Uruş Kabaca-Karaşar Dereli Köyü Doğa Yürüyüşü - 25 Kasım 2012 Pazar

Bu görevin verilmesini engellemek amacıyla koltuğuma gömülsem de, Yüksel Beye yakalandım ve faaliyetin raporunu yazma görevi bana verildi. Bende elimden geldiği kadar Uruş Kabaca Köyünden başlayıp, Karaşar Dereli Köyünde sona eren yürüyüşümüzü sizlere raporlamaya çalışacağım.

Sabah 07.30 da Maliye Bakanlığının önünden başlayan yolculuğumuz sessiz ve sakin devam etti. Ayaş’ta verdiğimiz çay ve kahvaltı molasında çorbalarla karnımızı doyurduk. Güdül’ün Türk mimari tarzında yapılmış olan evlerini aracımızın camından görerek yolumuza devam ettik. Saat 10.00 sıralarında Kabaca Köyüne ulaştık. Kısa bir hazırlıktan sonra saat 10.10 da yürüyüşe başladık. Hava açık, gökyüzünün maviliğinde öbek öbek dağılmış bulutlar sanki bir pamuk tarlası gibi güzel görünüyor. Hava sıcaklığı yürüyüş için ideal. Başlangıçta dere yatağını takip ediyoruz. Sonbaharın tüm güzel renk tonlarını barındıran ortamdayız. Van Gogh’un “Çerçeve Yok İçindesiniz” sergisine nispet eder gibi. Boyanın markasını sorarsanız bilmiyorum.

Lider Yardımcısı olarak görevlendirilen ve Grup Lideri Yüksel Beyin arkasında yürüyerek rotayı öğrenmesi gereken Bünyamin Bey, tüm yürüyüş sırasında Yüksel Beyin arkası yerine grubun hemen hemen her yerinde yürüyerek farklı bir öğrenme yöntemi gösterdi bize. Zaten Yüksel Beyin de rotayı öğretmeye pek niyeti yoktu ki, kendisine çok fazla bilgi vermedi. Bir saat dere yatağında yürüdükten sonra, yukarılardan gelen iki derenin birleştiği ve tek kola dönüştüğü yerde bulunan Çatakköy Yaylasına ulaştık. Burada iki büyük ağıl var. Ağıllar tamamen tiftik keçileriyle dolu. Çobanlar otlardaki çiğin kurumasını bekliyorlar. Otlar kuruduktan sonra keçileri doğaya salacaklar. Yetiştiricileri olan gönlü güzel insanlarla biraz sohbet ettikten sonra yolumuza devam ediyoruz. Sohbet ettiğimiz çobanlar Çatakköy Yaylasının eski bir Rum yerleşkesi olduğunu, önümüze çıkacak yıkık ev temellerinin eski zamanlardan kaldığını dillerinin döndüğünce bizlere aktardılar. (Ankara’ya dönünce bölgede Mnizos antik kenti bulunduğunu öğrendim.) Çobanı karı koca olan ilerideki ağıldaki keçiler yayılmaları için ağıldan salınınca, bir süre köpek havlaması, keçi melemesi ve çıngırak sesleri arasında yürüyüşe devam ettik. Ne huzur vericiydi. Çoban köpekleri aynen bir boğa edasıyla toprağı tek ayağıyla deşeleyerek havlıyordu.

Çatakköy Yaylasından itibaren dere yatağından ayrılıyoruz ve tepeyi yan keserek yürümeye devam ediyoruz. Yolumuzu yağmur ve heyelanlarla oyulmuş uçurumlar kesiyor. Buralardan keçilerin oluşturduğu patikaları takip ederek, adrenalini yüksek yan geçişler yapıyoruz. Bölge peri bacaları şeklinde ve dümdüz toprak zemin üzerine tek başına yükselen ilginç kaya oluşumları barındırıyor. Karşımızda ulaşmamız gereken dik bir tepe var. Tırmanmaya başlamadan mola veriyoruz. Bir şeyler atıştırıp, sularımızı yudumladıktan sonra yumuşak bir tırmanışla 1453 metre yüksekliğindeki tepeye ulaşıyoruz. Bu yükseklik fethedileceği Peygamberimiz tarafından müjdelenen İstanbul’u hatırlattı bana. Kim bilir bir gün İstanbul’da da yürüyüz. (Yürümediğim bir orası kalmıştı.) Yüksel Bey, bizi direk tepeden geçirmek yerine sol tarafa devam eden patikadan açık bir alana götürdü. Burasının manzarası müthiş. Aşağımızda kalan vadinin içi Peri Bacaları ile dolu. Peri Bacalarını arkamıza fon ederek grup fotoğrafı çektiriyoruz. Daha sonra sırtı aşıp, orman içinden inişe geçerek Avdan Gölüne ulaşıyoruz. Avdan Gölünün suyu azalmış olsa da, sonbaharın güzelliği ve gölün üzerine düşen yansımalarıyla görüntüsü müthiş. Üç saattir yürüyoruz ve yemek molamızı burada veriyoruz. Molada kimimiz karnını doyururken, kimileri de gölün güzelliklerini fotoğraflamakla meşgul oldu.

Moladan sonra orman içinden rutin devam eden yürüyüşümüz Dereli Köyünü gören tepeye gelince değişti. Köy yukarıdan çok yakın görünüyordu. Ancak Yüksel Bey burada “şu ana kadar yürüdüğümüz beş saati unutmamızı, asıl yürüyüşün şimdi başlayacağını, inişimizin çok dik ve zor bir parkurdan gerçekleşeceğini, bu nedenle dikkatli ve yavaş bir şekilde inmemiz” gerektiği konusunda bizlere uyardı. Grup üyelerini bir bayan bir bay şeklinde sıralayıp, tecrübeli üyeleri tecrübesiz arkadaşlardan sorumlu yaparak uygun bir noktadan inmeye başladık. Rota gerçekten çok dik ve çok dikkatli olmak zorundayız. Bu arada bazı arkadaşların korkması yüzünden tempomuz iyice düştü. Hava kararmaya başladığında biz hala inmeye devam ediyoruz. Allahtan gökyüzünde dolunay var. Kafa lambalarımızı çıkarıyoruz ve inişimizin son bir saatini karanlıkta yapmamıza rağmen, sıkıntısız bir şekilde karşıda bizi bekleyen aracımıza saat 18.00 sularında ulaşıyoruz. Yürüyüşümüz 8 saat sürmüştü. Şöförümüz Mehmet Bey çayı demlemiş. Çayı termosa aktarıp hemen yola koyulduk. Ayaş’ta yine çay ve çorba molası verdik ve saat 19.30 sularında Maliye Bakanlığına ulaşıp, faaliyetimizi sağ salim tamamladık.

Sonsuza dek gerçek yüzünü gösterecek olan doğada olmak güzeldi.

Kadriye DEMİREL
Faaliyet Raportörü
26/11/2012-Ankara

  • Etkinlik Fotografları