Ayaş Abdüsselam Dağı Tırmanışı/Doğa Yürüyüşü - 08 Ocak 2012 Pazar

Bu hafta sonu (08 Ocak 2012 Pazar) yılın ilk kar yağışının keyfini çıkarmak ve küçükte olsa dağ tırmanışı yapmak amacıyla 16 kişilik bir grupla Ayaş Abdüsselam Dağındaydık. Daha önceki haftalarda planladığımız ancak ertelemek zorunda kaldığımız bu faaliyeti, Meterolojiden hafta sonunun kar yağışlı olacağı bilgisi de alındıktan sonra yapmak zorunlu hale geldi ve gruba kısaca bir mesaj geçildi. "Meterolojiye göre hafta sonu kar yağışlı ve bu havada dağ tırmanışı yapmak isteyenleri bu faaliyete bekliyoruz" mesajına talep yoğun oldu ve 16 kişilik kadromuz hemen doldu. Buradan da anlaşılıyor ki, Madadost grubu günlük güneşlik havalarda kırlarda olmak yerine; karda, tipide dağda olmayı tercih ediyor.

Pazar sabahı saat 08.00 de Maliye Bakanlığının önünde toplanıp, Yenikent'e doğru hareket ettik. Şehirde hava kapalı ama yağış yok. Umudumuz dağda yağışın olması. Yenikent'te bir çorbacı bulup kahvaltımızı yaptık, eksikliklerimizi tamamladık ve tırmanışa başlayacağımız Abdüsselam dağının eteklerinde kurulu olan Gökler Köyüne saat 09.30 da ulaştık. Burada bizi yağmur karşıladı. Kısa bir hazırlık ve dağın karlı olan bölümünden tırmanışa başladık. Zaten toprak zeminde yürümenin imkanı yok. Toprağa bastığında ayakkabının altına yapışan çamurdan ve çamurun kaymasından adımını atamıyorsun. Temennimiz yükseldikçe yağmurun yerine karın alması ve kar seviyesinin yükselmesi. Birkaç yüz metre yükseldiğimizde yağmur yerini sisle beraber kar yağışına bıraktı. Rüzgar almayan bölgelerde keyif veren kar yağışı, sırtlarda tipi haline dönünce, insanın yüzünü bıçak gibi kesiyor. Yükseldikçe Kar yağışınında etkisiyle kar seviyesi 20-25 cm. bulmaya başladı. Şiddetli kar yağışı, önümüzdeki dik parkur ve ve kar seviyesi ile birlikte kalın bir sis tabakası bizi iyice yavaşlattı. Kar ve sisten dolayı göz gözü görmüyor. Nereye gittiğimiz görmüyoruz. Bu karanlıkta bir sırta ulaştık. Normal koşullarda sırttan sola dönüp, 30-40 metre düzlükte yürüdükten sonra dağ külahını tekrar tırmanacağımız dik bir parkura ulaşmamız lazım. Şiddetli tipi altında sırttan sola döndük. Sırtta düzlükte ilerliyoruz. Herşey normal gözüküyor. Ancak 25-30 metre sonra zemin dikleşeceğine, iniş eğilimi göstermeye başladı. Acaba parkurda biraz sapmış olabilirmiyiz diye bakarken sisinde hafifçe dağılmasından külah sırtı yerine sırtan önce sola döndüğümüzü anladık. Zirve hafifçe gerimizde sağımızda yükseliyordu. 20-30 metre geri döndük ve sağımızdaki zirve külahına dik bir şekilde tırmanmaya başladık. Yükseldikçe tipi şiddetini arttırdı. Tipinin şiddetinden gözümüzü açamıyoruz. En sonunda zirvenin altındaki kayalıklara ulaştık. Kar seviyesi ve kayaların üstündeki buzlardan dolayı buradan gçemek mümkün değil. Daha rahat bir geçiş noktası bulmak amacıyla biraz sağa kaydık. İki kaya kütlesinin arasından önümüzde yükselen kulvara girdik. Burası oldukça dik bir bölüm ancak rüzgar almıyor. Bu bölgede biraz kendimize geldik ancak kaymamak için oldukça dikkatli yükseliyoruz. Sırta ulaştığımızda şiddetli rüzgar bizlere tekrar merhaba demekte gecikmedi. Herkesin dik parkuru sıkıntısız bir şekilde geçip, bir araya toplanmasından sonra hep birlikte zirveye giden son 100 metreyi yürüdük. Tırmanışa başladıktan 3 saat sonra saat 12.30 da 16 kişilik grubun tamamı zirveye ulaşmıştı. Ancak tipiden dolayı zirvede zaman harcamak mümkün değil. Gösterdikleri çaba ve performanstan dolayı tüm grubun birbirlerinin zirvelerini kutlamaları ve fotograf çekiminden sonra hemen dağın güneydoğu yönünden inişe başladık. İnişimiz sırt hattını takip ettiğinden, grubumuz uzun zamandır şiddetli tipiye maruz kalmakta ve artık ıslanan eldivenler yüzünden üşümeye başladık. Bir an önce rüzgar almayan kuytu bir yer bulup, grubumuzu dinlendirmek lazım. Sisten dolayı yönümüzü de çok fazla bilemeden önümüzdeki derin vadiye doğru yolumuzu çevirdik. Vadiye indikçe rüzgarın etkisi azaldı. Uygun bir yerde mola verdik ve insanlar sıcak bir şeyler yudumlayıp, bir şeyler atıştırarak kendilerine gelmeye çalıştılar. Artık vadiyi takip edeceğiz. Umudumuz bu vadinin bizi aracımzın beklediği köye ulaştırması. Ancak vadi yapı olarak çok güzel. Alçaldıkça kar azaldı. Vadide iki kez yolumuzu dik uçurumlar kesse de, vadiden akan derenin bu uçurumlarda oluşturduğu şelalelerin manzarası buraları geçmek çektiğimiz sıkıntılara değdi doğrusu. Vadi tabanı genişlemeye başlayınca yolumuz da düzleşti. Güneş hafifçe yüzünü gösterince, yürüyüşümüzün sonları keyifle tamamladık. Saat 15.00 sularında yürüyüşe başladıktan 5,5 saat sonra bir asfalta çıktık. İşte asıl hikaye burada başlıyor.

Sabahleyin tırmanışa Abdüsselam Dağının Doğu yüzünde bulunan Gökler Köyünden başlayıp, dağın güneybatısında bulunan Tekke Köyünde tamamlamayı planlamıştık. Tabii tırmanış esnasında tipi, yoğun sisten yönümüzü doğru belirlemeye çalıştık. Bizler indiğimiz asfalt yolun Gökler ile Tekke Köyünü bağlayan yol olduğunu ve Tekke Köyünün sağımızda, Gökler Köyünün ise solumuzda ve bizimde Gökler Köyüne yakın olduğumuzu düşünerek Gökler Köyüne doğru yürümeye başladık. Bulunduğumuz yerde hiçbir telefon şebekesi çekmiyor. Yoldan da doğru dürüst araba geçmiyor. Yaklaşık bir 15 dakika yürüdükten sonra karşıdan bir arab geldi. Arabayı durdurup, Tekke ile Gökler Köyünün nerede olduğunu sorduğumuzda aldığımız cevap bizleri sersemletti. Bizlerin indiği yer Tekke Köyünün de sağında ve köye yaklaşık 20 km uzaklıkta Ayaş'a yakın bir yermiş. Aracımız bizi Tekke'de bekliyor. Köye ulaşmamız lazım, telefonlar çekmiyor, yoldan da araç geçmiyor. Gökler Köyüne yürüyoruz diye başladığımız yol aslında bizi Tekke Köyüne götürecek ama daha dünyanın yolu var. Arkadan bir araba gelirse ona binip Tekke Köyüne veya telefonun çektiği bölgeye ulaşıp aracımızı çağırmayı planlıyoruz. Bu sırada arkamızdan bir tavukçu kamyoneti geldi ama 5-6 km sonra yoldan ayrılacakmış. Olsun, oraya gidip en az cep telefonuyla şöföre ulaşabilirim. Grubun diğer üyeleri yürümeye devam ederken ben aracımıza ulaşmak içinkamyonetin yoldan ayrıldığı yere kadar gittim. lanet olsun ki burada da telefon çekmiyor. Bu arada telefonumun şarjı soğuktan bitti bitecek, gidip geliyor. Yürümeye devam ediyorum. Arkadan bir başka aracın gelmesi için dua ediyorum. Yok kardeşim, kimse gelip geçmiyor sanki bu yoldan. Yürüyerek bir düzlüğe ulaştığımızda uzaklardan Tekke Köyü göründü. Yürüyerek köye ulaşmak saatler alır. Sürekli elimde olan telefonumda bir dilim de olsa çekim gücü görününce şöförü aradım. Tam şöförümüz Mehmet beyin "alo" deyişini duymamla, telefonumun şarsının bitmesi bir oldu. Artık yapabilecek bir şey yok, köye kadar yürüyeceğiz. Bu arada karşıdan bizim araca benzer bir minübüs geliyor. Yaklaştıkça dah çok bizim araca benzemeye başladı. Gözlerime inanamıyorum. Gelen araç bizim minübüs. Nasıl seviniyorum. Ama şöför niye bu tarafa geliyor anlamadım.

Araç gelip önümde durup, şöföünün Mehmet Bey olduğunu görünce aracın bizim araç olduğuna inandım. Binince anladım ki, arkada yürüyen arkadaşlar telefon çeken bir bölgeden şöföre ulaşmışlar ve yerlerini tarif ederek çağırmışlar. Yaklaşık 15 km gittikten sonra arkadaşları yolun kenarında beklerken gördük. Arkadaşlar şöföre ulaşınca beklemeye geçmişler ve herkesin keyfi yerindeydi. Ayaş'a yakın olduğumuz için geri dönmedik ve Ayaş'a doğru devam ettik. Ayaş'ta verdiğimiz molada ıslak giysilerimiz değiştirip, sıcak çorba ve çayla kendimize geldik. Ankara'ya hareket edip, saat 18.00 de faaliyetimizi sağ salim bitirdik.

Heyecanlı keyifli ve beklediğimiz gibi zorlu bir faaliyet oldu. Belirlediğimiz noktadan çok uzaklarda bir yerlere inmemiz bile bizim için keyif konusu oldu. Bazen bilinmezlik bizleri daha fazla heyecanlandırmıyormu?

  • Etkinlik Fotografları