Hasandağı Kış Tırmanışı - 14 Mart 2015 Cumartesi

2015 yılı faaliyet programımızda yer alan ve kış döneminin son tırmanışı olan Hasandağı (3268 mt) kış tırmanışı için 14 Mart 2015 cumartesi sabahı saat 03.00’de Sezenler Sokakta toplanmaya başlıyoruz. Toplam 14 kişiyiz. 12 kişi buradan, 2 kişi de Milli Kütüphane’den araca binecek. Ayrıca, bu tırmanışta bir Rus dağcı -Oleg Ogibin- bize misafir olup, bizimle Hasandağına tırmanacak. Misafirimiz sadece Hasandağına tırmanmak amacıyla Rusya’dan günü birliğine Ankara’ya kadar gelip, tırmanış sonrası hemen geri dönecek. Araca gelenlerin öncelikle kazma, krampon ve kaskları kontrol ediliyor ve bunlardan eksik yada uygun olmayanlar yedek malzemelerle değiştiriliyor. Kramponlar ayakkabılara göre ayarlanıyor.

Oleg araca ilk gelenlerden ve diğer arkadaşlar da gelince saat tam 03.00’de 12 kişiyle Sezenler Sokaktan hareket ediyoruz. Milli Kütüphaneden Mehmet ile Fuat abiyi alacağız. Fakat durakta sadece Mehmet abi bizi bekliyor, Fuat abi ortalıkta görünmüyor. Hemen telefona sarılıyoruz ve cumartesi günleri gerçekleştirdiğimiz faaliyetlerde genelde yaşadığımız gibi, Fuat abinin de faaliyet tarihini yanlış anladığını öğreniyoruz. Her cumartesi faaliyetinde bir kişi muhakkak aynı yanılgıya düştüğünden pek şaşırmıyoruz. Fuat abiyi sıcak evinde bırakıp 13 kişi olarak Aksaray’a doğru yola koyuluyoruz.

Saat 05.45 sularında Aksaray-Ağaçlı Tesislerinde kahvaltı ve ihtiyaç molası veriyoruz. Gün ağarmaya başladı. Sanki biraz geç kalmış gibiyiz. Aslında 06.00 sularında Karbeyaz Otele ulaşıp, tırmanışa başlamayı planlamıştık. Kahvaltı sonrası burada herkes dağ ayakkabılarını giyiyor, tozluklarını takıyor, kramponlarını ayarlamaya fırsat bulamayanlar kramponlarını ayarlıyor ve tüm hazırlıklar tamamlandıktan sonra bizler ancak 06.20 sularında Helvadere’ye doğru yola koyulabiliyoruz. Birkaç gündür kötü giden havadan dolayı Karbeyaz Otele giden yolun kardan kapalı olabileceği ve bu nedenle tırmanışa aşağılardan başlamak zorunda kalabileceğimiz konusunda tedirginiz. Eğer yol kapalıysa işimiz bayağı zorlaşacak. Helvadere’ye yaklaştıkça günün ilk ışıkları altında bembeyaz karlarla kaplanmış gövdesi parlayan Hasandağı müthiş güzel görünüyor. Dağda çok fazla kar var ve Hasandağı sanki bembeyaz bir gelinlik giymiş gibi. Tepesinde birikmiş bir bulut kümesi ise taç misali zirvesini süslüyor. Hayranlıkla seyre dalıyoruz bu güzelliği.

Ancak şanslıyız otele giden yol açık. Sıkıntısız bir şekilde otele ulaşan son düzlüğe kadar geliyoruz. Ancak buradaki bir dönemeçte kar rüzgarla birikmiş ve buz tutmuş halde. Birkaç hafta önce aracımızın kara batmasından dolayı yeteri kadar sıkıntı yaşadığımızdan şartları zorlamıyoruz ve tırmanışa buradan başlamaya karar veriyoruz. Zaten de normalde başlayacağımız yere hemen hemen gelmiş durumdayız. Bu kadar kısa mesafe için şartları zorlamaya gerek yok.

Hava çok güzel. Güneş pırıl pırıl parlıyor. Aydınlık hava insana bir başka mutluluk veriyor. Sabahın erken saatleri olmasına rağmen hava rüzgarsız ve tırmanış için ideal sayılabilecek sıcaklıkta. Kısa bir hazırlık ve saat 07.30’da Hasandağına doğru ilk adımlarımızı atıyoruz. Rakım 1913 metre. Kramponlarımız ve kazmalarımız çantada, ihtiyaç duyulduğunda kullanılmak üzere hazır bekliyor. Sabahın erken saatleri olmasından dolayı tırmanışın ilk metrelerinde kar oldukça sert ve batmadan çok kolay bir şekilde yükseliyoruz. Vucudumuz ısındıkça incelmek için kısa molalar veriyoruz. Karşımızda dimdik yükselen Hasandağının tepesinde bulutlar dans ediyor.

Bir saat sonra 2180 metredeyiz ve ilk nefeslenme molamızı veriyoruz. Su takviyesi yapıyoruz. Yılankarın solundaki kulvardan tırmanmayı planlıyoruz. Adım adım ona doğru yükselmeye devam ediyoruz. Yükseldikçe kar kalınlığı artmaya ve sıcağın etkisiyle yumuşamaya başladı. Bazı bölgelerde attığımız her adımda bileklerimize kadar kara gömülüyoruz. Saat 11.30 sularında 2840 metrede, kayaların altındayız ve kayaları sağımıza alarak tırmanıyoruz. Bu arada yukarıdan aşağıya doğru esen rüzgardan dolayı Hasandağının zirvesini kaplamış sis bulutları aşağıya doğru inmeye başladı. Sis alçaldıkça güneş gözden kayboldu ve hava birdenbire soğumaya başladı. 2900'lü metrelerde bir kaya setinin üzerine ulaştığımızda yan geçiş yapmamız gereken bir bölgede sert karla karşılaşıyoruz. Aşağıya doğru eğim oldukça fazla. Bu bölgeyi kramponsuz geçmek riskli olacak ve bizler riske girmemek için hemen kramponlarımızı takıyoruz. Batonları çantalara kaldırıp, kazmalarımızı çıkarıyoruz. Rüzgarlıklar giyiliyor. Balaklava ve kar gözlüklerimizi başımıza; daha kalın eldivenleri ellerimize geçiriyoruz.

Kısa mesafede birkaç küçük düşme deneyimi yaşansa da sert karlı bölgeyi sıkıntısız bir şekilde geçiyoruz. Artık hedefimiz karşımızda yükselen iki kaya bloğunun arasındaki geçitten geçip, üstteki sete çıkmak. Parkur oldukça dik ve kar yine yumuşamaya başladı. Çoğu kez dizlerimize kadar gömülerek ilerliyoruz. Karın alttaki sert zemin üzerinden kaymaması için sağımızdaki kaya bloğuna yakın tırmanıyoruz. Geçide yaklaştıkça kar derinliği iyice artıyor. Zorlanarak da olsa nihayet kayaların üstündeki setteyiz. Ancak burada bizi sert esen bir rüzgar ve tipi karşılıyor. Bu arada bazı arkadaşlar oldukça geride kaldı. Birkaç metre ötesini göremeyecek yoğunlukta bir sis, sert esen bir rüzgar ve tipi şeklinde yağan bir kar. Tüm olumsuz koşullar bir arada. Rüzgar ve kardan izlerimizin kaybolma riskine karşılık arkadaşlarla göz temasını kaybetmememiz lazım. Bu koşullarda arkadaşlarımızı bekliyoruz. Geride kalan arkadaşlarla sürekli telsiz teması kuruluyor. Sıkıntı yok ancak tempoları oldukça düşmüş durumda.

Beklerken oldukça üşüyoruz. Ancak yapacak başka bir şey yok. Bu arada -her ne kadar yedek pilleri olsa da- GPS’in şarjının soğuktan bitmesini engellemek amacıyla GPS’i iç polarımın koltuk altına yakın cebine koyuyorum. Bunu yapmak için eldivensiz olarak harcadığım birkaç dakikalık sürede parmaklarımı hissetmez oldum. Bu arada gerideki arkadaşlar geçitin başına ulaştılar. Kendileriyle göz teması kurunca ilerlemeye devam ediyoruz. Artık hedef küçük zirveye giden sırt hattı. Ancak sisten ve tipiden bir adım önümüzü göremiyoruz.

Saat 14.30 sularında sırt hattındayız. Tipiden dolayı görüş mesafesi diye bir şey yok. Her yer bembeyaz. Neresi düzlük, neresi uçurum, neresi sırt hattı belli değil. Yanlış bir adımda uçuruma yuvarlanabileceğimizden dolayı tedirginiz. Tüm arkadaşlar toplandığında önümüzde belli belirsiz uzanan sırta doğru ilerlemeye başlıyoruz. Umudumuz üstünde ilerlediğimiz tümsekliğin bizi zirveye ulaştırması. Ancak bir süre sonra zirveye doğru hafif hafif yükselmemiz gerekirken aşağıya doğru inmeye başlayınca yanlış bir yöne doğru gittiğimizi anlıyoruz. Böyle bir ortamda, eğer eğim çok fazla belirgin değilse nerenin yükselme, nerenin iniş olduğunu anlamak mümkün değil. Bir kaya bloğu önümüzü kesince yanlış yöne gittiğimiz kesinleşiyor.

Demek ki bu tür koşullarda insanoğlu çok iyi bildiği bir yerde bile şaşırabiliyor. O yüzden insan kendisine çok fazla güvenmemeli ve teknolojiden destek almalı. Çantalar indiriliyor. Eldivenler çıkarılıyor. GPS poların iç cebinden çıkarılıyor ve anlıyoruz ki Küçük Zirve yerine Büyük Zirve yönüne doğru gidiyoruz. Rakım 3240 metre. Yani zirvenin 25 metre kadar altındayız. Bu arada saat 15.15 olmuş. Hemen yönümüzü Küçük Zirveye çeviriyoruz. Nereyi, nasıl yürüdüğümüzü bilmeden –daha sonra şehirde incelediğimizde burada Hasandağı krater çanağının güney yüzünden çanağın doğusunda bulunan Küçük Zirveye doğru- GPS yardımıyla Küçük Zirveye doğru ilerliyoruz.

Artık Küçük Zirvenin hemen altındayız. Ancak krater çanağından zirveye doğru tırmanmamız gereken yaklaşık 50 metrelik bir yükselti var. Soğuk, rüzgar, tipi gibi yağan kar ve saatlerdir tüm bunlarla sürdürülen bir mücadele. Gücümüzün son noktasındayız. Üstüne üstlük yoğun sis ve tipiden dolayı nerede olunduğunun bilinmemezliği ve doğru yolda olunup olunmadığının tedirginliği yaşanıyor herkeste. Her ne kadar ben elimdeki GPS’den dolayı nerede olduğumuzdan emin olsam da arkadaki arkadaşların tedirgin olduğunu da hissedebiliyorum. Ben de tedirginim ancak benim tedirginliğim fırtınanın ve sisin dağın hangi metrelerine kadar etkili olduğunu da bilememek ve hava kararmadan aşağılara inebilmek için yeterli zamanın kalmamasından kaynaklanmakta. Eğer fırtına ve sis aşağılara kadar devam ediyorsa bu epeyce zorlanacağımız anlamına gelir. Çünkü bazı arkadaşlar oldukça fazla yoruldu ve aşağılara inmek zaman alacak gibi.

Bu nedenle Küçük Zirveye çıkmaktan vazgeçip zirvenin hemen altından iniş rotamıza giriyoruz. Fırtına gittikçe şiddetleniyor. Ayağımızdaki kramponların altına biriken karlardan dolayı zaten zar zor yürürken, fırtınanın şiddeti çoğu zaman bizlerin dengesini bozuyor ve yere yuvarlıyor. Sık sık arkadaki Adil abiyle telsiz teması kuruyoruz. Adil abiden gelen "devam edin" veya "bekleyin" komutuna göre ya bekliyoruz yada aşağılara doğru inişimizi sürdürüyoruz. 2800’lere indiğimizde sis bulutu yavaş yavaş seyrelmeye başladı. Arada sırada aşağılardaki tepeleri görebiliyoruz. Sanki daha aşağılarda sis yok gibi. Hızla inmeye çalışıyoruz ama yorulan arkadaşların çok gerilerde kalması nedeniyle bu pek mümkün olmuyor.

Kayaların altına indiğimizde sis tamamen dağıldı ancak rüzgarın şiddeti hala devam ediyor. Ancak artık Karbeyaz Oteli ve aracımızı rahatlıkla görebiliyoruz. Bu durum bize birazcık da olsa moral veriyor. Ancak hala karanlığa kalma ihtimalimiz oldukça yüksek. Eğimin azaldığı bir bölgede hızlı hareket eden öndeki grubu bir arkadaşın sorumluluğunda araca gönderiyoruz. Bizler yorulan arkadaşlarla beraber geride kalıp inmeye devam ediyoruz. Artık hava iyice kararmaya başladı. Ancak araca sağ salim ulaşan öndeki grubun izleri hala belirgin ve onları takip ederek saat 19.10 sularında 1924 metrede bizi bekleyen aracımıza ulaşıyoruz. Çok fazla beklemeden hemen tozluklar çıkarılıyor ve Ankara’ya doğru yolculuk başlıyor. Yolda bir lokantada yemek molası veriyoruz. Çünkü çok açız. Tüm faaliyet boyunca ne oturabildik ne de atıştırmak dışında doğru dürüst bir şey yiyebildik. Sıcak çorba ve çay iyi geliyor. Gece saat 23.30 sularında sağ salim Ankara’ya ulaşıp faaliyetimizi noktalıyoruz.

GPS verilerine göre; Bu etkinlikte onbirbuçuk (11,5) saatte toplam 10,5 km mesafe kat etmişiz. Ortalama hızımız 0,90 km/h olmuş. 1913 metreden tırmanışa başlayıp, 1924 metrede tırmanışı sonlandırmışız. 1367 metre yükselirken 1358 metre alçalmışız. En yüksek ulaştığımız rakım 3240 metre olmuş.

Yüksel ALPKAYA
Faaliyet Raportörü
17/03/2015 - Ankara

  • Etkinlik Fotografları