Bafa Gölü Kampı ve Beşparmak Tırmanışı (22-24 Nisan 2016)

Kulübümüzün her yıl 23 Nisan haftasında geleneksel olarak düzenlediği Muğla-Bafa Gölü Kampı ve Beşparmak Tekerlek Tepe Tırmanışı için 21 Nisan 2016 Perşembe akşamı saat 22.00’de etkinliğin sorumlusu Mustafa KARABULUT'un liderliğinde 14 kişilik bir ekiple Ankara'dan ayrıldık. Öncelikle ekip lideri Mustafa KARABULUT programın detayları hakkında bilgi verdi. Bir yandan uyuyanlar, diğer yandan sohbet edenler derken geceyi bitirdik ve sabah saat 08.00 sularında Bafa'ya ulaştık. Bafa'da kahvaltımızı yapacağız. Daha önceden planlayıp organize ettiğimiz ve hemen Bafa'nın çıkışında bulunan Akgün Lokantasına vardığımızda, kahvaltı masası hazır bir şekilde bizi bekliyordu. Yolculuktan olsa gerek hepimiz çok acıkmıştık. Metin bey ve ailesi masaları öylebir donatmışlar ki, bu manzara karşısında açlığımız katmerlendi. Yiyeceklere saldırdık. Bu arada yeni doğmuş üç minik köpek yavrusunun şirinlikleri herkesin ilgisinin onların üzerine toplanmasına sebeb oldu.

Kahvaltı sonrası her zamanki gibi Bafa'ya yaklaşık 10 km. uzaklıktaki Selimiye beldesine gittik. Genel ihtiyaçlarımızı buradan karşıladık. Meydan kahvesinde çaylar ve kahveler içilirken kahvede bulunan amcalarla çok tatlı sohbetler edildi. Saat 11.30 gibi Selimiye'den ayrılıp Gölyaka köyüne ulaştık. Sırada Yediler Manastırına ziyaret var. Aracımızı köy meydanındaki kahvelerin önüne bırakıp, kısa bir hazırlıktan sonra, köye yaklaşık 3-3,5 km. uzaklıktaki Yediler Manastırına doğru yürüyüşe geçtik. Hava çok güzel ama bir o kadar da sıcak. Doğanın müthiş güzelliğini yaşamak amacıyla kısa molalar verip, fotoğraflar çekilerek anı ölümsüzleştirmeye çalıştık.

Yaklaşık 1,5 saatlik bir yürüyüş sonrası Yediler Manastırına ulaştık. Önce tavanında ve duvarlarında freskler bulunan içi oda gibi oyulmuş kayayı ziyaret ettik. Sonrasında Manastıra çıktık. Böyle bir mekanda bulunmak, manzara ve tarih dokusunun iç içe olduğu ortamda olmak insanın farklı duygular yaşamasına sebep oluyor. Ancak bir diğer yandan gerek doğanın gerekse insanoğlunun bu tarihsel dokuya verdiği zararları görünce de üzülmeden edemiyorsun. Ziyaret sonrasında aynı rotadan aracımıza döndük. Bu bölgeye daha önce gelenler iyi biliyor ama yeni gelenler doğanın güzelliği karşısında şaşırdılar.

Gölyaka köyünden aracımızla kamp kuracağımız Kapıkırı Köyüne hareket ettik. Saat nerdeyse 17.00 olmuştu. Sahile çadırlarımızı kurduk. Ankara'dan başlayan uzun bir yolculuk ve sabahtan beri süren hareketli gün bizleri oldukça yormuş. Çadırlar kurulduktan sonra akşam yemeği hazırlıkları yapıldı. Hüseyin beyin mekanının arka tarafında uzunca bir masaya herkes ne getirdi ise çıkardı. Zeliha'nın yaprak sarmasına herkes şapka çıkardı ancak kaptanımız Mehmet beyin yaptığı et sote yaprak sarmalarının pabucunu dama attı. Çünkü sote tenceresi ekmekle öyle bir sıyrıldı ki; yıkamasak da olurdu. Yemeğin ana konusu ertesi gün gerçekleştrieceğimiz Beşparmak Tekerlek Tepe tırmanışıydı. Rehberimiz Mustafa bey ertesi gün yapacağımız tırmanışla ilgili gerekli bilgileri verdi, tırmanış planını anlattı. Buna göre sabah saat 04.00’de kalkacağız, 04.45’de kamptan ayrılıp, 05.30’da Karahayıt Köyünden rehberimizi alarak tırmanışa başlamayı planlıyoruz. Yemek sonrası ertesi güne dinç başlayabilmek için erkenden, saat 21.30’da çadırlarımıza çekildik. Günün yorgunluğuyla hemen uykuya daldık. Sahilde, çadırda dalgaların sesiyle uyumak harika bir duygu.

23 Nisan 2016 Cumartesi sabah saat 04.00’de kalktık. Sabah kahvaltımızı yaptık, hazırlıklarımızı tamamladık ve 11 kişilik ekiple karahayıt Köyüne doğru yola koyulduk. Aslında başlangıçta kampta sadece Sare Hanım kalacaktı. Ancak Hakanın ayağında ortaya çıkan yara ile Zeliha'nın dizinde başlayan ağrılar onların da kampta kalmasına sebep oldu. Karahayıt Köyünün meydanında aracımızdan ayrıldık. Bir yandan horozlar ötüyor, diğer yandan köpekler havlıyor. Köyde olduğunuzu anlamanızı sağlayan tüm argümanlar mevcut. Kısa bir hazırlıktan sonra bu tırmanışta bizlere rehberlik eden Süleyman Beyin evine doğru yola çıktık. Süleyman evinin önünde bizleri bekliyordu. Bu yıl tırmanışa Süleyman beyin yanı sıra; eşi ve eşinin halası da bizimle beraber gelecek. Kısa bir tanışma faslından sonra saat 05.25’de tırmanışa başladık.

Süleyman bu dağlarda uzun yıllar çobanlık yapmış ve bölgeyi çok iyi bilen birisi. Eşi geçmiş yıllarda da bizimle beraber tırmanmıştı. Ancak, halası ile ilk defa karşılaşıyoruz. Halasının da Süleymanın eşinden farkı yok. Oda yörenin yüreği ve gönlü güzel insanlarından birisi. Grubumuzla o kadar güzel kaynaştı ki tırmanış esnasında sohbet bitmedi. Halanın adı Ayşe ve yaşı 60. Aydın'ın Söke ilçesinde yaşıyor. Emekli. Bugün bizimle gelmesinin sebebi, zirve sonrası, dönüş güzergahında uğradığımız Damlar Magarasından bakıldığında aşağılarda vadinin içinde görülen ve babasına ait olan tarlaları sağlığı yerindeyken tepelerden de olsa tekrardan görmek istemesiymiş. Ayşe Hala 14 yaşına kadar (ki 14 yaşında evlenmiş) orada annesi, babası ve kardeşleri ile o tarlaların kenarında bulunan evde yaşamışlar. Şimdi annesi, babası ve kardeşlerinden bazıları rahmetli olmuş, yani o bölgede hatıraları çok.

Tırmanışımızı Kocadere Vadisinden yapacağız. Süleyman elinden geldiği kadar bölgeyi bizlere tanıtmaya çalışıyor. Çobanlık yaparken yaşadığı anıları anlatıyor. Anılar ve sohbet güzel olunca vadiden tırmandığımız dikliği hissetmeden sırta ulaştık. Sırttan doğuya dönüp Tekerlek Tepe'ye doğru yürümeye devam ettik. Kızın Kayasının üstünden Tekerlek Tepe külahının altındaki kayalık bölgeye ulaştık. Artık dev kayaların arasından zirveye ulaşmaya çalışacağız. yavaş ve dikkatle tırmanıyoruz. Sonunda etkinliğin en ilginç yeri olan bacaya ulaştık. Baca, Tekerlek Tepe'ye bu parkurdan tırmanırken geçit veren tek nokta. İki büyük devasa kaya kütlesinin arasında oluşan bir oyuktan yukarıya doğru sürünerek geçilen 10 metre uzunluğu olan bir nokta. Sadece bir kişinin, o da sırt çantası olmadan geçebileceği genişlikte bir oyuk.

Önce Süleyman bey geçti. Sonra Mustafa bey oyuğun ortasına kadar gitti. Burada elden ele yaparak önce sırt çantaları ile batonları yukarıya gönderdik; sonrasında da herkes tek tek sürünerek oyuktan geçti. Burayı geçtikten 50 metre sonra Tekerlek Tepe kaya kütlesinin altındayız artık. Kaya kütlesine tırmanmadan önce son kez dikkatli olunması konusunda uyarılar yapıldı ve önden giden Süleyman bey ile Mustafa beyi takip ederek yavaş yavaş ve oldukça dikkatli bir şekilde Tekerlek Tepe'ye tırmanmaya başladık. Nihayet zirvedeyiz. Saatlerimiz 11.15'i gösteriyor. Muhteşem bir manzara ve zirveye ulaşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Ancak zirvede hiç ummadığımız kadar fazla rüzgar var. O yüzden yemek molasını aşağıya inince uygun bir yerde vermeyi karar veriyoruz. Zirvede önceki yıllarda yoktu, ancak Söke Dağcılık bayrak direği dikmiş birde zirve defteri için kutu koymuşlar. Ancak bayrak direği sanırım aşırı rüzgara dayanamamış ve yıkılmış. Mustafa bey zirve defterini kulübümüz adına yazdıktan sonra, zirve fotoğrafları çekildi, manzaranın keyfi çıkarıldı.

Şiddetli rüzgardan dolayı zirvede daha fazla kalamadık ve Mustafa beyin hazırladığı ipten emniyet alarak inişe geçtik. Herkes külahtan güvenli bir şekilde indikten sonra rüzgar olmayan kuytu bir noktada yemek molası verdik. Yemekte Süleyman beyin eşinin hazırladığı köy peynirleri ve bal muhteşemdi. Yemek sonrasında doğuya doğru sırt hattını takip ederek Sırat denilen yere geldik. Burası birbirine paralel olarak duran iki dik kayanın üstüne düşmüş yarım metre genişliğindeki bir kayadan oluşan bir köprü. Köprüden karşıya geçtikten sonra da yaklaşık olan 3-4 metrelik bir mesafelik ince bir kılçığı oturarak geçmek zorundasın. Sonrasında da kayadan dik bir iniş yapmak zorundasın. Gerçekten zor bir bölge. Buradan birbirine destek olarak herkes tek tek dikkatli ve güvenli bir şekilde geçti.

Artık sırada Damlar Mağarası var. Damlar Mağarası devasa kaya bloklarının altında oluşan küçük bir mağara. Ancak buranın özelliği bölge oldukça kurak olmasına rağmen mağara tavanını oluşturan kayadan şırıl şırıl buz gibi bir suyun akması. Biz mağaraya girip elimizi yüzümüzü yıkayıp eksik sularımızı doldururken; Ayşe Hala bir kaya bloğunun üzerine oturup, gözlerini bile ayırmadan aşağıda görünen ve çoçukluğunun geçtiği tarlalarına uzun uzun seyre daldı, hasret giderdi. Bu manzarayı görmek bizi çok duygulandırdı. Daha sonra delikli kaya önünde verilen moladan sonra iniş yerine doğru hareket ettik. İnişi bu sefer daha ilerden gerçekleştirdik.

Orman içinden kısa molalarla dikkatli bir şekilde iniş yaptık. Karahayıt Köyüne giden yola düştüğümüzde saat 17.30 olmuştu. Serbest yürüyüşten sonra köydeki Süleyman beyin evinin bahçesine vardığımızda saat 17.45 olmuştu. Faaliyetimiz yaklaşık 12.30 saat sürdü. Bahçedeki çeşmeden bütün gün güneşe maruz kalan elimizi, yüzümüzü ve kalın botların içinde canı çıkan ayaklarımızı yıkadıktan sonra birazcık da olsa kendimize gelebildik. Süleyman bey ve eşi Reşadiye hanım her yıl olduğu gibi bu yılda bizlere bir şeyler ikram etmeden bırakmadılar. Çay demlendi ve bir güm önce bizler için yapılan böreklerle çaylar içildi, sohbetler edildi. Sonrasında Karahayıt köyündeki dostlarımıza gönlümüzü bırakarak kamp alanına döndük. Kampta bizi arkadaşlarımız karşıladı. Bütün gün sıcaktan bunalan bazı arkadaşlar kendilerini gölün soğuk sularına bırakırken, bazıları kendilerini çadırlara atıp dinlenmeye çalıştılar. Kimileri de -özellikle ilk defa bu bölgeye gelenler- Kapıkırı Köyü ve her tarafı kaplayan tarihi eserler ile kaya mezarlarını gezdiler. Akşam yemeğinde zirve yapmanın ödülü olarak Hüseyin beyin mekanında balık yendi. Hoş sohbetlerle devam eden gecenin ilerleyen saatlerinde yorgun olanlar tek tek grubu terkedip çadırlarına çekildiler.

24 Nisan 2016 Pazar günü saat 08.00’de kalktık. Çadırlar tek tek toplandı ve Kadir ağabeyin terliğinin birinin kaybolması ve bunun üzerine yapılan eyikler günün ana sohbet konusu oldu. Daha sonra sahilde, bir gün önceden sipariş verdiğimiz sabahleyin Hüseyin beyin hazırladığı bölgeye özel iki tepsi otlu börek ile antik kaleye nazır toplu şekilde kahvaltımızı yaptık. Kahvaltıdan sonra sahilde yürüyüş ve dinlenmenin ardından saat 11.00'de yüklerimizi aracımıza yerleştirdik ve Kapıkırı köyünden Ankara'ya doğru yola koyulduk. Bir gün önce beraber tırmandığımız Ayşe Hala bizleri Söke'deki evine davet etmişti. Söke'den geçerken Ayşe hala'ya uğrayıp, evine misafir olduk. Çayını içtik ve vedalaşarak Ankara istikametinde yolumuza çıktık.

Gece geç saatlerde Ankara'ya ulaştık. Yorgun ama çok mutlu bir şekilde faaliyetimizi sonlandırdık.

Mustafa KARABULUT
Faaliyet Raportörü
27 Nisan 2016 - Ankara

  • Etkinlik Fotografları