Sandras Çiçekbaba - Bafa Beşparmak Tırmanışı (23-26 Mayıs 2015)

Madadost'un geleneksel faaliyetlerinden olan ve her yıl 23 Nisan haftasında gerçekleştirdiğimiz Bafa Kampı ve Beşparmak Tırmanışını bu yıl 23-26 Nisan 2015 tarihleri arasında, geçen yıl olduğu gibi ikinci bir zirveyi ekleyerek –Denizli Sandras Çiçekbaba Zirvesi- tamamladık. Geçen yıl (2014 yılında) Bafa Beşparmak tırmanışı sonrasında Ankara’ya dönüş yolunda Denizli-Çivril’e uğrayıp Akdağ zirveye tırmanmıştık. Bu yıl ise Sandras Dağı Çiçekbaba Zirvesine (2295 mt) gidiş yolunda tırmandık.

* 23 Nisan 2015 Perşembe

22 Nisan Çarşamba akşamı saat 22.00’de 13 kişilik bir ekiple Sezenler Sokaktan hareket ediyoruz. Sabah 05.00 sularında Denizli’deyiz. Denizli’den EF-EM Dağcılık Kulübünün başkanı Ahmet abiyi alıp; Beyağaç’a hareket ediyoruz. Beyağaç dağların arasında Denizli’ye bağlı küçük bir ilçe. Saat 07.00 olmasına rağmen çorba içecek açık bir lokanta bulamadık. Bizler de bakkaldan aldığımız domates, peynir ve ekmekle bir kahvede kahvaltımızı yapıyoruz. Eksik ihtiyaçlarımızı tamamladıktan sonra saat 08.00 sularında dağa hareket ediyoruz.

Planımıza göre Topuklu Yaylasının yakınlarına kadar inen sırttan tırmanışı gerçekleştireceğiz. Toprak yolda bir saat süren yolculuk sonrası tırmanışa başlayacağımız sırtın başındayız. Saat 09.00 ve kısa bir hazırlık sonrası 14 kişi tırmanışa başlıyoruz. Tırmanacağımız Sandras Çiçekbaba Zirvesi 2294 metre yüksekliği olan ve Köyceğiz-Beyağaç ilçeleri arasındaki sınır bölgesinde yer alan bir noktada. Tırmanışın rehberliğini Ahmet abi, artçılığını ise Yüksel bey yapmakta. Ormanın içinden sırt hattını takip ederek, her zamanki gibi tek sıra düzeni ve disiplini içinde yükseliyoruz. Aşağılarda gayet sakin olan hava yükseldikçe sertleşmeye başlıyor. Rüzgar şiddetini iyice arttırdı. Sandras zirveye ulaşan sırt hattı Muğla ile Denizli’nin sınırını oluşturmakta. O yüzden adımlarımızın birini Denizli’de diğerini Muğla’da atıyoruz. Bu arada artık karda yürüyoruz ve bir çok bölgede esen soğuk rüzgarın etkisiyle karlı zemin oldukça sert. Eğimli bölgelerde iz açmakta zorlanıyoruz.

1800-1900 metrelerde ormanlık alanın bitmesi ile rüzgarın şiddetini daha fazla hissetmeye başladık. Sanki bir fırtına içindeyiz. Hatta zaman zaman rüzgar o kadar şiddetleniyor ki, bırakın yürümeyi ayakta durmak bile zorlaşıyor. Bu tahminen 65-70 Km/saat rüzgar hızı anlamına geliyor. Rüzgarın etkisi ile yerden savrulan kar taneleri bazen arkadan, bazen yandan, bazen de önden o kadar şiddetle vücudumuza çarpıyor ki; sanki saçma tanesi misali giysilerin üzerinden bacaklarımızda ve vücudumuzda acıyı hissediyoruz. Bu mevsimde havanın bu kadar sert olması beklenilir bir durum değil. Bu nedenle havanın güzel olacağı beklentisi ile sert koşullara uygun eldiven, bere, balaklava, kar gözlüğü veya hatta ikinci eldiveni olmayan arkadaşlar bu koşullarda oldukça zorlanıyor. Bu arkadaşlarla çantalarımızdaki yedek malzemelerimizi paylaşıp, sıkıntı yaşamalarını engellemeye çalışıyoruz. Neymiş efendim, yaz da olsa kış da olsa dağa gelirken çantadan extrem koşullara uygun malzemeleri eksik etmeyeceksin. Bu kadar sert koşullarda 3,5 saat süren tırmanış sonrasında saat 12:30’da zirveye ulaşıyoruz. Tebrikler ve kutlamalar sonrası zirvedeki eski bir barakayı kendimize siper ederek dinlenmeye çalışıyoruz. Zirve fotoğraflarının çekilmesi sonrası zirvede çok fazla zaman kaybetmeden inişe geçiyoruz. Rüzgarı karşıdan almamak için rotayı bir saat uzatma pahasına değiştirip, inişimizi dağın batı yüzünden yapıyoruz. Ancak burada da eğim oldukça fazla, zemin sert. Riskli bölgeleri yavaş ve dikkatle geçiyoruz. İndikçe rüzgar etkisini kaybedip yavaşlıyor. Aşağılarda bir kaya kütlesini kendimize siper edip, dinlenip bir şeyler atıştırıyoruz. Mola sonrası inişe devam. Uzun fakat rahat devam eden iniş sonrası saat 17.00 sularında bizi bekleyen aracımıza ulaşıyoruz.

Toplamda 8 saatte 18-19 Km yürümüşüz. Aracımızla hemen akşamı geçireceğimiz Karagöl kamp alanına hareket ediyoruz. Karagöl ormanın içinde çok güzel bir manzaraya sahip büyük sayılabilecek bir göl. Ancak Karagöl yazın sıcak dönemlerinde kuruyup kayboluyor. Göl kenarına çadırlarımızı kuruyoruz. Kamp ateşi için ormandan kuru dal ve ağaçlar topluyoruz. Etrafımızda angut kuşları ötüyor. Angutlar ilginç hayvanlar. Tek eşliler ve eşi ölen angutlar yaşamı boyunca başka bir eşle birlikte olmuyor. Ayrıca bu kuşlar inmeye çalışırken genelde rüzgarı arkalarına alarak inmeye çalıştıklarından çoğu zaman sağlıklı bir şekilde iniş yapamayıp, yuvarlandıklarından isimleri kötüye çıkmıştır.

Güneş tepelerin ardında kaybolduğunda hava birdenbire soğuyor. Küçük bir kamp ateşi yakıyoruz ve herkes etrafına toplanıyor. Öncelikle Akşam yemeği ve sonrasında sohbet. Sohbetin ağırlıklı konusu sert geçen tırmanış oluyor. Gece ilerledikçe hava da soğumaya devam ediyor. Hava sıcaklığının gece eksi 5-10’lar seviyesinde hissedildiği, bu nedenle birçok arkadaşın geceyi uykusuz geçirdiğini ertesi sabah öğreniyoruz. Çadırda üşüyen arkadaşlar gece kalkıp kamp ateşinin başında ısınmaya çalışmışlar. Ancak önleri ısınırken arkaları üşümüş. Eninde sonunda yine çadıra dönmek zorunda kalmışlar. Ama her şeye rağmen yaşanması gereken bir gün oldu.

* 24 Nisan 2015 Cuma

Sabah erkenden kalkıp çadırlarımızı topluyoruz. Sabahın bu erken saatlerinde Karagöl bir başka güzel. Gölün üzerine çöken sis bulutlarının ısınan havayla yukarıya doğru hareketleri görülmeye değer doğrusu. Önce kahvaltı, sonrasında kampın toplanması ve araca yüklenmesi sonrası saat 08.00 sularında Bafa'ya hareket ediyoruz. Yaklaşık 5 saat sonra saat 13.00 sularında Bafa’dayız.

Bugün kampı kurmadan Yediler Manastırı ile Kerdimelek Kayalarındaki 8-10.00 bin yıl öncesine tarihlenen kaya resimlerini gezeceğiz. Gölyaka’dayız. Köy meydanında Mehmet Amcayla buluşup sohbet ediyoruz. –Mehmet amca nevi şahsına münhasır; oldukça popüler, birkaç filmde oynamış, yerel bir sanatçı. Saz çalar, yerel şiveyle çok güzel türküler söyler- Ekip olarak rahat bir tempoda Yediler Manastırı ile kaya resimlerini geziyoruz. Sonrasında aracımızla bugün kamp atacağımız Kapıkırı’na hareket ediyoruz. Göl kenarına çadırlarımızı kurup dinlenmeye çekiliyoruz.

* 25 Nisan 2015 Cumartesi

Bugün 1375 metre yüksekliği olan Beşparmak Tekerlek Tepe’ye tırmanacağız. Yükseklik gözünüze küçük gelmesin, tırmanışa 80 rakımlı Karahayıt Köyünden başlayacağımızdan, yaklaşık 1300 metre yükseliyoruz. Sabah 05.00 sularında uyanıp, kahvaltı ve kısa bir hazırlık sonrası aracımıza binip Karahayıt Köyüne hareket ediyoruz. Bu tırmanışta bizlere her zamanki gibi Karahayıt Köyünden Süleyman eşlik edecek. Sabah ezanında köydeyiz. Süleyman’la buluşup tırmanışa başlıyoruz. İçinde dev çınar ağaçları bulunan Kocadere’yi takip ediyoruz. Bu sene çok fazla yağmur yağdığından derede oldukça fazla su var.

Hava aydınlanmaya başladı. Dağın batı yüzünde olduğumuzdan güneşin sıcaklığını henüz hissetmiyoruz. Bu nedenle rahatız. Yavaş yavaş yükseliyoruz. 2.5 saatlik bir tırmanış sonrası saat 10.00 sularında sırttayız. Kısa bir mola verip dinleniyoruz. Ardından dağın kuzey yüzüne geçip, Tekerlek Tepe’ye doğru ilerliyoruz. Etrafımız bahar çiçekleriyle dolu. Tekerlek Tepe tüm ihtişamıyla karşımızda yükseliyor. Tekerlek Tepe kütlesinin altında, tırmanacağımız yarığın altında mola veriyoruz. Buradan sonra artık tamamen kayadayız. Batonlarımızı çantalara yerleştirip, tırmanış eşleştirmelerini yapıp, devasa kaya bloklarını tırmanmaya başladık. Burada rotayı çok iyi bilmezseniz zirveye ulaşmanız mümkün olmaz. Çünkü zirveye devasa kayaların altında oluşmuş ancak bir insanın sürünerek geçebileceği bir yarığı kullanarak ulaşabilirsiniz.

Artık bu yarığın başındayız. Yarıktan gerek malzemelerin geçirilmesi esnasında; gerekse arkadaşların geçişine yardımcı olmak için arkadaşlar görevlendiriliyor. İlk önce Süleyman geçiriliyor. Yarığın ortasına Yüksel bey, girişine ise Mustafa bey yerleşiyor. Öncelikle sırt çantaları, batonlar ve diğer malzemeler elden ele taşınarak geçiriliyor. Ardından teker teker sürünerek kaya bloğunun ardına geçiyoruz. Bu geçiş esnasında birçok arkadaş kaya bloklarının altındaki küçücük bir delikten sürünerek geçmeye çalışırken heyecanlanıyor, tedirgin oluyor.

Geçiş tamamladıktan sonra zirve külahının altındayız artık. Külah 60-70 derece eğimi olan dev bir kaya kütlesi. Kısa bir dinlenmeden sonra yavaş yavaş külahı tırmanmaya başlıyoruz. Eşleşmeli arkadaşlar birbirlerini kontrol ve yardım ederek saat 11.30 sularında zirvedeyiz. Hava açık, manzara güzel olmasına rağmen zirvede çok fazla rüzgar var ve rüzgar soğuk esiyor. Bu nedenle zirvede uzun kalmamız mümkün görülmüyor. Zirve kutlamaları, tebrikler ve fotoğraf çekiminden sonra hemen inişe geçiyoruz. Yine dikkatli bir şekilde yardımlaşarak sırta iniyoruz. Sırtta rüzgar almayan bir bölgede mola verip, öğle yemeğimizi yiyoruz. Süleymanın çantasından çıkardığı Çökelek, bazlama ve bal ile karnımızı doyuruyor. Biraz dinlendikten sonra dağın doğu sırtına doğru inişe geçiyoruz. Dev kayaların üstünde seke seke ilerliyoruz.

Ve geldik Sırat Köprüsüne. Burası yan yana duran iki kayanın üstüne kayarak yerleşmiş yarım metre eninde yaklaşık iki metre uzunluğunda bir kayanın oluşturduğu doğal bir köprü. Köprüyü geçtikten sonra karşıdaki kayanın ince sırtında 2-3 metre kadar ilerledikten sonra 2-3 metre aşağıya doğru iniş yapılıyor. Heyecan had safhada. Herkes kontrollü bir şekilde tek tek karşıya geçiyor. Her riskli noktada bir arkadaş görevli ve geçen arkadaşlara yardımcı oluyor. Sıkıntısız bir şekilde burayı geçtikten sonra rahatlıyoruz.

Şimdi sırada Damlar Mağarası var. Burası bölgede su temin edebileceğiz birkaç yerden bir tanesi ve mağaranın tavanını oluşturan kayaların arasından aşağıya doğru şırıl şırıl akan buz gibi bir suyu var. Artık iyice yorulduk. Magarada buz gibi suyla elimizi yüzümüzü yıkayıp kendimize gelmeye çalışıyoruz. Dinlenip, fotograf kayasında hatıra fotoğrafımızı çektikten sonra Anadolu Geçidinden aşağıya doğru ormanın içinden inişe geçiyoruz. Çok yorulduk. İki saatlik bir iniş sonra üzerinde 8-10.000 yıl öncesine tarihlenen kaya resimlerinin bulunduğu Balık Kayanın yakınındayız. Bu resimleri görmek isteyen arkadaşlar için Balık Kaya’ya uğruyoruz.

Saat 17.00 oldu. Karahayıt köyüne yaklaşık bir saatlik yolumuz var. Yavaş ve yorgun adımlarla köye adım adım yaklaşıyoruz. Saat 18.00 sularında Süleymanın evindeyiz. Süleymanın eşi bizler için çay demlemiş, sofra hazırlamış. Sofrada peynir, zeytin, bal, otlu börek, taze bakla ve gelirken topladığımız sarmaşık denilen otların kavurması var. İştahla yiyoruz. Bu arada ihtiyacı olan arkadaşlar Süleymanın kendi ürettiği taze zeytinyağı ve baldan satın alıyorlar. Güneş gölün üzerinde yavaş yavaş son ışıklarını bırakıp akşam saatlerini bizlere hissettirirken Süleyman’dan ayrılıp, bizleri köy meydanında bekleyen aracımızla kamp alanımıza kapıkırı Köyüne dönüyoruz.

Herkes yorgun, dinlenmeye çekiliyor. Bu arada duş alıp kendimize gelmeye çalışıyoruz. Akşam Mehmet amca gelip sazıyla bizlere katılacak. Saat 21.30 sularında sazı eline alan Mehmet amcanın türkülerini duyan arkadaşlar yavaş yavaş etrafını çevirip, Mehmet amcanın türkülerine eşlik etmeye başlıyor. Yorgun olmamıza rağmen saat 24.00’ü gösterdiğinde bizler hala türkülere eşlik ediyorduk. Zirve ancak bu kadar güzel kutlanabilirdi. Artık Mehmet Amcaya veda etme zamanı. Herkes çadırlarına çekilip derin bir uykuya dalıyor.

* 26 Nisan 2015 Pazar

Dün yaklaşık 11 saatlik bir etkinlik gerçekleştirmemize rağmen hemen hemen herkes sabahın erken saatlerinde uyanıyor. Sabahın sessizliğinde göl kıyısına kurulmuş çadırlardan çıkıp, günün ilk ışıklarının keyfini çıkarıyoruz. Bugün kahvaltımızı hep birlikte ve bir gün önceden sipariş verdiğimiz yörenin meşhur Otlu Böreği ve Çaygıması ile yapacağız. Saat 08.30 sularında Hüseyin ve eşi hazırladıkları börek ve çaygıma ile Bafa’dan geliyorlar. Çaylar ateşe konuyor. Sahilde masalar hazırlanıyor. Börek ve Çaygıma’nın yanında yörede yetişen domates, salatalık ve köylülerin kendi evleri için yaptıkları yağlı zeytin masalara diziliyor. Bu eşsiz güzellik fotoğraflanıyor. Hep birlikte keyfini çıkara çıkara kahvaltımızı yapıyoruz.

Kahvaltı sonrası iki kayık ayarlanıyor ve üzerinde Roma dönemi tarihi kalıntıların bulunduğu Ekizce adasına doğru yola çıkıyoruz. Yarım saatlik bir motor yolculuğundan sonra adadayız. Adaya çıkıyoruz. Manzara müthiş. Karşımızda bir gün önce zirvesinde oturduğumuz Beşparmak Dağı yükseliyor. Bugün de buradan bakıp Beşparmağın heybetini görünce kendimizi çok küçük hissediyoruz.

Her güzel şeyin bir sonu olmalı. Bizler için çok uzun bir gün olacak ve daha Ankara’ya döneceğiz. Bu yüzden çok fazla zaman kaybetmeden dönüşe geçiyoruz. Dönüşte kayığın birinin motoru bozuluyor. Sağlam olan kayık diğerini yedeğine alıp çekerek kıyıya getiriyor.

Çadırlarımızı toplayıp aracımıza yerleştirdikten sonra bizleri misafir eden dostlarımızla vedalaşıp saat 13.00 sularında Ankara yoluna düşüyoruz. Saat 16.30 sularında Sandras’dan beri bizimle olan Ahmet abiyi Denizli’ye bırakıyoruz ve saat 23.30 sularında nihayet Ankara’dayız. Sağ salim faaliyeti tamamlayıp evlerimize dağılıyoruz.

Nahit GÜNDOGDU
Faaliyet Raportörü
05 Mayıs 2015-Ankara

  • Sandras Fotografları
  • Bafa Beşparmak Fotografları
  • Bafa Kamp Fotografları
  • ya