Ilgaz Küçükhacet Kış Tırmanışı - 21 Şubat 2015

25 Ocak 2015 Pazar günü gerçekleştirdiğimiz Ilgaz'ın 2587 mt.lik Büyükhacet zirve tırmanışından sonra, bu kez 2546 mt.lik Küçükhacet Zirve tırmanışı için 21 Şubat 2015 Cumartesi sabaha karşı saat 03.00’de Sezenler Sokaktan hareket ediyoruz. Güzergah üzerindeki duraklardan binen arkadaşlarla birlikte 16 kişi olan ekip tamamlanıyor. Faaliyetin rehberi Yüksel Başkan tırmanış ile ilgili rota bilgileri, hava durumu, karşılaşabileceğimiz zorluklarla ilgili kısa bir bilgilendirme yaptıktan sonra dinlenebilmemiz için birkaç saat uyumamızı öneriyor. Gece yarısı 02.00 veya 03.00'te yola çıkılan etkinliklerde genellikle çoğumuz uykusuz oluyoruz. Yolculuk esnasında uyuyabilen birazcık dinleniyor,uyuyamayan ise ertesi günkü faaliyeti uykusuz ve yorgun bir şekilde tamamlamak zorunda kalıyor. Saat 05.45 sularında Ilgaz'da kahvaltı molası veriyoruz. Ayakkabılar değiştiriliyor, tozluklar takılıyor, kramponlar ayarlanıyor, eksik ihtiyaçlar tamamlanıyor ve mola sonrasında Mülayim Yaylasına doğru devam ediyoruz.

Saat 06.45’de Yıldıztepe Kayak Merkezinde yol sona eriyor. Mülayim Yaylası yolu kapalı. Araçımızdan inip, son hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra saat 07.00’de yürüyüşe başlıyoruz. Hava açık ancak çok, çok soğuk. Tam “çakır ayaz” tabir edilen nitelikte!! Kar toz halinde, bastıkça dizlerimize kadar gömülüyor. Mülayim Yaylasına giden yolu takip ederek saat 08.15 sularında Mülayim Yaylasına ulaşıyoruz. Şipşirin, bomboş, yayla evlerinin arasından geçip, yer yer buz tutmuş şırıl şırıl akan küçük bir derenin kenarından yürüyoruz. Bir ara yüz metre kadar ileriden bir kurt hızla koşarak geçiyor ve sazlıklar arasında kayboluyor. Dere kenarında çeşitli hayvan izlerine rastlıyoruz. Belli ki dereden su içmeye gelmişler. İncecik, üzeri kar dolu, eski küçük bir tahta köprü üzerinden dikkatlice geçiyoruz. Kimi yerde belimize kadar kara gömülüyoruz. Kar ve zaman zaman bazı arakadaşlarımızın bacaklarına giren kramplarla mücadele ederek, düşe kalka ormanlık alanda ilerliyoruz. Yaylanın içindeki dereyi takip ederek Gavur Kayalarına ulaşıyoruz. Bir yandan güneş hafifden ısıtırken diğer yandan esen rüzgar bizleri oldukça üşütüyor. Gavur Kayalarını sağımıza alarak ve ileride dağın doğu yamaçlarından batıya yönelerek tırmanışımızı sürdürüyoruz.

Kayalıkların bitimine doğru kısa bir mola veriyoruz. Yüksel Hoca “ Arkadaşlar, yukarıda çok kötü bir hava bizi bekliyor. O yüzden giysilerinizi kalınlaştırın” diyerek bizleri uyarıyor. Giysilerimizi bir kat daha kalınlaştırıp, kar gözlüklerimizi takıyoruz. Gerçekten de Gavur Kayalarının bitmesiyle beraber çöl fırtınası gibi toz karı savuran ve küçük hortumlara dönüştüren çok şiddetli, çeliği donduran cinsden ayazlı fırtınanın eşliğinde tırmanışın en zorlu, amansız bölümüne başlıyoruz. İçinde bulunduğumuz şartlarla bire bir örtüşen bir Emirdağ Türküsü söyleyemesem de gelip zihnime illa ki yerleşiveriyor.

“Zalım poyraz gıcım gıcım gıcılar... Yüreğime düştü goygun acılar da, goygun acılar..."

Geride kalan arkadaşların “nasıl gelecekleri” endişesi yüreğime düşüyor “goygun acılar”. Artçı Adil Hoca’nın “Kartaldan Lidere, Kartaldan Lidere Arkada sıkıntı var. Biraz bekleyin...” telsiz anonsları ile arkadaşlarımızı bekliyoruz. Fırtına nefes aldırmıyor. Bir ara Yüksel Başkanın elindeki mini kamera düşüp aşağıya doğru hızla inişe geçiyor. Mini kameranın arkasından nefesimizi tutmuş, nerede duracak diye bakıyoruz. Nerdeyse elli metre kadar sürüklenen kamera birden bire duruveriyor. Yüksel Başkan sakince inip kamerayı alıyor. Tırmanışa yavaş yavaş devam ediyoruz. Bizler binbir güçlükle ilerlemeye çalışırken birazcık ilerimizde irice gri bir tavşan hızla zirveye koşuyor. Zirveye yaklaştıkça fırtına hiç hız kesmediği gibi hızına hız katarak daha da şiddetleniyor.

Nihayet saat 13.40’da zirvedeyiz. Artçı Adil Hoca ile beraber arkadan gelen arkadaşlarımızı beklemek istiyoruz. Ancak ayakta bile zorlukla duruyoruz. Beş dakika içinde Adil Hoca dışında herkes zirveye ulaşınca Necmettin güçlükle bir zirve fotoğrafı çekebiliyor. Bayrak, flama açmaya fırsat bulamadan Yüksel Başkan’ın "İnişe geçiyoruz arkadaşlar” komutuyla iniş başlıyoruz. 20 metre kadar indikten sonra karşımıza gelen Adil Hocayı çevirip, hep beraber inişe devam ediyoruz. Rüzgarın birazcık azaldığı bir yerde ayaküstü verilen yemek molasında sandviçleri atıştırıp, sıcak bir şeyler de içince kendimizi biraz daha iyi hissetmeye başlıyoruz. Bu arada Yüksel Başkan’ın telefonu çalıyor. Telefondaki Eftal Beyin eşi Zuhal Hanım, eşinin telefonundan kendisine ulaşamayınca Yüksel Beyi arayıp eşinin doğum gününü kutluyor. Böylece bizler de o günün Eftal beyin doğum günü olduğunu öğreniyoruz. Hep bir ağızdan Eftal Beyin doğum gününü kutluyoruz. Birkaç hafta önce oldukça kötüm bir havada gerçekleştirdiğimiz Büyükhacet Tırmanışından sonra, Küçükhacet’in fırtınasını iliklerimizde, kemiklerimizde fazlasıyla hissedince Eftal'in diline “Büyüğünden beterdir küçüğünün çalımı” diye bir türkü dolanıveriyor!!... Eftal'in Küçükhacet’e ithafen söylediği bu türküyü dinleye dinleye Geyik Beline doğru inişe devam ediyoruz. Aşağılara indikçe fırtınanın hızı kesiliyor. Bir süre sonra rüzgar iyice hafifliyor. Güneş de ısıtmaya başlıyor.

Geyik Belinden sonra tekrar sırta tırmanıyoruz. Soldaki dere yatağını kullanarak orman içinden yer yer belimize kadar yoğun kar ile mücadele ederek, kavşak noktasından sola dönüyor ve Ilgaz Obasına iniyoruz. Trabzon’dan ve Ankara’dan gelen bir dağcı grubu Ilgaz Obasına çadırlarını kurup dinlenmeye çekilmişler. Ertesi gün için Küçükhacet'e tırmanmayı planlayan bu arkadaşlarla ayak üstü kısa bir sohbetten sonra daha önce açılmış izleri takip ederek Ilgaz Obasından ayrılıyoruz. Daha Ilgaz Obasından ayrılmadan yolumuzun üstünde naylon torbalarla kayan ve ODTÜ İzcilik Kulübünden olduklarını öğrendiğimiz kalabalık genç bir grup ile karşılaşıyoruz. Onlarla da kısa bir hoş beşten sonra hızla yola devam ediyoruz.

Saat 17.50’yi gösteriyor.Güneş karşımızdaki tepelerin ardında gözden kayboldu. Hava yavaş yavaş kararmaya başladı ama karın beyazlığı her yeri aydınlatıyor. Yeni ay, en güzel hilal haliyle ve yıldızlarıyla birlikte gökyüzünü süslemeye başlıyor. Kafa lambalarımızı takmaya ihtiyaç hissetmiyoruz. Hepimiz son derece yorgun, üşümüş bir halde bir an önce aracımıza ulaşabilmek için son bir gayretle yürüyoruz. Saat 19.15’de aracımıza ulaşıyoruz. Hemen yerleşip Çankırı’ya doğru yola koyuluyoruz. Saat 20.00’de Çankırı’da “Sevindim” adında bir yerde mola verip sıcak çorbalarımızı içiyoruz. Biraz ısındıktan sonra Ankara’ya doğru yola çıkıyoruz.

Dönüş yolunda Yüksel Başkan hepimizi bu zorlu etkinliği başarıyla tamamladığımız için kutluyor ve herkesin kendini alkışlamasını istiyor. Kendi kendimizi bir güzel alkışlayarak ödüllendiriyoruz...

Gülser KARAHİSAR ÖZCAN
Faaliyet Raportörü
24/02/2015 - Ankara

  • Etkinlik Fotografları