HASAN DAĞI TIRMANIŞI 21 KASIM 2015

HASANDAĞI GÜNEŞLE KARŞILADI, RÜZGÂRLA UĞURLADI - 21 Kasım 2015

Birkaç hafta önce aramızdan ayrılan Madadost’un kurucularından Nazife Yılmaz adına gerçekleştirdiğimiz Hasan Dağı tırmanışı başarıyla tamamlandı. Işıklar içinde uyu güzel insan…

Orta Anadolu'nun kadim dağlarından biri Hasan Dağı. Sönmüş bir volkan aynı zamanda. Heybetli yapısı onu pek çok yerden görünür kılıyor. Bu coğrafyanın Erciyes’ten sonra ikinci en yüksek dağı. 3268 metrelik yükseltisinde büyük ve küçük zirvelerini barındırıyor. Yaz, kış tırmanış rotaları çok popüler. Özellikle daha büyük rakımlı dağlara tırmanacaklar aklimatizasyon anlamında Hasan Dağını da ajandalarına alıyorlar. Rotaları hiç de kısa sayılmaz. Ancak, rotanın uzunluğu ya da kısalığından çok, tırmanışın akıbetini hava koşulları belirliyor. Biz bu açıdan oldukça şanslıydık; zira hem büyük hem küçük zirveyi yapabildik.

Gece yol, sabah dağ havası

Hasan Dağı tırmanışı kampsız bir faaliyet olarak planlandı. Yorucu olabileceği öngörüsüyle tırmanış günü olarak cumartesi belirlendi. Bunun ne kadar isabetli bir karar olduğunu dönüş yolunda birbirimize söylemeden edemedik. O yorgunlukla pazartesi sendromu ve iş yoğunluğu herhalde katlanılmaz olurdu.

Cumayı cumartesiye bağlayan gece,saat 02.00’de Sezenler’den yola 15 kişi olarak çıktık. Bir firemiz vardı; rahmetli Nazife Hanımın eşi Esat Bey, etkinliği pazar olarak düşündüğü için ekibe katılamadı. Ağaçlı tesislerine gelinceye kadar kimimiz uyudu, kimimiz dinlendi. Tesislerde çay ve kahvaltı molasının ardından Aksaray’a doğru yolumuza devam ettik. Bu arada sabah ezanı da okunuyordu. Tırmanışa başlayacağımız Karbeyaz Otele geldiğimizde saatler 06.15’i gösteriyordu. Hasan Dağı biz geliyoruz

Hazırlıklarımızı yaptık, hava güneşli ama henüz güneşin hüzmeleri üzerimize değmiyordu. Hasan Dağının gerisinde saklanmış, bizim ona doğru gelmemizi bekliyor gibiydi. Haliyle şapkalar, eldivenler, balaklavalar takıldı. Rehberimiz Yüksel ALPKAYA, faaliyet sorumlumuz Mustafa KARABULUT ve artçımız Eftal DÖNMEZ olmak üzere 15 kişi, saat 06.30’da yürüyüşe başladık.

Mavi rotadan çıkış yapacaktık, öncelikle Karbeyaz istikametinden dağın bize göre sol tarafına doğru zig zaglar çizerek yol almaya başladık. İlk yarım saat vücut ısımız düşük olduğu için üşüdük. Bir süre sonra Melek bacaklarında yaşadığı sorun nedeniyle ve grubun temposunu düşürmemek adına geride kalmak istedi. Rehberlerimizle konuşuldu ve Necmettin Bey de, onu yalnız bırakmak istemediği için iki kişi eksilerek, tempomuzu da biraz daha yükselterek yürüyüşümüze devam ettik. Erciyes ve Aladağlara göz kırptık

Aslında çoğumuzun Hasan Dağı’yla ikinci, üçüncü hatta belki de beşinci buluşmasıydı. Ancak aramızda ilk kez Hasan Dağına hatta ilk kez zirve tırmanışına gelenler de vardı. Bu tırmanış, onlar için çok yorucu olacağı kadar unutulmaz da olacaktı. Yürüyüşün ilk bölümünde zemin taşlıydı. İkinci bölüm iri döküntü blok kayalar ve ufak taşlı çarşaktan oluşuyordu. Bu bölüme geçmeden önce enerji takviyesi kaçınılmazdı. Kayalıkların arasındaki kuytu mevzide kısa bir atıştırma molası verdik. Üşüyenler sıcak suyla ısındılar. Acıkanlar atıştırdılar.

İlk bölümün en güzel anlarından biri güneşin yavaş yavaş kayalardan ilerleyişine tanık olmaktı. Bir de uzaklardan bize göz kırpan Erciyes ve Aladağların karlı zirveleriydi. O zirvelerle randevulaşıp yürüyüşümüze devam ettik. Kaya bloklardaki sekmelerimiz bana Bafa etkinliğinde Beşparmak Dağlarındaki kaya geçişlerimizi anımsattı. Ne eğlenceliydi… Gitmeyen varsa Madadost’un bu klasik etkinliğini hiç kaçırmasınlar derim. İki zirve keyfi Tırmanışın kaya kütleleri üzerinden geçişi kapsayan ikinci bölümünü tamamladığımızda krater çukurunun kenarına çıktık. Saatler 12.00 civarıydı. Çukurun batı tarafından dağa ismini veren Hasan Dede’nin taşlarla çevrilmiş mezarı yer alıyordu. (Meraklısı için Hasan Dede’nin hikayesini yazının sonuna ekledim.) Yüksel Bey, burada büyük ve küçük zirveleri beraber yapmamız halinde bunun ekstradan bir saatlik zaman alacağını ve ekibin buna göre karar vermesini istedi. Hava güneşli, görüş alanı açıktı.

Ekipten ‘buraya kadar gelmişken her iki zirveyi de yapalım’ kararı çıktı. Gerçi bu kararın Ankara’ya dönüş zamanını geciktireceği endişesini taşıyanlar ya da ‘bu çıkışın inişi nasıl olacak?’ diye karar kara düşünenler de vardı. Sonuçta onlar da ekibin geneline uydular. İlk önce büyük zirveye çıktık. Karbeyaz Otelden buraya gelmemiz 5,30 saat sürdü. Zirvede Nazife Hanımı anmak için küçük bir tören yaptık. Yemek molası, fotoğraf çekimleri yaklaşık 45 dakikayı buldu. Küçük zirveye gidişimiz de 15-20 dakika sürdü. Çok fazla oyalanmadık ve dönüşe geçtik.

İniş eğlenceliydi

Dönüşümüz klasik rotadan olacaktı. Zemin kaygan toprak olunca, topuklamayla bu bölümü kontrollü ve hızlı şekilde aşmaya çalıştık. Gerçi arada düşenler oldu ama işin tuzu biberi diyerek toz toprağa aldırmadan devam ettik. Burası isteseniz de yavaş yavaş yürünecek bir yer değil zaten.

Saatler ilerledikçe güneş dağın arka yüzüne gizlenmeye başladı. Bu kez yeniden karşılaşma umudumuz da yoktu, zira artık yerini geceye bırakacaktı. Sürekli güneşi yakalama telaşı içindeydik, hiç olmazsa bizi serseme döndüren rüzgarın yerine biraz güneşi üzerimizde hissetmek hiç fena olmazdı ama ne yaptıysak gölgeden çıkamadık. Sıcak çayla karşılama

Hasan Dağı tırmanış faaliyetimiz saat 16.00’da sona erdi. Herkes mutlu ama çok yorgundu. Uzun iniş dizlerdeki stresi artırdı, batonlar bilekleri yordu, kask rüzgârla da birleşince baş ağrısını tetikledi. Ancak inişi herkes kazasız tamamladı. Araca ulaştığımızda çay demlenmişti. İşte en büyük ödülümüz de bu oldu. Sıcak çay, tüm yorgunluğu aldı götürdü.

Raporu Ruhi Su’dan dinlemenizi önereceğim ‘Hasan Dağı’ türküsüyle noktalıyor, başka zirvelerde buluşmak üzere sağlıcakla kalın diyorum.

Hasan dağı hasan dağı

Eğil eğil, eğil bir bak

Sıkıyor zincir bileği

Jandarmada din iman yok

Gidiyor kalktı göçümüz

Gülmez, ağlamaz içimiz

İnsan olmaktı suçumuz

Hasan dağı, insan olmak

Koçhisar üstünden bora

Gülek bir karanlık dere

Sıradağlar sıra sıra

Çukurova ana toprak

Meraklısına Hasan Dede’nin Öyküsü

Hasan Dağı’na adını veren Hasan Dede, eski zamanlarda bu dağ üzerinde yaşamış ve çevrede saygınlık kazanmış bir kişi olarak biliniyor. Bazıları Hasan Dede’nin Danişmentoğulları’nın komutanlarından biri olduğunu ve Haçlı seferleri sırasında II. Kılıçarslan ile birlikte çeşitli savaşlara katıldığını belirtiyorlar. Bazıları ise Hasan Dede’yi bir evliya olarak görüyorlar.

Bölgede Hasan Dede ile ilgili olarak anlatılan bir de efsane var. Bu efsaneye göre Hasan Dede, dağın üzerinde tek başına yaşayan bilge bir kişidir. Aksaray’dan Ali Baba adlı bir derviş ile yakın arkadaşlığı vardır. Ali Baba Aksaray’da bir hamamda çalışmaktadır. Bir gün Ali Baba Hasan Dede’yi ziyarete gider. Mendilinin içinde bir avuç kor vardır. Sohbetleri süresince kor için için yanar ancak mendile bir şey olmaz. Aradan zaman geçer; bu sefer Hasan Dede, Ali Baba’yı ziyaret etmek üzere Aksaray’a gider. Mendilinin içinde Hasan Dağı’ndan aldığı bir avuç kar vardır. Ali Baba ile hamamda uzun uzun konuşurlar bu süre içinde mendildeki kar hiç erimeden öylece kalır. Bir ara Hasan Dede’nin gözü hamamdan çıkan kadınlara takılır. O andan itibaren mendildeki kar erimeye başlar. Bunun üzerine Ali Baba, Hasan Dede’ye bakar ve şöyle der; “Hasan Dede, dağ başında ermişlik hüner değildir. Asıl hüner güzel kadınlar arasında ermiş kalabilmektir.” Ali Baba’nın bu sözleri sonradan yörede halk arasında bir özdeyiş gibi uygun durumlarda kullanılır.

Hasan Dede ölümünden sonra mezarının bu dağın zirvesine yapılmasını vasiyet eder ve vasiyeti yerine getirilir. Bu dağ o günden itibaren Hasan Dağı adı ile anılmaya başlar.

Türkşan KARATEKİN

Faaliyet Raportörü

  • Etkinlik Fotografları