7. Geleneksel Antalya Tahtalı Dağı Zirve Tırmanışı ve Çevre yürüyüşü- 05-06 Aralık 2015

Etkinliğin Adı:

Tahtalı Dağı ( Beycik Rotası)Tırmanışı, Gelidonya Feneri ve Korsan Koyu Yürüyüşü

Türü:

Yaz tırmanışı ve yürüyüşü

Tarih:

4-5-6-7 Aralık 2015

Hava Durumu:

Tırmanış ve yürüyüş süresince açık, güneşli ve rüzgârsız. Zemin Durumu:

Beycik Köyü’ nden kulvar içine kadar sedir ormanı, kuru ve dökülmüş sedir yapraklarıyla kaplı bir zemin. Kulvar içi döküntü kaya ve irice taş parçalarından oluşan çarşak zemin. Gelidonya yolu patika.

Teknik Malzeme:

GPS ve baton.

Kamp Yeri:

Çıralı Sahili

Tırmanış:

5 saat 23 dakika

İniş:

3 saat 30 dakika

Yürüyüş:

4 saat 15 dakik

Lider:

Mustafa KARABULUT, Ziya Arif ATEŞ

Ulaşım:

Özel araç

Aksaklıklar:

Aksaklık yaşanmadı.

Öneriler:

Bu tarihten sonra yağış durumu takip edilmeli, kıyafet seçimi bu gelişmelere göre yapılmalıdır. Tahtalı Dağı’na yapılacak tırmanışlarda Antalya İl Jandarma Komutanlığı’na tırmanış öncesi izin için belgegeçer ile evrak gönderilmesi, ya da tırmanışa başlanmadan önce Jandarma Komutanlığı’na uğranılması iyi olur.

Katılan Sporcular:

1. Mustafa KARABULUT

2. Adil YAZIBAKAN

3. Engin ALKAN

4. Ziya Arif ATEŞ

5. Türkşan KARATEKİN

6. Hakan SUNGUR

7. Halil İbrahim ÇELİK

8. Zeliha ERCAN

9. Cüneyt AYTEN

10. Kadir TUNCER

11. Filiz AKYÜREK

12. Nigar BULUT

13. Mehmet DEMİR

14. Ekrem HACIOĞLU

15. Necmettin KARABURGU

16. Zafer KARACAN

17. Derviş ÇANAKÇI

Günlük:

4 Aralık 2015 Cuma

Akşam saat 21.30 da hepimiz buluşma yerindeydik. Herkesin neşesi yerinde, bir kısmımız daha önce de birlikte tırmanışlar yaptığımız için birbirimizi tanıyoruz. Ama ilk defa gördüğümüz doğa dostları ile kaynaşmak hiç de zor olmuyor. Araca çantalarımızı yerleştirdikten sonra yoldan bize katılacak dostları almak üzere hareket ediyoruz. Yol boyu yapılan sohbetler, havanın soğuk olmasına rağmen içimizi ısıtıyor. Afyon’ da vereceğimiz molaya kadar dinlenmek üzere gözlerimizi kapatıyoruz.

5 Aralık 2015 Cumartesi

Saat 01.00’ da Afyon Özdilek dinlenme tesisine mola için giriyoruz. Ama o da ne! Kapı duvar! Hemen B Planı nı devreye sokup Kolaylı dinlenme tesisine geçiyoruz. Afyon’da hava çok soğuk -5 derece. İçimizi ısıtacak birşeyler içiyoruz ve yol bizi bekler saat 01.30. Yola çıkıyoruz ama akşamdan beri peşimizi bırakmayan aksilikler burada da bizi buluyor. Trafik denetimi var ve aracımız buna takılıyor. Bu denetim ve ceza bize 30 dakika kaybettiriyor. Sabah tırmanış var ve dinlenmemiz lazım. Gözlerimizi kapatıyoruz.

Saat 05.55; Kemer’de gözlerimizi açıyoruz. Antalya’da sabah serin ama gökyüzü açık. Güzel bir günün habercisi bunlar. Hele birde üstüne Stad Bistro Kebap Salonu’nda içtiğimiz sıcacık çorbalar ve çay, keyfimize keyif kattı. Termoslarımıza buradan sıcak su temin ederek 06.45’ de yola çıkıyoruz. Bu arada laf aramızda ben çorba olarak Dana kelle çorbayı öneririm..:)

Saat 07.45; Tırmanışa başlayacağımız Beycik köyüne geliyoruz. Buranın rakımı 680 m. Hava açık, hafif bir rüzgâr var. Kuş cıvıltıları güzel bir günün habercisi gibi. Burada kamp yükümüzü araçta bırakıp tırmanışa hazırlanıyoruz. Ne çok kalın ne de çok ince bir kıyafet. Zira hafif esen rüzgâr bizi etkileyebilir. Çok kalın da terletebilir. 08.00’ da tırmanış başlıyor, istikamet Tahtalı Dağı zirve.

Kısa kısa nefes molaları vererek ve kalın kıyafetlerden kurtulup incelerek tırmanışa devam ediyoruz. Köy çıkışında bizi muhteşem bir manzara ve harika bir sedir ormanı karşılıyor. Bu manzara karşısında etkilenmemek mümkün değil. Bu rota aynı zamanda Likya yolunun bir parçası. Bu nedenle önemli nirengi noktalarında kırmızı- beyaz boya ile işaretlemeler yapılmış. Hatta bazı dağcılar kayalardan babalar yapmış, ağaç dallarına emniyet şeridi bile bağlamışlar.

Saat 11.00; İlk uzun molamızı veriyoruz. 6.500 m. yürüdük Burada rakım 1825 m. Yaklaşık 1145 m. Yükseldik .Kahvaltıdan buyana harcadığımız enerjiyi burada yaptığımız atıştırmalıklar ile telafi ediyoruz. Yüzler gülüyor, hepimiz mutluyuz. Fotoğraflar çekiliyor, şakalar yapılıyor. Burada sedir ormanı seyrekleşiyor. Rakım arttıkça yaşam şartları çetinleştiği için bu muhteşem ağaçlar yaşam savaşını kaybetmiş gibiler. Şekilleri bile bozulmuş, esen rüzgâra göre eğrilip bükülmüşler adeta. Kendisini iyi hissetmeyen bir arkadaşımız yürüyüşe devam edemiyor. Onun yanında gönüllü bir arkadaşımızı bırakıyor ve zirveye doğru yola koyuluyoruz. Bu arada saat 11.20

Sedir ormanı bitti, artık çarşak zeminde, gevşek taş ve kaya parçalarının üzerinde çok dikkatli bir şekilde yürüyerek yükseliyoruz. Buralar da Nefes filminin çekildiğini de öğreniyoruz yürürken. Rüzgâr biraz daha kendini hissettirmeye başladı. Bizi ondan koruyacak rüzgâr geçirmez ince bir kat daha alıyoruz üzerimize.

Saat 13.23; 10.250 m. Yürüyerek 2365 m. yükseklikte zirvedeyiz. Toplamda 1685 m. Yükseldik. Ya Rabbi bu ne muhteşem bir manzara. Bir yanda uçsuz bucaksız masmavi bir deniz ve onu saran masmavi bir gökyüzü. Güneş tüm cömertliği ile kollarını açmış bize gülümsüyor. Hava o kadar güzel ki gözlerinizin imkân verdiği en uzak diyarları bile görebiliyorsunuz. İçimden şükrederek iyi ki gelmişim diyorum. Hepimizin gözlerinin içi gülüyor. Birbirimizi tebrik ederek fotoğraflar çekiyoruz bu anı ölümsüzleştirmek adına.

Burada bir dağ evi var. Teleferikle çıkılabiliyor. Teleferik bakımda olduğu için o gün hizmete açılmamış. Hazırlıklar sürüyor. Çalışanların çok ta misafirperver olduklarını söyleyemeyeceğim. Tesiste oturmamıza, terasında görüntü almamıza dünyanın birçok yerinde hayır denemeyecek kibarlıkta izin istememize rağmen hayır dediler. Bu tavır bizim neşemizi kaçırmaya yetmez. Açık havada rüzgâr almayan ölü bir noktada yiyeceklerimizi yedik, sohbet ettik, anı yaşadık.

Saat 14.00; Haydi dostlar dönüş vakti. Aracımızı bıraktığımız Beycik köyüne döneceğiz ama geriye baktığımızda bir sırt çantası görüyoruz. Bizden birine ait olduğu kesin. Herkes birbirine bakıyor kim eksik diye. Bu tür faaliyetler de zamanı planlamak ve buna uymak, hatta liderin kararlarına uymak ve sorgulamamak gerekir. 11 dakikalık gecikme ile iniş başlıyor. Karanlığa kalmadan riskli bölgeyi emniyetli bir şekilde geçmek istiyoruz. Bu tür kişisel hatalar iniş hızının artmasına ve dikkatin azalmasına, molaların seyrekleşip süresinin azalmasına neden oluyor. Bunun anlamı daha çok yorulmak demek.

Saat 15.00; 3.750 m. Yürüyerek sedir ormanının başladığı 1825 rakıma indik. Burada uzun mola veriyoruz. İki saatte çıktığımız yeri bir saatte iniyoruz. Bu gayet güzel.

Saat 15.15; Hava kararmadan araca ulaşabilmek adına çıktığımız rotadan farklı bir rotayı seçerek yürümeye başlıyoruz. Burası dere içi. Baharda eriyen kar sularıyla coşan derenin sürüklediği dev kaya parçalarının da bulunduğu kuru derenin kenarından kıvrıla kıvrıla iniyoruz.

Saat 16.30; Öyle bir yere geliyoruz adeta çölde bir vaha gibi. Girişimci bir vatandaşın bahçesi burası. Çay evi olarak işletmeye açılmış. Likya Yolu’ da ne ilginçtir ki bahçenin içinden geçiyor. Ama mutlaka görülecek yerler listeme girmeyi hak ediyor. Bir kaç fotoğraf alıp nefeslendikten sonra yürümeye devam ediyoruz. Eğim artık azaldı. Yukarılara göre çok daha rahat, hatta düz bir orman yolunda yürüyerek köye yaklaşıyoruz. Hava hemen hemen karardı ama kafa lambasına ihtiyaç duymuyoruz. O da ne? İleride birileri ateş yakmış, çan sesleri geliyor. Sanırım bunlar çoban. Yaklaştıkça iki tene büyük baş hayvan görüyoruz. Bizden çok korktular.

Saat 17.30; Yanan ateşe ulaştık. Piknik yapan bir aile ve yanlarında aracımız. Geri dönen arkadaşlarımız da buradalar. Buranın rakımı 865 m. 9.900 m. Yürüyerek buraya ulaştık. Yol çokta kısalmamış ama o bahçeyi görmemize yaradı. Bu her şeye değer. Çantalarımızı kucağımıza alarak kamp alanımıza doğru harekete geçiyoruz. Hepimiz çok yorulduk ama zafer kazanmış komutan edasıyla gülümsüyoruz etrafa.

Saat 18.30; Çıralı Sahili’nde kamp alanımızı arıyoruz. Önce yanlış bir sokağa giriyoruz. Daha sonra doğru yeri buluyoruz ama Cuma akşamından bu yana biz takip eden şanssızlıklar burada da yakamızı bırakmıyor. Bahçe sahibi yok ve çalışanlar bizi tanımıyor. Telefon görüşmelerinin sonunda çalışanlar ikna oluyor ve kamp için çantalarımızı araçtan alıyoruz. Hava iyice karadı. İleride sahile vuran dalgaların sesi, denize çok ta uzak olmadığımızın habercisi gibi. Bir limon ağacının altına çadırımı kuruyorum. Şimdi yemek zamanı. Ocaklar yanıyor, ev yapımı tarhana, sebzeli bulgur pilavı, tahin helvasından oluşan akşam yemeğimizi arkadaşlarla paylaşarak yiyoruz. Veeee arkasından sıcacık çaylarımızı soğuyan havaya nispet içimizi ısıtmak için yudumluyoruz. Birçok arkadaş günün yorgunluğu ile erkenden çadırına girip istirahate çekiliyor. Ama bu güzel günün finali de güzel olmalı diye fısıldaşarak sohbete bir süre daha devam edip bizlerde çadırlarımıza giriyoruz.

Saat 22.00; Artık sessizlik zamanı. Ama denizin dalgaları ve hangi çadırdan geldiğini anlayamadığım tatlı uyku horultuları beni bir süre kitap okumaya zorluyor. On Amazon’u okuyarak uykuya dalıyorum.

6 Aralık 2015 Pazar

Saat 06.30; Yeni güne merhaba diyerek gözlerimi açıyorum. İçimde öylesine bir heyecan var ki! Çadırımın fermuarını açınca göreceğim manzaranın hayali bütün gece heyecanlanmama sebep olmuştu. Ve işte o an. Aman Allah’ım budur diyerek haykırmak istedim. Hemen birkaç fotoğraf aldım bu muhteşem manzaradan. Süratle tulum içerisinden çıkarak giyindim ve kendimi dışarı attım. Etrafıma baktığımda yalnız olmadığımı, diğer arkadaşlarında heyecanıma ortak olduğunu gördüm. Kimsenin yüzünde dünkü yorgunluğu hatırlatacak bir ifade yoktu. Aksine yeni günün mutluluğu ve heyecanı okunuyordu göz bebeklerinde.

Süratle kampı toplayarak geleneksel MADADOST aile kahvaltısını hep beraber hazırladık. Ama o da ne?! Dün ki talihsizlik halen mi peşimizde yahu! Çay bahçesinde çay yok iyi mi?! Hemen benim ocak ve kaptanımızın piknik tüpü devreye giriyor ve bu talihsizliğe artık yeter, dur dercesine manzara tamamlanıyordu. Mükemmel bir kahvaltıdan sonra kamp yükünü aracımıza yüklüyor ve bugünün programı olan Gelidonya Feneri ve Korsan Koyuna doğru yola çıkıyoruz. Bu arada saatlerimiz 09.30’u gösteriyordu.

Saat 11.00; Gelidonya Feneri yürüyüşü için yürüyüş başlangıç noktasına geliyoruz. Normalde 1 saatte gelinecek mesafeyi klasik hastalığımız olan yol tarif ve yönlendirme levhası eksikliği yüzünden ne yazık ki 30 dakika gecikme ile tamamlayabiliyoruz. Sözde biz bu ülkede yaşıyoruz. Bir de yabancı ülkelerden gelenleri düşününce içimiz kararıyor. Bu işleri düzeltmenin bir yolu olmalı.

Öylesine güzel bir yolda yürüyoruz ki nasıl anlatacağımı bilemiyorum. İnanın kelimeler yetmiyor, güzel Türkçem kifayetsiz kalıyor. Anlatılmaz yaşanır derler ya işte tam da öyle yani. İçimden bu yolun tamamını yürümeye söz vererek ve burada yaşayanlara gıpta ederek, hayran hayran etrafı izleyerek yürümeye devam ediyorum.

Saat 12.35; Deniz seviyesinden 53 m. Yüksekte başladığımız yürüyüşü 3,64 km. yürüyüp 224 m. ye yükselerek tamamlıyor ve Gelidonya Fenerine varıyoruz. Bizden önce gelmiş birçok ziyaretçi var burada. Yolda karşılaştığımız Ankaralı ailede gelmiş. Hemen bu güzel anı ve manzarayı ölümsüzleştirmek için fotoğraflar çekmeye başlıyoruz. Öğle yemeği için getirdiğimiz atıştırmalıklar ve termoslardaki sıcak sular ile yapılan çayları burada bitiriyoruz. Saat 13.10 da toplanıp birkaç toplu fotoğraf sonrasında bu harikulade doğa harikası ile vedalaşıp dönüşe başlıyoruz. Saatler 13.20 Gelirken yürüdüğümüz rotadan aracımıza geri dönüyoruz.

Saat 14.40; Araca ulaşıyoruz. Ve bizi burada kaptanımızın sürprizi karşılıyor. Közde demlenmiş çaydan başka bir şey değil bu. Mehmet kaptan seni seviyoruz. İyi ki varsın. Oradan Korsan Koyu’na yürüyoruz. Hakikaten çok güzel bir doğal güzellik karşılıyor bizi. Birçok grup var bizden önce gelen. İçimden diyorum ki ‘’ Bu korsanlar işi biliyor muş yahu! ‘’ Aramızda hazırlıklı gelenler bu güzel koyun tadına bakmak için kendini denize bırakıyor. Benim gibi hazırlıksız gelenlere ise akan ağız suyumuzu silmek kalıyor.

Saat 15.15; Hep birlikte araca dönüyoruz. Çantalarımızı yerleştirerek dönüş için hazırlıklarımızı tamamlıyoruz ve 15.25’ de Ankara’ya doğru yola çıkıyoruz.

Saat 19.30’da Isparta Burdur arasında bir benzin istasyonunda kısa bir mola verdik. Bu tesisin temizliği hepimizin dikkatini çekiyor. Çalışanlara teşekkür edip buradan ayrılıyoruz.

Saat 21.30; Afyon’a 20 km yaklaştık. Akören Köyü’nde bulunan Uğrak Mola Yeri’ne bizde uğruyoruz. Amanın ne kadar soğuk bir hava -5 derce. Gel de Antalya’yı arama. Ama bizi bekleyen o lezzetli yiyeceklerin hayali bile içimizi ısıtıyor. O ne muhteşem saç kavurma, o ne muhteşem yoğurt. Hele birde kızarmış ekmek. Ellerine sağlık Ahmet usta.

Saat 22.30; Uğrak Mola Yeri ve Ahmet ustaya hoşça kal diyor ve bu güzel yerden ayrılıyoruz. İstikamet Ankara.

7 Aralık 2015 Pazartesi

Saat 02.00; Ankara’ya geliyoruz. Hava çok soğuk ama böylesine güzel insanlarla birlikte geçirilen bir hafta sonu var ya bütün bir kışı ısıtmaya yetecek gibi. Kendi adıma dağdaşlarıma teşekkür ediyorum. Çok uyumlu bir faaliyet oldu. Başka bir faaliyette buluşmak üzere.

Cüneyt AYTEN

MAVİ DAĞCILIK VE DOĞA SPORLARI KULÜBÜ - 06-014004384

  • Etkinlik Zirve Fotografları
  • Etkinlik Yürüyüş Fotografları