotografları