Kazbek (Gürcistan) Tırmanışı - 14/20 Ağustos 2017

İra'da gerçekleştirdiğimiz Sabalan ve Demavend tırmanışlarından sonra Kulübümüzün 2017 yılı faaliyet programında bulunan yurtdışı tırmanışlarından bir diğeri olan Gürcistan-Kazbek zirve tırmanışı için Yüksel ALPKAYA liderliğinde, Gülsen SALMAN, Melek SAN, Ülkü YÜKSEL, Ahmet KAYA ve Mustafa KARABULUT'tan oluşan 6 kişilik bir ekip oluşturuldu.

Gerekli tüm hazırlıklar tamamlandıktan sonra 14 Ağustos 2017 Pazar gününün ilk saatlerinde, 00.15'de İstanbul Sabiha Gökçen'den Pegasus Havayolları ile Tiflis'e hareket edip, yaklaşık 2,5 saatlik bir uçuştan sonra saat 03.00 sularında Tiflis havalimanına iniyoruz. Burada karayolu ile Türkiye'den gelip bize katılacak arkadaşlarla buluşacağız. Bayram, Kazım, Erhan ve Mukadder Türkiye'de basın mensubu olarak çalışıyorlar ve Kars'tan kiralayacakları bir minibüs ile bizden önce buraya gelip, bizi aldıktan sonra hep beraber Kazbek Köyüne geçmeyi planlamıştık. Ancak henüz gelmemişler. Onları beklerken havaalanındaki döviz bürolarının birinde 100 dolar bozdurup Gürcistan'ın para birimi olan Lari alıyoruz.

Yaklaşık 2-2,5 saatlik bir bekleyişten sonra arkadaşlar geldi. Yolculuk esnasında yaşadıkları bazı aksiliklerden dolayı gecikmişler. Aslında bizden bir gün önce gelip Tiflis'i gezmeyi planlarken, şimdi bizden sonra gelebildiler buraya. Nihayet gün yeni yeni ağarmaya başladığında bizlerde çantalarımızı araca yüklemiş ve Kazbek köyüne doğru yola koyulmuştuk. Bize yolculuk esnasında kendisi bir Azeri Türkü olan ve Tiflis'te özel bir televizyonda kameramanlık yapan Elchin isimli arkadaş rehberlik yapıyor. Güzergahımız bizim Karadeniz bölgesine benziyor. Her yer yemyeşil. Elchin'de anlaşılabilir bir Türkçe ile bizlere geçtiğimiz yerler hakkında bilgiler vermeye çalışıyor. Kahvaltı için küçük bir köy lokantasında durup, Gürcistan'ın meşhur Hacapuri'leri ile karnımızı doyuruyoruz. Lokantanın terasında kocaman bir baraj gölünün manzarası bizlere eşlik ediyor.

Tiflis-Kazbek arası yaklaşık 135 km ve minibüsle 3,5-4 saat falan sürüyor. Bizim de yolculuğumuz 4 saat falan sürüyor ve saat 12.30 sularında 1800 metre rakımlı Kazbegi-Gergeti köyüne ulaşıyoruz. Kazbek köyü etrafı dağlarla çevrili çok şirin bir köy. Köye ulaştığımızda 2 kişi yanımıza yaklaşıyor ve Bursa'dan geldiklerini bizimle birlikte ana kampa kadar gidip gidemeyeceklerini soruyorlar. Yüksel hoca kabul edince ekibimiz 12 kişiye çıkıyor.

Yüksel hoca bu tırmanışı planlarken Kazbek köyünde yardım ve destek için bir Azeri Türkü olan Samir'le konuşmuş. Köye inince ilk işimiz Samir'i bulmak oluyor. Samir'in meydanın hemen ilerisinde, bankanın karşısında küçük bir bakkal dükkanı var ve iyi Türkçe bildiği için genelde Türkiye'den giden dağcılar Samir'den yardım ve destek alıyorlar. Samir'in dükkanından son eksiklerimizide tamamladıktan sonra Samir'in ayarladığı araçlarla köyün hemen üzerindeki tepede bulunan Sameba Kilise'sine doğru hareket ediyoruz. Araçlar sanki midibüs gibi ama 4x4 özelliğe sahip; markası Mitsubishi-Delica. Altışar kişi alıyor. Bu araçlardan Türkiye'de yok. Muhtemelen bu tür yerler için özel üretilmiş. Çünkü yola çıkıp yamuk yumuk yolda bir o tarafa bir bu tarafa yata çıka yükselmeye başladığımızda anlıyoruz araçların ne kadar mükemmel olduğunu. O kadar kötü yolda banamısın demeden, zorlanmadan tırmanıyorlar. -tırmanış sonrasında Kazbek Köyüne indiğimizde yolların niye bu kadar kötü olduğunu ve niye düzeltilmediğini Samir'e sorduğumuzda; bölge halkının sahip oldukları araçlar ile bu bozuk yol sayesinde para kazandıkları, eğer yol düzeltilirse herkesin kendi aracıyla yukarıya çıkabileceğini ve bu nedenle yolların düzeltilmesini istemediklerini öğreniyoruz.-

Yaklaşık yarım saatlik bir yolculuk sonrası Sameba (Holy Trinity Kilisesi) Kilisesinin bulunduğu tepeye ulaşıyoruz. Kilise sol taraftaki tepenin ucunda hemen göze çarpıyor. Rakım yaklaşık 2170 metre. Burası yemyeşil düzlük bir alan. Bugün aslında yukarıya en azından 2900 metredeki Yeşil Kampa gitmeyi planlıyorduk ama hem yorgunuz hemde oldukça geç kaldık. Fazla zorlamadan, birazda dağın keyfini çıkarmak için bugün burada kamp atmaya karar verip, yemyeşil çimlerin üstüne çadırlarımızı kuruyoruz. Etrafımızda yılkı atları dolaşıyor. Biraz dinlendikten sonra gezmek için Kilise'ye gidiyoruz. Kilise köye hakim bir tepenin üzerinde kurulmuş, manzara müthiş. Karşıda devasa dağlar, aşağıda Kazbek köyü, arkamızda ise muhteşem Kazbek dağı.

Hava yavaş yavaş soğumaya başladı. Güneşin etkisi geçer geçmez daha fazla soğuyacağı aşikar. O nedenle çok fazla zaman kaybetmeden kampa dönüp akşam yemeğini yiyoruz. Sonrasında sıcak bir kaç bardak çay ve ertesi güne hazır olmak için erkenden çadırlara girip, harika bir uyku çekiyoruz.

15 Ağustos 2017 Salı

Sabah erkenden uyanıyoruz. Kendimizi gayet dinç hissediyoruz. Böyle bir yerde, böyle bir havada geç kalkmanın veya kendini yorgun hissetmenin imkanı yok. Kahvaltı sonrası kampımızı toplayıp yüklerimizi atlara verdikten sonra, 3700 metre yükseklikte bulunan Meteo Kampına doğru saat 09.00 sularında yürüyüşe başlıyoruz. Meteo'ya giden patika gayet belirgin ve ilk önce bir süre yatay dönerek ilerliyor, sonrasında yavaş yavaş set set yükselerek devam ediyor. Yükseldikçe de manzara güzelleşiyor. 3 saatlik bir yürüyüş sonrası saat 12.00 sularında 2900 metre rakımlı Yeşil Kampa ulaşıyoruz. Burada kısa bir mola verip, kaynaktan eksilen sularımızı tamamlıyoruz. Bu arada hafif hafif yağmur başlıyor. Yağmurluklarımızı giyiyoruz. Yeşil kampı biraz geçtikten sonra Gergeti buzulunun altında eriyen buzullar muhteşem bir şelale oluşturmuş. Burada fotograf çektirmeden olmazdı ki, bizde çektirdik.

Yeşil kamptan sonra artık zemin değişmeye bıraktı. Yeşil çimenlikler yerini toprağa ve taşa bıraktı. Bu arada yağmurda şiddetlenmeye başlıyor. Yağmurla birlikte zemin çamurlaşmaya başladı. Kısmen kayalık, kısmen çamurlu bölgeyi hızlıca geçip nihayet Gergeti buzuluna ulaşıyoruz. Meteo kampı yukarıda belirginleşmeye başladı. Buzulu kontrol ettikten sonra krampon takmadan yavaş yavaş ama dikkatli bir şekilde buzul üzerinde tırmanmaya başladık. Geçiş yapacağımız mesafe yaklaşık 500 metre kadar. Buzulun üzeri derin ve büyük çatlaklarla dolu. Bu arada eriyen buzlar, buzulun üzerinde yer yer küçük derecikler oluşturmuş. Bu bölgelerin altının sağlam olup olmadığını bilmiyoruz. Bu nedenle yavaş hareket ederek ve bastığımız yerin sağlam olduğuna kanaat getirdikten sonra adımımızı atıyoruz. Önce buzul üzerinde sağımızda yukarıya doğru devam eden dev bir yarığı takip ederek dik olarak yükselip; sonrasında da yarığın sona erdiği noktadan sağa Meteo'ya doğru dönüp buzulun bitişine doğru hafifçe inip, toprak zemine ulaşıyoruz. Buzulu geçtikten sonra patikayı takip ederek saat 15.00 sularında 3653 metre rakımlı Meteo kampına ulaşıyoruz. Sabah yürüyüe başladığımız Kilise'den buraya 6 saatte gelmişiz.

Bu arada bu binanın adı "Meteo" olarak bilinse de, resmi adı "Bethlemi Hut" diye geçiyor ve 1950'lerde Ruslar tarafından meteroloji istasyonu olarak inşa edilmiş. Şimdilerde dağevi olarak kullanılmakta ve içinde mutfak ile dağcıların kalabileceği 15 kadar oda var. Burada kalmak isterseniz gecelik kişi başı 25 Lari ödüyorsunuz. Ancak biz çadır kuracağız. Kamp alanı düzlük ancak taşlık bir bölge. Oldukça da kalabalık. Her yer çadır dolu. Uygun bir yer bulup çadırlarımızı kuruyoruz. Çadırlarımızı kurduktan sonra kamp alanına keşfetmek için kısa bir tur attığımızda kampta Bursa, İstanbul, Gebze ve Samsun'dan gelmiş çok fazla Türk sporcunun olduğunu görüyoruz.

Bu arada hava halen kapalı ve sanki yağmur yağacak gibi duruyor. Zaman zaman aşağılardan gelen bir sis bulutu kamp alanını kaplıyor ve göz gözü görmüyor. Ancak Yüksel hocanın önceden yaptığı araştırmalara göre, bu gece -16 Ağustos sabahı- sabaha karşı hava açacak ve öğleden sonraya kadar güneşli olacak. Öğleden sonra hava tekrardan bozmaya başlayacak. Bu nedenle daha kampa yeni gelmemize ve yorgun olmamıza rağmen Yüksel hoca bu gece 01.00'de kalkış ve saat 02.00'de tırmanışa başlama kararı veriyor. Zaten havada kararmak üzere. Saat 19.30 gibi çadırlarımıza çekilerek dinlenmeye geçiyoruz.

16 Ağustos 2017 Çarşamba

4-5 saatlik bir uyku sonrası gece saat 01.00 sularında uyanıyoruz. Kahvaltımızı yapıp, gerekli hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra saat 02.00 gibi artık tırmanış için hazırız. Emniyet kemerlerimiz üzerimizde, batonlarımız, kazmalarımız, sırt çantalarımız her şeyimiz hazır. Toplam 9 kişiyiz. 6 kişi biz 3 kişi de basından arkadaşlar. (Erhan rahatsızlığı nedeniyle kampta kalmaya karar veriyor.) Kamp alanı oldukça hareketli. Havanın iyi olacağını bilen tüm dağcılar zirve denemesi için ayakta. Bizler de Yüksel hocanın son kontrollerinden sonra saat tam 02.00'de kamp alanından ayrılıyoruz.

Gecenin zifiri karanlığında önümüzde arkamızda yürüyen en az 20 grubun öbek öbek tepe lambaları görünüyor. Harika bir görüntü. Kamptan ayrıldıktan sonra önümüzdeki grubun izlediği patikayı takip ederek inişli çıkışlı bazen çamur, bazen taşlık ve kayalık bölgelerden geçiyoruz. Bazen kayalıkların arasında izler kayboluyor ve araları devasa yarıklarla açılmış bölge bölge buzullar arasından geçiyoruz. Bu nedenle Yüksel hoca mümkün olduğunca öndeki grupla arayı açmamaya çalışıyor.

Saat 05.00 sularında gecenin karanlığı sona erip hava hafiften ağarmaya başladığında bizler de kalıcı buzulun girişine ulaşıyoruz. Burada kısa bir mola verip, kramponlarımızı takıyoruz ve toplam 9 kişi iki ayrı ipte ip birliğine giriyoruz. Buradan itibaren baton yerine kazmalarımızı kullanacağız. Batonlarımızı sırt çantalarımıza yerleştiriyoruz. Buzul üzerinde sonsuz bir beyazlığın içinde yavaş yavaş yükselerek 4350 kampına doğru ilerliyoruz. Buraya gelmeden önce Türkiye'de yapılan antreman tırmanışları ile daha 10 gün önce İran'da gerçekleştirdiğimiz Demavend ve Sabalan tırmanışlarının ekibin kondüsyonuna katkısı belirgin olarak görülüyor. Ekibin kondisyonu çok iyi.

4350 kampını geçtikten sonra sırta kadar parkur biraz daha dikleşiyor. Burayı nefeslene nefeslene tırmanıyoruz. Artık yorulmaya başladık. Sırta ulaştığımızda sabahtan beri ilk defa güneşi tenimizde hissediyoruz. Burada bir mola verip bir şeyler atıştırıp, sıcak bir şeyler içerek güç toplamaya çalışıyoruz. Buradan itibaren tırmanışın başlangıcından beri sağımıza alarak tırmandığımız dağ kütlesinin arkasına geçeceğiz ve dik bir şekilde yükselerek zirveye ulaşacağız. Attığımız her adımda biraz daha yükseliyoruz. dağ bize çok güzel manzaralar sunuyor ve mümkün olduğu kadar bu anları fotpgraflamaya çalışıyoruz. Ancak bu fotograf çekimlerinin birinde, bir anda kar tipi eldivenimin biri elimden kayıp düşüverdi ve daha yakalamaya fırsat bile bulamadan bir kaç saniye içinde yaklaşık 150 metre kadar aşağılara yuvarlanıp, durdu. Düşünün bulunduğumuz yerdeki eğimi. Yapacak bir şey yok. Bu yorgunlukla eldiveni almak için tekrar o kadar aşağıya inmeyi gözüm yemiyor. Hava şu anda müsait. Eldiven olmadan da idare edebilirim diye düşünüyorum. Dönüşte düştüğü yerde kalırsa alırız deyip tırmanışa devam ediyoruz.

Zirve külahının altındaki 4900 metredeki bele ulaştığımızda saat neredeyse 08.30 olmuştu ve biz oldukça fazla yorulmuştuk. Artık zirveye çok az kaldı. Buradan zirve çok yakınmış gibi görünüyor ancak parkur oldukça dik ve oldukça kalabalık. Bir yandan tırmananlar, bir yandan da inenler. Bizim şu anda adım atacak halimiz yok. Herkes kendini karların üzerine bırakıyor. Dinlenmeye çalışıyoruz. Hava muhteşem güzel, güneşli. Bir kaç gündür sürdüğünü öğrendiğimiz kötü havadan eser yok. Çok şanslıyız.

Biraz dinlendikten sonra, son bir gayretle zirve için hareketleniyoruz. Burada eğim oldukça fazla ve zemin buz. Parkur S'ler çizerek yükseliyor ve herkes hemen hemen aynı tempoyla tırmandığından ekiplerin arasında hiç boşluk yok. Bu durum parkurda zirveden inenlerle karşılaşıldığında oldukça fazla risk yaratıyor. Tırmananlar ip birliğinde keza inenlerde. Gruplardan herhangi birisinden biri kaysa herkesi derleyip toparlayıp aşağılara kadar götürür. Bu nedenle parkur oldukça tehlikeli ve çok dikkat etmek gerek. Ancak Yüksel hocanın tecrübesi ve sıkıntılı noktalarda yaptığı uyarılarlarla tırmanışa iyice konsantre oluyoruz ve birbirimizi de uyararak tırmanmaya devam ediyoruz. Burada her 20-30 metrede bir S'ler çiziyoruz. Artık adımlarımız iyice kısaldı ve yorgunluktan her üç beş adımda bir nefeslenme molası veriyoruz. Ancak çok az kaldı ve biz bu zirveyi başaracağız.

Veeeee saat 09.30 sularında, tırmanışa başladıktan 7,5 saat sonra zirvedeyiz. Veeeee başardık. Toplam 8 kişi (Yüksel Alpkaya, Gülsen Salman, Ülkü Yüksel, Ahmet Kaya ve Mustafa Karabulut ile basından 3 arkadaşımız Bayram Şahin, Kazım Özbek ve Mukadder Yardımcıel) 5047 metrelik Kazbek Dağının zirvesindeyiz. Muhteşem bir manzara, muhteşem bir mutluluk. Zor bir zirveye inatçı bir mücadele ile sonunda başarı ile ulaştık. Zirve kalabalık. Zirveye ulaşan herkes birbirini kutluyor, tebrik ediyor. Hava güzel, günlük güneşlik. Zirvenin tadını çıkarıp bol bol fotograf çekiyoruz.

Zirvede geçirilen yaklaşık bir saatin sonunda saat 10.30 sularında inişe geçiyoruz. Çok da geç kalmak istemiyoruz. Çünkü öğleden sonra hava bozacak ve bizler hava bozmadan kampa ulaşmak istiyoruz. İniş, çıkış kadar riskli ve tehlikeli. Çok dikkatli bir şekilde diğer tırmanıcıları da tehlikeye atmadan iniyoruz. Külahı indikten sonra sırt düzlüğünde verdiğimiz kısa bir mola sonrasında sırt hattının dik yamacından açılan izleri takip ederek inmeye devam ediyoruz. Eldiveni düşürdüğümüz yere geldiğimizde, eldivenin hala kaydığı yerde durduğunu görünce, Yüksel hocadan izin alıp ip birliğinden çıkıyorum. Yavaş ve dikkatli bir şekilde inip eldivenimi alıyorum.

Yamacı indikten sonra yemek molası veriyoruz. Ancak acıkmış gibi hissetmemize rağmen inanın fazla bir şey yiyemiyoruz. Birkaç parça bir şey atıştırıp, birazcık dinlendikten sonra tekrar hareket ediyoruz. Bu arada gece karanlıkta geçerken görmediğimiz muhteşem buzulların ve çatlakların arasından geçiyoruz. Manzara bizi büyülüyor. Buzulların üzerlerinde yüzlerce kırık ve çatlaklar var. 4350 kampını geçerken kamp kurmuş grupların çadırlarını toplayıp, inişe geçtiğini görüyoruz. Bizim önümüzde 4 kişilk Polonyalı bir grup yürüyor, onları takip ediyoruz. Ancak bir süre sonra onların kırık ve çatlak buzulların olduğu riskli bir bölgeye doğru ilerlediklerini gördüğümüzde, hızla onları takibi bırakıp sabah tırmandığımız rotaya giriyoruz. Bugün havanın güneşli ve sıcak olması buzullarda oldukça fazla erimeye neden olmuş. Bunu gözle görebiliyoruz.

Sabahki rotaya girip, dağın dibine yanaştığımız bir sırada yukarılardan gelen bir gümbürtüyle irkiliyoruz. Sanki dağ yıkılıyor. Güneşin etkisiyle eriyen buzulların etkisiyle kopan devasa kaya parçaları aşağılara, taa bizim bulunduğumuz yere kadar çok şiddetli akıyor. Tüm gruplar hızla dağın dibinden kaçmaya çalışıyor. Neyse ki kopan kaya parçaları bizlere kadar ulaşmıyor ama anlıyoruz ki her an dikkatli olmak zorundayız. Bu arada önce hafif hafif başlayan yağmur, bir süre sonra yerini dolu ve kar yağışına bırakıyor. Buzulun bitiş noktasına geldiğimizde kar yağışı altında kramponlarımızı çıkarıp, ipten çıkıyoruz. İpler toplanıyor ve kazmalarla birlikte çantalara yerleştiriliyor. Batonlarımızı çıkarıp taşlık ve çamurlu bir patikadan kampa doğru devam ediyoruz. Nihayet saat 16.30 sularında sorunsuz bir şekilde kampa ulaşıyoruz. Herkes çok yorgun ama çok mutlu. Herkes kendini çadırlara atıyor.

Kısa bir dinlenme sonrası ceşmeye gidip buz gibi suyla ellerimizi, yüzlerimizi ve ayaklarımızı yıkayıp temizleniyoruz. Yorulmuşuz, hemde çok yorulmuşuz. Herkes bir an önce çadırlara çekilip, dinlenmek istiyor. Çadırda hemen su ısıtıp Ahmet beyle birer bardak çorba içiyoruz. Sonrasında uyuyup kalmısız. Saat 22.00 gibi bir uyanıyorum ki, gözlerim cayır cayır yanıyor. Gözlerimi açmak mümkün değil. Ağrıdan duramıyorum. Ahmet bey halen uyumakta. Anlıyorum ki, bugün tırmanış esnasında gözlük kullanmadığımdan güneş ışığı, kar ve buz gözlerimi bu hale getirmiş. El yordamıyla zar zor çadırdan çıkıp dağ evine gidiyorum. Buradaki görevliden yardım istiyorum. Sağolsun görevli gözüme damla damlatıyor ve çay demine pamuk batırıp gözümün üstünde bekletmemi söylüyor. Söylenenleri yapıyorum. Birazcık rahatlayınca uykuya dalmışım.

17 Ağustos 2017 Perşembe

Sabah uyandığımda gözlerim hala yanıyor ve ben hala gözlerimi açamakta zorlanıyorum. Ancak akşama göre nispeten daha iyiyim. Yanma kısmen azalmış ancak görme oranım % 50'lerde. Üstelik Ahmet bey de aynı durumda. Bu koşullarda kahvaltımızı yapıyoruz. Yüksel hocanın gözleri de etkilenmiş ancak o bizlere nazaran daha iyi durumda. Zar zor çadırları topluyoruz ve çantalarımızı aşağıya getirmesi için atlara bıraktıktan sonra saat 10.00 sularında Meteo kamp alanından ayrılıp inişe geçiyoruz. Ben gözlerimdeki sıkıntıdan dolayı Yüksel hocanın arkasında, onun bastığı yerlere dikkat edip aynı yerlere basarak inmeye çalışıyorum. Buzulda sıkıntı yaşarım diye endişeliydim ancak buzulu kaymadan, düşmeden geçiyorum. Buzulu bitirip taşlık patikada ilerlerken buzuldaki kadar şanslı değildim ve bastığım bir taşın ayağımın altından kaymasıyla kendimi çok kötü bir şekilde yerde buluyorum. Çok kötü düşmüştüm. Elimde, dizimde oluşan bir kaç yaranın tedavisi Ülkü hanım ve Gülsen hanım tarafından yapıldıktan sonra inişe devam ediyoruz.

4,5 saatlik bir iniş sonrası saat 14.30 sularında Sameba Kilisesinin bulunduğu düzlüğe geldik. Çantalarımızı getirecek katırlar henüz gelmemiş. Çantalarımızı beklerken oturup manzaranın keyfini çıkartıyoruz. Yaklaşık bir saat sonra katırlar kamp yüklerimizi getirdiğinde, zaman kaybetmeden eşyalarımızı araçlara yükleyip, Kazbek köyüne inişe geçiyoruz. Köye indiğimizde saat neredeyse 16.00 olmuştu. Kazbek'te çok fazla zaman kaybetmeden Samir'le vedalaşıp bizi bekleyen aracımızla Tiflis'e doğru yola koyulduk. Tiflis'e ulaştığımızda Elchin'in ayarladığı bir otele yerleştik ve minibüsle Kars'a devam edecek basından arkadaşlarla vedalaşıyoruz. Oysa bizim uçağımıza daha 2 günümüz var. Şansımızdan hava koşullarının denk gelmesinden dolayı dağda zaman kaybetmediğimizden, yedek gün olarak planladığımız günleri şehirde (Tiflis'te) geçirebilecektik.

İki gün boyunca (18-19 Ağustos Cuma ve Cumartesi günleri) Tiflis'i karış karış gezdik. 20 Ağustos Pazar sabaha karşı saat 04.00'da Tiflis'den İstanbul'a; İstanbul'dan da Ankaraya uçtuk.

Bu muhteşem faaliyeti yapmamıza vesile olan, gerek hazırlık gerekse de faaliyetin ve yolculuklarımızın tüm aşamalarında çok titiz davranan ve faaliyetimizin başarı ile bitmesinde çok emek veren Kulüp Başkanımız sayın Yüksel Alpkaya'ya ve diğer tüm katılımcı arkadaşlarıma Tifliste bize çok yardımcı olan Gürcistanlı Elchin kardeşime sonsuz teşekkürler.

Mustafa KARABULUT
10 Eylül 2017 - Ankara

KATILAN SPORCULAR

1.) Mustafa KARABULUT
2.) Melek SAN
3.) Ülkü YÜKSEL
4.) Gülsen SALMAN
5.) Ahmet KAYA
6.) Bayram ŞAHİN
7.) Kazım ÖZBEK
8.) Mukadder YARDIMCIEL
9.) Erhan
10.) Yüksel ALPKAYA

  • Etkinlik Fotografları