Berit Dağı Tırmanışı - 07/09 Ocak 2017

Etkinliğin Adı : III. Ulusal Berit Dağı Kış Tırmanışı (3054 m.)

Türü : Kış tırmanışı

Tarih : 07-09 Ocak 2017

Hava Durumu : Kamp alanına yaklaşma yürüyüşü süresince kar yağışlı ve hafif rüzgârlı. Tırmanış esnasında Yoğun kar yağışlı yer yer tipi şeklinde fırtınalı. Sıcaklık birinci gün gündüz (3), gece (-3) derece. Tırmanış esnasında fırtına rüzgârın da etkisiyle (-8), gündüz (0) derece.

Zemin Durumu : Tamamen ıslak ve yapışkan kar ve tabanı buzla kaplı bir zemin. Kınıkgöz Köyünde kamp kurulan bölgede tamamen karla kaplı bir zemin.

Teknik Malzeme :1 adet yarı teknik, 2 adet klasik kazma, 3 çift tam otomatik krampon, 3 adet kask, 3 çift baton, 1 adet çelik HMS karabina, 2 adet kilitsiz düz kapı karabina, 10 metre tüp perlon bant, 2 metre 6 mm. yardımcı ip, kar küreği. (Kazma ve karamponlar dönüş kararı nedeniyle kullanılmamıştır.)

Kamp Yeri : Kınıkgöz Köyü - 1860 rakımında bulunan kamp alanı.

Tırmanış : Kamp alanından 2400 metre irtifaya kadar 2 saat 15 dakika,

İniş : 2400 metre irtifadan kamp alanına dönüş 1 saat 30 dakika.

Lider : Fahri YILMAZ (Berit Dağcılık)

Lider Yardımcısı : Mustafa KARA (Berit Dağcılık)

Ulaşım : Ankara- Kahramanmaraş arası otobüs ile, Kahramanmaraş-Kınıkgöz Köyü arası Berit Dağcılık Kulübünün temin ettiği araçlar ile.

Öneriler : Zemin kar olduğu için normal çadır kazıkları kullanılamaz. Bunların yerine 30-40 cm boyunda alimünyum köşebentler yada bu boyda 1,5x1,5 cm tahta çıtalar daha kullanışlı olacaktır. Islak ve yapışkan kar nedeniyle birkaç çift eldiven bulundurmakta fayda var.

07 Ocak 2017 Cumartesi

06 Ocak Cuma gecesi saat 23.00'de, Ankara AŞTİ'den Kahramanmaraş'a hareket ediyoruz. Ekip 4 kişi. Ben Cüneyt AYTEN, eşim Naziye AYTEN, Ahmet KAYA ve Gülsen SALMAN. Rahat geçen bir yolculuktan sonra saat 06.30 sularında Göksun ilçesine ulaşıyoruz. Gördüğümüz manzara havanın nasıl olacağı konusunda bizleri oldukça tedirgin ediyor. Her yer karla kaplı ve çok fazla kar var. Kınıkgöz Köyü’nün rakımının buradan daha yüksek olduğunu düşünürsek, karşılaşacağımız kar manzarası daha ürkütücü olabilirdi.

Saat 08.00 sularında Kahramanmaraş otogarına girdik. Hava oldukça soğuk. Toplanma yeri olarak Osman Sayın Spor Salonu belirlenmişti. Burada bizi güler yüzlü Kahramanmaraşlı dostlar karşıladılar. Kahvaltı yapıyorlardı ve bizi de davet ettiler. Bu güne kadar yediğim en lezzetli zeytin ve zeytin sosu ile burada tanıştım. Eski TDF Başkanımız Alaattin KARACA Hocam ve sevgili kardeşim Adem’de tam bu arada yanımıza geldi. Hep birlikte muhteşem bir kahvaltı yaparak sohbete koyulduk. Saat 10.45'de faaliyet için kayıt yaptırıp, fotoğraf çektikten sonra Göksun ilçesine doğru yola çıktık. Göksun ilçesine geldiğimizde saat 12.30 olmuştu.

Önce Göksun Kaymakamlığı önünde kısa bir fotoğraf çekimi ve kısa bir eksik tamamlama alışverişinden sonra saat 13.15 sularında Kınıkgöz Köyü’ne doğru yola koyulduk. Yolculuğumuz oldukça maceralı geçti. Aracımız kara saplandı. Aracı kurtarmak için 15 dakika kadar uğraşmak zorunda kaldık. Kınıkgöz köyüne ulaştığımızda saatlerimiz 15.45'i gösteriyordu. Plana göre buradan kamp alanına kadar kamp yüklerini traktörler taşıyacak. Ancak aşırı kar yağışı yolu kapatmış. Bu sebeble kamp yüklerimizi kendimiz taşımak zorunda kaldık ve bu karda kamp yüküyle yürümek bizleri oldukça fazla yordu.

Kamp alanına ulaştığımızda süratle yanımda getirdiğim kar küreği ile çadır yeri için kar temizliğine ve zemini sertleştirmeye başladık. Bu arada kar yağışı iyice etkisini artırdı. Kulübümüzden tırmanışa katıldığımız üç arkadaş yan yana çadırlarımız kurdu. Çadır arkadaşım başka bir kulüp adına faaliyete katılmıştı. O çadırın içerisini düzenlerken ben de çadırların dışına kar duvarı yapmaya başladım. İlginçtir bir kış faaliyeti olmasına rağmen bir çok arkadaş kar küreği getirmemişti. Kürekleri olmadığı içinde, kar temizleme işini tencere kapağı ile yapmaya çalışan arkadaşlar vardı. Kar küreği ile işimiz bitince ihtiyacı olan diğer arkadaşlarla küreğimizi paylaştık. Çadırı gerdirmek için bazı yerlerde içerisine kar doldurulmuş poşet kullanmak zorunda kaldım. Bazı yerlere ise kazıkların dibine su dökerek buz tutmasını sağladım ve sabitleyebildim. Gece şiddetini artıran rüzgâr, ne kadar doğru bir iş yaptığımı bana gösterdi.

Çadıra girebildiğimde saat 17.30’u geçmişti. Güzel bir akşam yemeğini hak etmiştik. Yemek hazırlıklarına başlarken ayağıma giydiğim kaz tüyü patiklerin faydasını bir kez daha gördüm. Birkaç kez dışarı çıkıp çadırın üzerinde biriken karı temizlemek ve çadır eteklerine biriken karı kar duvarının dışına atmam gerekiyordu. Bu işlemi gece boyunca birkaç kere tekrarladık. Bol su tüketmek adına güzel bir kuşburnu çayı demledik. Yanımızda getirdiğimiz kuruyemişlerle güzel bir akşam geçirdik. Zirve çantamızı da hazırlayarak termosumuza sıcak suyumuzu da doldurduk ve saatlerimizi 03.00’a ayarlayarak istirahate çekildik.

08 Ocak 2017 Pazar

Gece saat 03.00’da çalan alarm ile uyanıyoruz. Bu saate kadar zaten birkaç kez çadırın üzerinde biriken karları temizlemek için uyanmıştım. Süratle bir şeyler yedik ve son hazırlıklarımız yaptık. Hareket saatimiz 04.00 olarak belirlenmişti. Çadırdan dışarı çıktığımızda şaşırdık. Gece kar öyle fazla yağmış ki; kar duvarı neredeyse 15-20 cm. daha yükselmiş. Bu çok ciddi bir durum. Çadırımın üzerini ve etrafını kardan temizledim. Faaliyetin yapılıp yapılamayacağını soran Ahmet Beye "tırmanışın yapılmasının çok zor olduğunu, muhtemelen geri döneceğimizi" tahmin ettiğimi söyledim. Malzemesi yetersiz ve deneyimsiz olan bir çok katılımcı çadırlarından bile çıkmayınca 35 kişi tırmanışa başladık.

Tırmanış, çoğunlukla dış bükey bir arazide yapılacak. Ama bazı yerlerde yan geçiş yapmamız gerekiyor. Deneyimsiz olan bazı arkadaşları açılan izin dışına basmamaları ve karı kesmemeleri konusunda uyarıyoruz. Biz yükseldikçe kar ve fırtına etkisini artırmaya başladı. Hemen arkamda bir önceki dönemde görev yapan TDF Başkanımız Alaattin KARACA Hocam var. Hava soğudukça dış katman eldivenlerim içeriye takviye istemeye başladı. Hızla takviye eldiven giydim ama parmaklarım hala soğuk. Bu arada saat 06.00 oldu. Yan geçiş yapıyoruz ve hemen arkasından sırt hattına geleceğiz ve buradan zirveye doğru yükseleceğiz. 06.15 sularında sırt hattındayız ama fırtına öylesine şiddetlendi ki bazı katılımcılar ciddi anlamda zorlanmaya başladı. Yükseldikçe fırtınanın şiddetini artıracağı açık ve net olarak görülüyor. Bu nedenle riske girmemek için 2400 metrede geriye dönmeye karar veriyor rehberimiz. Herkes olduğu yerde geri dönüyor ve kamp alanına doğru inişe geçiyoruz. Yer gök beyaz. Bu arada fırtına çoktan izlerimizi kapatmaya başlamış bile. En arkadaki arkadaşlar dönüş yolunu şaşırınca farkına varmadan bir çember çiziyoruz. GPS vasıtası ile doğru rotayı bulup tekrar dönüş yoluna geçiyoruz. Kampa geri döndüğümüzde saat 08.05.

Bu kar ve fırtına araçların dönüşünü zorlayacak gibi. Hızla toplanıp köye iniyoruz. Bazı araçlar dönüş için zincir takıyorlar ama bizim araç şoföründe hiçbir hazırlık yok. Kendinden çok emin. Kınıkgöz Köyünden Göksun’a hareket ettiğimizde saatler 11.00’i gösteriyor. Yolun açık tutulması için yolda yoğun çalışmalar yapılıyor. Ama kar o kadar şiddetli yağıyor ki, açılan yerlerin kapanması 10 dakika bile sürmüyor. Saat 12.30 civarıydı ki aracımız yolda kalıyor ve esas film burada başlıyor. Zincir olmadan ilerlememiz mümkün değil ancak öğreniyoruz ki, aracımızda takmak için bir zincirimiz yok. Kurtulmak için tek şansımız yolu açmaya çalışan iş makinalarının bir an önce bize ulaşması.

Ancak yolu açan iş makinalarının bize ulaşması bir saati buldu. Bu arada araç çalışıyor. İçerisi kısmen sıcak ama herkes aç. Minibüste 9 kişiyiz. Bir ara sanki bu 9 kişi özellikle seçilip bu minübüse bindirilmiş gibi hissettim. Çünkü herkes aynı dili konuşuyor, hepsi candan, samimi, paylaşımcı, yardım sever. Ne varsa ortaklaşa yiyoruz. Bize ilk ulaşan iş makinesi operatöründen bizi kaldığımız rampayı çıkmamızı sağlayacak kadar çekmesini isiyoruz. Ama maalesef şefi izin vermeden böyle bir şey yapamayacağını söyleyerek bizi orada öylece bırakıp gidiyor.

2 saat kadar sonra bir iş makinası ile kurtarma timlerinin şefi yanımıza ulaşıyor. Şefe derdimizi anlatınca bizi kurtarmak için başka bir araç göndereceğini söyleyerek yanımızdan ayrılıyor. Zaten başka bir alternatifte yok. Bu araç hiçbir şekilde bu rampayı çıkamaz. Yaklaşık yarım saat kadar sonra bizi kurtarmak için bir iş makinesi geliyor. Ancak bu defa iş makinasında da ve bizim araçta da çekme halatı yok. Operatör, bilek kalınlığında iş makinalarının kurtarılması amacıyla kullanılan kalın bir çelik halat çıkarıyor bizi çekmek için. Yapacak bir şey yok. Bu halatı iş makinesine bağlıyoruz ama bizim minibüste halatı takabileceğimiz bir aparat yok. Yardıma bizim çelik HMS karabina yetişiyor. Halatı bununla araca bağlıyoruz. Bir arkadaşımız operatörün yanına biniyor; ben de dışarıda karabinayı kontrol edip talimat vere vere aracı çekiyoruz. Nihayet minibüs hareket ediyor.

Rampayı çıktığımızda bütün konvoyun yolda kaldığını görüyoruz. Mecburen aynı iş makinesi onları da kurtaracak. Sırasıyla hepsini çekip en yakındaki köye götürüyor. Tabii en arkada biz olduğumuzdan en son kurtarılan yine biz oluyoruz. Bu arada bizim Selim, operatörün yanında arama kurtarma şefliğine terfi etmiş. Bu kadar uğraşıdan sonra karnımızda iyice acıktı. Bir arkadaşımız yanında 5 litrelik turşu bidonu ile bulgur pilavı getirmiş. Bu pilavı bütün minibüs hep birlikte yiyoruz. Ve yıllarca dilimizden düşmeyecek bir slogan ortaya çıkıyor. "Yaşasın bulgur kardeşliği" Köye ulaştığımızda saat 20.00 olmuştu. Köyde bizi kahraman Mehmetçiğimiz karşıladı. Kadınlar bir eve, erkekler bir eve alındı. Atatürk Türk Köylüsü için "Köylü Milletin efendisidir." dediğinde ne kadar doğru bir söz söylemiş. Benim köylüm o kadar misafirperver ki bize evini, sofrasını açıyor. Sıcak çay, köy ekmeği, köy peyniri, bal. O ne muhteşem bir ağırlama. Allah onlardan razı olsun. "Baharda gelin de size koyun keseyim" derken bile yüzündeki samimiyeti görmelisiniz.

Ona söz vererek köyden ayrılıyoruz. Artık yol açık diyorlar ama kar öylesine şiddetli ki durum hiçte öyle gözükmüyor. Aracımıza binerek köyden ayrıldığımızda saat 20.15. Çok geçmeden aracımız başka bir rampada kalıyor. Selim'le ben arabadan inip, rampanın bittiği yere kadar yürüyoruz. Kar öylesine şiddetli yağıyor ki; kafa lambalarımız etkisiz kalıyor. Ne telefon çekiyor, ne de bizden başka kalan araç var. Uzaktan gelen uluma sesleri ile kendimize gelip hemen araca geri dönüyoruz. Kar ve fırtınanın etkisi ile ayak izlerimiz kapanmış. Karın altı buz, az önce düşen Selim’in izi bile kaybolmuş. Bu yoldan geldiğimi bilmesem şüpheye düşerdim. 15 dakika sonra minibüse ulaşıyoruz. Bu arada köyden Kahraman Mehmetçik gelmiş ve aracı itmeye çalışıyor. Onlara zincir takmadan bu rampayı çıkmanın mümkün olmadığını söylediğimde kendi zincirlerini bize verdiler. Lastik ve jant farklı olunca tabii ki zincir bizim araca uymadı. Zincirleri yanımızda bulunan gerdirme lastiği ve yardımcı ipleri kullanarak birazda olsa gerdirip, lastiklere takabildik. Artık bu rampayı çıkabiliriz.

Bir süre sonra bir yol ayırımına geldik. İş makineleri ve bütün konvoy burada. Ama zaman daraldı ve bizim dönüş otobüsüne yetişme şansımız da giderek azalıyor. Göksun’dan binmeye karar veriyoruz ama bunu firmaya bildirmemiz gerek. Lakin telefonlarımız çekmiyor. Bir göz telefonda, bir göz yolda devam ediyoruz. Saat 23.30'da asfalt yol ayırımına geldiğimizde telefonlar çekmeye başlıyor. Hemen firmayı arıyoruz. Onlar da bizi çok aramış. Zira Kahramanmaraş-Göksun yolu kapalı ve otobüs Adana üzerinden gitmiş. Bu gece buralıyız. Göksun’da bizi Kaymakamlığın hazırladığı yemek sürprizi karşılıyor. Herkes bizim için seferber olmuş. Arkasından bizi KYK’nun erkek öğrenci yurduna yerleştirdiler. Birkaç saat de olsa uyuyabileceğiz.

09 Ocak 2017 Pazartesi

Saat 04.30 sularında Selim odaya geliyor. "Hadi abi gidiyoruz" Nasıl kalkıp hazırlandığımızı bilemedik. Görevli kimse gözükmüyor. Yoksa izin vermezler zincirsiz gitmemize. Bir süre sonra bizim arkadaşlardan bir gurubun yoldan kayarak çıkıp bankete düştüğünü gördük. Onlara yardım ediyoruz. Kar küreği ile arabanın oturduğu kar bloğunu temizliyoruz önce. Tekerleklerin önünü ve arkasını açıyoruz. Sonrasında çeki halatı yerine tüp perlon bantı bağlayıp aracı çekmeye başladık. Çünkü bizim minibüsün çekebileceği bir kanca yeri yok. Biraz uğraştıktan sonra aracı buradan kurtarmayı başarıyoruz. Sloganımız belli; "Yaşasın bulgur kardeşliği". Sabaha karşı 05.00’da başlayan yolculuğumuz 08.00'da Kahramanmaraş’a ulaşmamızla sona eriyor. Spor salonunun önünde diğer arkadaşlarla buluşup bizim aracımızdaki çantalarını teslim ediyoruz. Vedalaşmanın ardından otogara gitmemiz lazım. Şoförümüz mahcup ve kendini affettirmek için biz ne dersek yapıyor. Bizi 08.30'da otogara bırakıyor. Onunla da vedalaşıp, bir daha karşılaşmamak dileğiyle ayrılıyoruz. Firma çalışanları bizi ilk Ankara otobüsüne yerleştiriyorlar. Arkasından bir şeyler yiyebilmemiz için bir lokantaya götürdüler. Lokanta çalışanları da çok kibar ve iyi insanlar.

Otobüsümüz hareket etmeden önce son kez topluca fotoğraf çekip koltuklarımıza oturuyoruz. Muavin de çok ilgili. Yolculuk boyunca bizimle özel olarak ilgilendi. Hatta bir daha ki sefere dondurma ikram edeceğine dair söz bile verdi. 9 saat süren, keyif ve sohbet dolu bir yolculuktan sonra Ankara’ya geliyoruz. Yaşanan bunca şeyden sonra daha da pekişen dostluğumuzu da yanımıza alarak evlerimizin yolunu tutuyoruz.

Cüneyt AYTEN
Faaliyet Raportörü
30 Aralık 2016 - Ankara

  • Etkinlik Fotografları