Fransa-Mont Blanc Zirvesi (4810 mt)Tırmanışı - 05/11 Ağustos 2014

05 Ağustos 2014 Salı

Mont Blanc tırmanışı için Ankara'dan önce İstanbul; İstanbul'dan da Cenevreye gitmek için daha önce planlandığı üzere sabah saat 05.00'de Ulus Havaş otobüs terminalinde buluşuyoruz. Tırmanış ekibi Yüksel Alpkaya'nın liderliğinde, Arif Ziya Ateş, Engin Alkan, Eftal Dönmez, Ahmet Kaya, Tamer Tuğanoğlu ve Arif Ekmen'den oluşmakta. Sabahın o erken saatinde bizleri uğurlamak için terminale kadar gelen ve moral veren Mustafa Karabulut'un bu davranışı bizleri duygulandırıyor.

Saat 05.30 - Esenboğa Havaalanındayız ve check-in işlemlerini yaptırıyoruz. Bagajları teslim etme esnasında Eftal beyin pasaport vize tarihinin 2005 tarihli ve geçersiz olduğu farkediliyor ve onu Ankara’da bırakmak zorunda kalıyoruz. İlk firemizi verdik ve sayımız 6'ya düşüyor. Bu durum Eftal beyi üzdüğü kadar bizlerin de moralinin bozuyor.

Saat 08.30 - İstanbul Sabiha Gökçen Havalanındayız. Öncelikle yurtdışı çıkış harç pulu (15 tl.) alıyoruz. Yurtdışı çıkışlar bölümünde bir cafeye oturup simit ve çayla kahvaltımızı yapmaya çalışıyor. Fiyatlar tahmin edemeyeceğimiz kadar pahalı. Bu sırada ekipten Ziya beyin karın ağrısı ile birlikte ağır bir ishali olduğu ortaya çıkıyor. Havalimanında doktor arıyoruz ama nafile kimseyi bulamıyoruz. Ancak açık olan bir eczaneden ishal için ilaç alabiliyoruz.

Saat 12.40 - Çantalarımızın ağırlığından dolayı tedirginiz. Biletleri alırken bize 20 kg. kadar eşyayı bagaja verebileceğimiz, 8 kg. ağırlığındaki bir çantayı da uçağa yanımıza alabileceğimiz söylenmişti. Bizler tüm batonlarımızı, kazmalarımızı bir araya getirip, üstüne 60 metrelik (8,5 mm.) ipimizle birlikte toplu olarak ambalajlayınca ortaya yaklaşık 20-25 kg.lık bir ağırlığında bir paket çıktı. Bunun için bizden ekstra bir bagaj ücreti istenmesinden tedirginiz. Ancak bu paketin ağırlığı toplam bagaj ağırlık hakkımıza dahil edilince fazla bagaj ağırlığı çıkmadı ve bizler ekstra ücret ödemek zorunda kalmıyoruz. Biletlerimizi Pegasus Havayollarından yaklaşık üç ay önceden (24 Nisanda 2014) almıştık. Biletler içinAnkara-İstanbul/İstanbul–Cenevre için gidiş–dönüş olmak üzere kişi başına toplam 100+463=563 TL. ödüyoruz. Yalnız uçak içinde alınacak tüm yiyecek ve içecekler ekstra ücrete tabii. Örneğin: 1 çay ve 1 sandviçin fiyatı 6 Euro. Bu arada Ziya beyin durumu hiç iyi değil, rengi bembeyaz, keyfi yok. Sürekli tuvalete gidip geliyor.

Saat 15.00 - Nihayet Cenevre (Geneva) havaalanındayız. Gümrük işlemlerini tamamlayıp, çantalarımızı alıyoruz. Yüksel beyin Türkiye'deyken internet üzerinden kiraladığı araçları teslim almak üzere Hertz'in havaalanındaki bankosundayız. İşlemleri tamamlayıp iki aracı teslim alıyoruz. (Bilgi: Her bir araç için 6 günlük 275 $; yaklaşık 275 $x1.86=510 TL ödüyoruz.) Her bir araca 3'er kişi paylaştırılıyor ve eşyalarımızı yerleştirdikten sonra Chamonix'e doğru yola koyuluyoruz. Yollarda ve çevrede hiç reklam panosu yok, daha doğrusu doğal görüntüyü bozacak hiç bir şey yok. Her şey doğa ile uyumlu, her taraf yemyeşil. Önde Yüksel Bey ve bizler onların aracını takip ediyoruz. İsviçre'den Fransa'ya geçip otobanı takip ederek (Bilgi: Fransa’daki otobanlar üzerinde bulunan gişelere para atılıp geçiliyor, bu yüzden önceden para hazır edilmesinde fayda var.) kamp yapacağımız Saint Gervais’e ulaşıyoruz. Saint Gervais Alp dağlarının eteklerinde 800 rakımlı küçük, şirin mi şirin turistik bir kasaba. Kasabanın dışında Nature–Lodge isimli kamp alanına kamp kuracağız. Burası karavan ve çadır kampı için ideal, yeşiller içinde sessiz, sakin bir yer. Adeta beş yıldızlı otel gibi, her türlü imkan mevcut. İnsan kendini evindeymiş gibi rahat hissediyor. Kamp alanı için 6 kişi, 3 çadır yeri ve iki araç için gecelik 69 Euro ödüyoruz. Çadırlarımızı kurup, yerleşiyoruz. Yarın tırmanışa başlayacağımız için eksikliklerimizi tamamlamak amacıyla alışveriş yapmamız lazım. Saint Gervais'e iniyoruz. (Saint Gervais merkezi ile kamp alanımızın arası 2-3 km.) Bulduğumuz bir Carrefour mağazasından faaliyet esnasında lazım olacak eksiklerimizi tamamladık. Merkezdeki küçük bir pizzacıda herkes değişik tarzda pizza siparişi ile karnını doyuruyor. Yemekten sonra kampa dönüş ve dinlenme.

06 Ağustos 2014 Çarşamba

Sabah erkenden kalkıyoruz. Bugün dağa hareket edeceğiz. Ziya beyin ishali devam ediyor ve bu durum kendisini epeyce hırpaladı. Kendisini güçsüz hissettiği için tırmanışa gelmeyip kampta kalacak. İkinci firemizi veriyoruz ve sayımız 5'e düşüyor. Çadırın birini Ziya Beye bırakıyoruz. Yukarıya 2 çadır götüreceğiz ve çadırların birinde 2; diğerinde 3 kişi kalacak artık. Gürültü yapmadan iki çadırı toplayıp çantalarımızı hazırladık. Hafif bir kahvaltı sonrası saat 08.00'de kamptan ayrılıp, St Gervais'deki tramvay durağına iniyoruz. 08.40 tramvayına (Tramvay Du Mont Blanc) bilet alıyoruz. Bilet fiyatları St Gervais-Nid d'Aigle (gidiş-dönüş) 35 Euro) Ancak bizler kaldığımız kamp alanının indiriminden faydalanıp kişi başı 28 euro ödüyoruz. Tren yolculuğu yaklaşık bir saat sürüyor ve manzara müthiş. Tramvay ile 2350 metredeki Nid d'Aigle'a ulaşıyoruz.(St Gervais’in rakımı 800 mt-Nid d'Aigle'nın rakımı 2350 mt)

Saat 09.50 - Nid d'Aigle'deyiz. Hava açık ve güneşli. Burası çok kalabalık. Tırmanış için gelmiş değişik ülkelere mensup bir çok dağcının yanı sıra havanın güzel olmasını fırsat bilip sadece yürüyüş yapmak amacıyla buraya gelmiş ciddi bir kalabalık mevcut.

Saat 10.15 - Biraz dinlendikten sonra Yüksel hocanın "hazırlanın tırmanışa başlıyoruz." komutuyla hareketlendik. Böylece faaliyetin fiziksel güce dayanan kısmı başlamış oldu. Hepimizin çantası ağır, ilave malzemeler ile birlikte nerden baksan 20-25 kg. yük taşıyoruz. Parkur oldukça kalabalık, her millette insan var. Hatta bazıları köpeklerini getirmiş birlikte yürüyorlar. En çok dikkatimizi çeken husus, karşılaşmalar esnasında herkesin birbirine "Bonjour Mösyö–Bonjour Madame" hitap etmeden geçmemesi oluyor. Bir diğer dikkati çeken husus ise çevrenin tertemiz olması, herkes çöpünü yanında taşıyor. Artık burada bu temizlik işi bir kültür haline gelmiş. Fransızlar parkurun zor olan kısımlarını tel halat ile güvenli hale getirmişler. Bu sayede tehlikeli bölgeler daha rahat ve güvenle geçilebiliyor. Sürekli havada dolaşan helikopterler yaralı taşıma veya zor durumda olan dağcılara yardım etmek için hazır bekliyor. Tabii ki ücreti karşılığında. 3.5 saatlik bir tırmanış sonunda saat 13.45 sularında Tete Rousse'a (3167 mt.) ulaşıyoruz. Burada bir dağevi bulunmakta ve kapasitesi 74+6= 80 kişi. İsteyen rezervasyon yaptırmak kaydıyla dağevinde kalabileceği gibi, çadırda kurabiliyor. Çadır bölgesinde tuvalet ve çöp kutusu mevcut. Ancak çok fazla dağcı gelip gittiğinden, bazen çadır kurmak için uygun yer bulmak zor olmakta. Buradan itibaren kar başlıyor. Bölgede dağ keçileri yaşamakta ve bazen bunlar yiyecek bulmak amacıyla çadırların kenarına kadar yanabiliyor. Çadırlarımızı kurarken kocaman boynuzlarıyla bir dağ keçisi bir kaç metre yanımıza kadar yanaştı. Böylece yabani bir dağ keçisini bu kadar yakından görme şansına sahip olduk.

Genelde dağcılar burada çadır kurup ertesi gün Gouter Dağevine, oradan zirve yapıp; zirveden direk buraya inmekteler. Ancak yukarıya giderken kurulu bırakılan çadırların muhakkak çok sağlam bağlanmış olarak bırakılması gerekmekte. Aksi takdirde çıkacak bir fırtınada bir çok iyi bağlanmamış çadır aşağılara uçmakta. Çadırları kurduktan sonra havanın güzel olmasından faydalanarak etrafı seyredip dinleniyoruz. Bu arada kamp alanında bir Türkle karşılaşıyoruz. Arkadaşın ismi Serkan ve Bursa'dan gelmiş. Bizden bir gün önce zirve yapıp dönmüşler. Rota hakkında bilgi alıyoruz. Kendisi bize "Gouter’de çadır kurmanın yasak olduğunu, dağevinin ise dolu olduğundan dolayı kalamayacağımızı; bu nedenle Gouter dağevinde biraz dinlendikten sonra, 4350 metredeki bivak kulübesine (Vallot) devam etmemizi; böylece ertesi gün çok kolaylıkla zirve yapabileceğimizi" söylüyor. Ancak Tete Rousse ile Gouter arası mesafe kısa olmasına rağmen çok dik ve parkuru zor. Normal koşullarda 4 saatlik bir tırmanış parkuru. Bakalım yarın deneyeceğiz.

07 Ağustos 2014 Perşembe

Sabah saat 07.00‘de Tete Rousse’dan Gouter'e hareket ediyoruz. Yanımıza uyku tulumlarını ve matlarımızı alıp, çadırlarımızı burada kurulu bırakıyoruz. Önümüzde dimdik bir duvar var. Belli bir süre karda yükseliyoruz. Taş düşmesinin yoğun olarak görüldüğü bölgedeki yan geçişi dikkatle ve birbirimizi kontrol ederek tamamlıyoruz. Buradan itibaren parkur zorlaşıyor. Dikkatsiz atılacak bir adım o kişinin yüzlerce metre yuvarlanmasına ve hayatına mal olabilir. Bu arada Tamer'in çantasının kenarına çok sağlam iliştirilmemiş bir termosun yüzlerce metre aşağılara yuvarlandığına şahit oluyoruz. Parkur çok kalabalık. Bir yandan çıkanlar bir yandan da inenlerden dolayı insanın dikkati dağılıyor. Ayrıca çok dik olan parkurda adeta kayalara yapışarak tırmanıyorsun. Parkurda birkaç yerde burada hayatını kaybeden dağcılarla ilgili plaketlere ve işaretleri görüyoruz. Zorlu ve yorucu bir tırmanış sonunda saat 11.10 sularında Gouter Dağevine (3850 mt) ulaşıyoruz.

Gouter dağevi tam anlamıyla lüks bir otel gibi ve bir teknoloji harikası. Dağevine bot ve kramponlarla girilmiyor. Dağevinin girişindeki kapalı bir bölümde herkes kramponlarını, ayakkabılarını çıkarıp çantalarını ve teknik malzemelerini bırakıyor ve terlik giyerek içeri giriyor. Biz de aynı şeyleri yaptık ve dinlenmek üzere Gouter dağevine geçtik. Dağ evinde her türlü yiyecek ve içecek bulunmakta ve bunların hepsi buraya helikopter aracılığı taşınmakta.Bu nedenle olsa gerek fiyatlar aşağılara göre biraz normalin üzerinde. Şöyle ki; soslu makarna 14, teneke kola 5, 1,5 litrelik su 5, çay 4 euroya satılmakta. Dağevi dolu, yer bulmak imkansız. Çok önceden rezervasyon yaptırmak gerekmekte. Gouter bölgesinde çadır kurmak yasak. Bu yüzden dağevinde kalmak zorundasın. Bizler o geceyi orada kalmayı düşündük önce. Bize "boş yer olmadığını ancak malzemelerin bırakıldığı bölümde yere matları sererek kalabileceğimizi, aslında bunun bile yasak olduğunu ancak gecelik kişi başı 70 euro ödememiz halinde buna izin vereceklerini" söylüyorlar. Dışarıda her yer karla kaplı ve hava çok soğuk. Açıkta kalmak mümkün değil. Zaten helikopter sürekli havada devriye gezmekte ve dağcıları kontrol ediyor. Böyle bir ihlal gördükleri anda uyarıp helikoptere alarak aşağılara indiriyorlar.

Bu koşullarda dağevinde kalmamız mümkün değil. Tete Rousse konuştuğumuz Serkan'ın tavsiyesine uyup 4350 metredeki Vallot bivak kulübesine çıkmaya karar veriyoruz. Saat 13.00 sularında Yüksel hoca, "arkadaşlar hava kapatıyor, hazırlanın hemen hareket ediyoruz" dedi. Saat 13.30 sularında kramponlarımız takılmış ve ip birliğine girmiş şekilde Vallot bivak kulübesine doğru tırmanışa geçiyoruz. Karşımızdan sürekli yorgun adımlarla zirve yapıp dönen dağcılar geliyor. Bizlere başarı diliyorlar. Sürekli yükseliyoruz. Bu arada hava iyice bozdu ve her tarafı sis bulutu kapladı. Görüş mesafesi sadece bir kaç metre, göz gözü görmüyor. Artık karşımızdan gelen giden de yok, varsa bile yakınımızdan geçenleri sisten biz göremiyoruz. Rüzgarın etkisiyle karın üzerindeki izlerde kaybolmak üzere. Bizlerde tedirginlik başladı, nereye gittiğimizi bilmiyoruz. Ama Yüksel Hoca kendinden emin bir şekilde ilerliyor. Hedefimizde bivak kulübesi var ama nerede bu kulübe?

Dome Du Gouter sırtına ulaştığımızda sisler arasından bize doğru yaklaşan bir dağcıyı görüyoruz. Sevinç ve merakla ona dağevinin uzaklığını soruyoruz. Yaklaşık 45 dakikalık bir yolumuz olduğunu söylüyor ve bize başarılar dileyerek sisler arasında kayboluyor. Artık çok yorulduk. Yükseklik, soğuk ve kar bizi iyice hırpaladı. Bir kaç metrede bir nefeslenmek için duruyoruz. Sırttan sonra düzleşen zeminde hızımızı artırıyoruz. Düzlükten sonra yine yükselmeye başladık. Artık çok bitkiniz. Kalın sis bulutlarının bir kaç saniyelik dağılmasıyla Yüksel Bey bizlere bir kaç yüz metre ilerimizde karların ve bulutların içinde yükselen kulübeyi gösteriyor. Kulübeyi gören herkes büyük bir gayretle ona ulaşmak için adımlarını daha güçlü atmaya çalışıyor. Ancak bu kolay değil. Sürekli tırmanış bizleri bir hayli yordu üstelik hava da çok soğuk. Bütün bu zorluklara rağmen saat 17.00 gibi bivak kulübesine ulaşmayı başarıyoruz.

Vallot bivak evi 20-25 kişinin barınabileceği, zirve öncesi ve sonrası dağcıların dinlenmesi amacıyla yapılmış bir kulübe. Biz vardığımızda kulübenin içinde 17-18 kişilik Polonyalı bir dağcı grubu var. Kendilerinden ortalıktaki eşyalarını toplayıp bize de yer açmalarını rica ettik. Bu talebimiz bazılarını rahatsız etse de genel anlamda bizlere yardımcı oldular. 5-6 matı serebilecek kadar bir boşluk oluşturduk. Zemin çok temiz olmamasına rağmen yere matlarımızı serdik. Matlarımızın üstüne oturarak su ısıtıp, sıcak bir şeyler içerek ısınmaya çalışıyoruz. Daha sonra yaptığımız makarnayı 5 kişi paylaşıyoruz. Aslında camnımız hiç bir şey yemek istemiyor ancak yemek zorundayız. Kendimizi zorlayarak haşlanmış markarnayı yemeye çalışıyoruz. Tüm bunları tamamladıktan sonra uyku tulumların girerek, yan yana uyumaya çalışıyoruz. Ama nafile. Ortam son derece havasız, gelen-giden kişilerin yaptıkları gürültü nedeni ile uyumak mümkün değil. Ama hiç değilse uyku tulumlarının içinde ayaklarımızı uzatıp dinlenebiliyoruz. Dışarıda kopan fırtınada bizler kendimizi kapalı bir kulübede uyku tulumlarının içinde gayet konforlu hissediyoruz.

08 Ağustos 2014 Cuma

Saat 04.00 sularında Polonya'lı grup zirve için hazırlanmaya başlayınca kulübe hareketlenmeye başladı. Uyumak ne mümkün. Saat 04.00 gibi onlar kulübeden ayrılınca bizler de ayaklandık. Eşyalarımızı topladık, zirve çantalarımızı hazırladık, birkaç küçük parça bir şeyler atıştırdık. Bu arada gece kulübeye gelen bir dağcı tir tir titriyor. Neredeyse hipotermiye girmek üzere. Yanında ne matı ne de uyku tulumu var. Hemen onu bizim yattığımız yere alıp, matlarımızın üzerine yatırıyoruz. Üzerine de iki tane uyku tulumu örttük. Kendisine bizim kulübede bıraktığımız tüm malzemeleri kullanabileceğini söyleyip, saat 05.00 gibi kulübeden çıkıyoruz. Dışarısı soğuk ancak çok kalabalık. Zirveye giden sırt hattında tırmananların kafa lambalarından çıkan ışık sırası sanki bir otoyolun kenarındaki lambalar misali zirveye kadar ulaşıyor.

Dışarıda ip birliğine giriyoruz. En önde Yüksel Bey zirve için tırmanışa başlıyoruz. Bu arada yükseklikten rahatsızlanan Engin bey kulübede kalıyor. Üçüncü firemizi veriyoruz.4 kişi kaldık. Zirveye giden parkur bir sırttan ilerlemekte ve zorlu bir parkur. Sürekli yükseliyoruz. Rota bir çok yerde incecik bir sırt hattını takip ediyor. Bu arada zirveden dönen insanların sayısı her dakika artıyor ve sırt hattında bu gruplarla karşı karşı gelindiğinde sıkıntı yaşanmakta. Bir çok yerde iki kişinin yan yana geçmesi neredeyse imkansız. Sağımız, solumuz yüzlerce metrelik uçurum. Böyle yerlerde genelde yukarıdan inenler aşağıdan gelenlere yol vermekte. Öncelikle patikanın sağında veya solunda güvenle durulabilecek bir bölge bulunuyor ve aşağıdan gelenlerin geçmesi beklendikten sonra tekrar sırta çıkılıp inişe devam ediliyor. Böyle yerlerde heyecandan nefes nefese kalıyorum.

Nihayet iki saatlik bir tırmanış sonunda saat 07.00'de; aylardır hayal ettiğimiz Batı Avrupa’nın en yüksek noktası olan Mont Blanc (4810 mt.) zirvesine ulaşıyoruz. Hava çok soğuk ve şiddetli bir rüzgar esmekte. Zirvede bizimle birlikte 7-8 kişilik başka bir grup daha var. Birbirimizi kutluyoruz. Çok fazla oyalanmadan zirve fotoğrafları çekiliyor. Sisten göremesemde bütün Avrupa kıtası ayaklarım altındaymış gibi hissediyorum. İçimi güzel bir duygu kaplıyor. Bir an sanki aya ilk defa ayak basmış gibi hissettim kendimi.

Soğuktan dolayı zirvede çok fazla kalamıyoruz. Yüksel hoca "hava kötüye gidiyor, hemen inmek zorundayız" deyince, 15 dakikalık bir zirve faslından sonra 07.15'de inişe geçiyoruz. Yine ip birliğindeyiz. Bu kez Tamer en önde, Yüksel Bey en arkada. Elimizde kazma, ayağımızda kramponlar Yüksel hocanın kontrolünde dikkatli ve emniyetli bir şekilde iniyoruz. Saat 08.30’da bivak kulübesindeyiz. Engin bey kendine gelmiş, daha iyi görünüyor.

Kulübede biraz dinleniyoruz. Sabahleyin rahatsız bıraktığımız dağcı kendini biraz iyi hissedince Gouter'e doğru inişe geçmiş. Bizler de bıraktığımız eşyalarımızı toplayıp, saat 09.30 gibi Gouter dağevine doğru inişe geçtik. İndikçe hava açıldı. Dün sis altında tırmandığımız bölgeleri şimdi görebiliyoruz. İki saatlik bir iniş sonunda saat 11.30‘da Gouter dağevine ulaşıyoruz. Gouter dağevinde mola veriyoruz. Bir şeyler yiyip-içip kendimize gelmeye çalışıyoruz.

Saat 13.30’da Gouter'den Tete Rousse doğru inişe geçiyoruz. Aslında burası rotanın en zor bölümü. Yorgun ve bitkin vucutlar faaliyetin en güç, en dik bu bölümünde zorlanmakta. Bizler de gayet yavaş ve dikkatli bir şekilde inmeye çalışıyoruz. Bir çok yerde arkamızdan gelip bizi geçmeye çalışanlara riske girmemeleri için durup yol veriyoruz. Acelemiz yok, sadece aşağıya sağlam inmek istiyoruz. Nihayet saat 16.30’da Tete Rousse'da çadırımızdayız. Bana göre Tete Rousse'dan Gouter'e çıkmak da, inmekte gerçekten zor. Bu arada hava iyice bozdu. Bir yandan şiddetli bir rüzgar eserken, diğer yandan yağan yağmur doluya dönüştü. O hızla çadıra vuran dolu taneleri sanki çadırın tentesini yırtacak. Ancak bizler uyku tulumlarının içindeyiz, keyfimiz yerinde.

09 Ağustos 2014 Cumartesi

Bütün gece boyunca süren fırtınadan dolayı rahat uyuyamadık. Fırtınanın çadırın tentesini uçurmasından endişeliyiz. Sabah olmasına rağmen dışarıda hala dolu ve yağmur yağıyor. Yağmurun şiddetinden çadırın bazı bölümleri su aldı. Dış tenteden geçen su iç tenteden püskürtmeli su gibi yüzümüze damlıyor. Dışarıda yağmur sürerken bizler saat 07.00 sularında uyku tulumlarından çıkıp kahvaltımızı yapıyoruz. Küçücük çadırda 3 kişiyiz ve hareket alanımız çok dar ama bir yandan da çantalarımızı topluyoruz. Nihayet saat 08.00 sularında yağmur diniyor. Çadırdan çıkıyoruz. Tekrar yağmur gelmeden çadırlarımızı toplamamız lazım. Bu arada zirve tırmanışında olup çadırlarını burada kurulu bırakanların çadırlarının hemen hemen hepsi fırtınada patlamış. Etrafda sağa sola savrulmuş bir çok çadır görülüyor.

Saat 09.00 sularında sırt çantalarımızı yüklenip Tete Rousse'dan inişe geçiyoruz. Bu arada esen rüzgarın hızı gittikçe artıyor. Özellikle sırt bölgelerinde neredeyse bizleri savuracak sertlikte. Buraları dikkatli ve hızla, rüzgar almayan yerleri ise yavaş ve dinlenerek; bir yandan da fotograf çeke çeke iniyoruz. Aşağılara indikçe hava düzeliyor, yumuşuyor. Ancak geri dönüp baktığımızda sislerin arasında bir görünüp bir kaybolan Gouter dağevinin olduğu yerlerde fırtınanın sürdüğü çok açık görülüyor. Bizler inerken zaman zaman karşımızdan yukarı tırmanan dağcılar geliyor. Yukarıdaki fırtınayı düşününce "bu havada nasıl tırmanacaklar" diye düşünmeden edemiyoruz. Nihayet Nid d'Aigle istasyonunu ile istasyonda bekleyen tramvay görüş alanımıza giriyor. Yaklaşık 10 dakikalık bir yolumuz var. Bizler tramvaya yetişmek için hızla inerken tramvayın istasyondan ayrılış düdüğünü duyuyoruz. Malesef tramvayı kaçırdık. Saat 11.00 sularında Nid d’Aigle'dayız. İnişimiz 2 saat sürdü. Bir sonraki tramvay, aradaki sefer kaldırıldığı için, saat 12.30'da. Yapacak bir şey yok, hava güzel, manzara güzel, başarmak güzel. Bu güzelliklerinin keyfini çıkarıyoruz. Bol bol fotograf çekiyoruz. Bu arada yukarıdan zirve yapmış yorgun ve mutlu dağcılar istasyona geliyor.

Saat 12.30'da tramvaya binip St Gervais’e doğru inişe geçiyoruz. St Gervais'te istasyonda bizleri Ziya bey karşılıyor. Ziya bey iyileşmiş. Kucaklaşmalar, tebrikler, hasret gidermeler. Yukarıya çıkarken istasyonda bıraktığımız araçlarımızla kampa dönüyoruz. Öncelikle çadırlarımızı kuruyoruz. Üzerimizde 5 günün teri ve kiri var. Hemen banyoya koştuk. Sıcak su bütün yorgunluğumuzu alıyor, kendimize geliyoruz. Temiz giysilerimizi giyince insana benzedik biraz. Yanmışız. Açız ve sıra artık karnımızı doyurmaya geldi. Yukarıdayken özlemini çektiğimiz yemekleri yemek istiyoruz. Ancak gariptir saat 17.00 suları olmasına rağmen doğru dürüst açık lokanta yok. Her yer saat 18.00'de açılıyor. Açık lokanta ararken gurbetçi Ersan ile karşılaşıyoruz. Sağ olsun Ersan bizleri bir Fas Lokantasına götürüyor. Burası saat 18.30'da açılıyor ve biz önüne geldiğimizde saat 18.27'ydi. Kapıyı açmıyorlar ve bizi dışarıda 3 dakika bekletip tam 18.30'da kapı açılıyor. Müthiş bir disiplin. Karnımız doyunca kendimize geldik. Ancak yemek üstü keyfi için demleme çaya ihtiyacımız var. Günlerdir sallama çay içe içe çayın tadını unuttuk. Ersan demleme çay ikram etmek için bizi, bölgede yaşayan Türklerin kurduğu derneğe götürüyor. Derneğin bahçesinde, karşımızda Mont Blanc'ın heybetli görüntüsü, gece saat 22.30'a kadar sohbet edip çay içiyoruz. Türkiye'de kaybolmaya başlayan Türk misafirferverliğini Fransa'da sonuna kadar yaşamak bizleri mutlu ediyor.

10 Ağustos 2014 Pazar

Bu gün boşuz. Dinlenme ve gezme günümüz. 27 km uzaklıktaki Chamonix'e gdeceğiz. Chamonix gerçekten görülmesi gereken yerlerden bir tanesi, doğa harikası bir belde. Etrafı yüksek dağlarla çevrili ortasından bir nehir geçen vadide kurulmuş. Avrupalı zenginlerin kış ve doğa sporları için tercih ettikleri eşsiz bir yer. Buradan teleferik ile 3842 metre yüksekliği olan "L’Aiguille du Midi" zirvesine çıkmak mümkün ancak fiyatı 56 euro. Chamonix'te dünyanın en meşhur, en pahalı, en sosyetik markalarını görmek mümkün. Her yerde farklı alıcı gruplarına hitap eden doğa sporları malzemeleri satan magazalar var. Alışveriş, yemek, gezmek ve eğlenmek için güzel, turistik bir kasaba. Ayrıca çok güzel bir Dağcılık Müzesi var. Müzede 1800'lü yıllarda bu bölgede dağlarda kullanılan dağ ve kayak malzemelerini görebiliyorsunuz. Saat 18.30'da toplanmak üzere herkesi serbest bırakıyoruz. Grup kasabaya dağılıyor. Sokaklar çok kalabalık ve her milletten insan var. Akşam üzeri sokak müzisyenleri sokakta konserler veriyor ve bu konseleri yüzlerce kişi dinliyor. Akşam toplandığımızda herkesin daha kasabayı tam anlamıyla gezmeyi bitiremediğini ve herkesin burayı çok sevdiğini anlıyoruz. Saat 19.00 gibi Chamonix'ten ayrılıp, St Gervais'e dönüyoruz. Sokak müzisyenleri burada da bir konser veriyor. Araçlarımızı durdurup konseri izliyoruz. Ancak bugün de gezmekten yorulduk. Bir an önce kampa ulaşıp, çimenlerin üzerine matları serip ayaklarımızı uzatmak istiyoruz. Buraya adeta alıştık. Özellikle Ziya bey buranın yerlisi oldu. 6 günde 5 dili söktü maşallah.)) Ertesi sabaha bırakmadan yine batonlarımızı, kazmalarımızı ve ipimizi ayrı olarask ambalajlıyoruz, özellikle kazmaların ince uçlarını kalın mukavvalarla destekleyip, başka eşyalara zarar vermesini önlemeye çalışıyoruz.

Yarın saat 12.00'de kiralık araçlarımızı Cenevre Havaalanında geri teslim etmemiz lazım. St Gervais Cenevre arası yaklaşık 70 km kadar. Cenevre'yi de gezmek istiyoruz. Bu yüzden yarın sabah erken kalkıp, çadırlarımızı toplayıp erkenden Cenevre'ye ulaşıp, bir kaç saat gezmeyi planladık. Ancak evdeki hesap çarşıya uymuyor ve bütün gece sürekli yağan yağmur, sabah saatlerinde de devam ediyor.

11 Ağustos 2014 Pazartesi

Nihayet saat 08.00 gibi yağmurun bir an ara vermesinden faydalanıp çadırlarımızı toplayıp araçlara yerleştiriyoruz. Yanımızda kalan son bir kaç parça yiyecekle kahvaltımızı yapıyoruz ve Cenevre'ye hareket ediyoruz. Saat 09.00 sularında Cenevre’deyiz. Gün yeni başlıyor burada. Ancak alıştığımız şekilde bir telaş görülmüyor. Herkes sakin sakin -kimisi araçlarıyla, kimisi bisikletle, kimisi yürüyerek- işlerine gidiyor. Şehrin merkezinde göle yakın bir bölgede bulduğumuz otoparka araçları parkediyoruz. 2-2,5 saat kadar zamanımız var. Öncelikle Cenevre Gölüne gidip, meşhur fıskiyeyi görüyoruz. Fotograflar çekiliyor. Daha sonra arkadaşlarla saat 11.30'da araçları park ettiğimiz otoparkta buluşmak üzere serbest bırakıyoruz. Arkadaşlar şehre dağıldı, fırsat bulabildikleri kadar gezebildiler, alışveriş yaptılar.

Saat 11.30'da toplanıyoruz. Araçlarımızla havaalanına hareket, kısa bir yol şaşırması, sora soruştura havaalanı yolunu bulma ve saat 12.15'de havaalanındayız. Problem yaşamadan araçları teslim ediyoruz. Check–in için sıraya girildi, free şhoplardan hediyelikler alındı ve sonunda hepimiz kendimizi Pegasus Havayollarının İstanbul uçağında buluyoruz. Önce İstanbul, sonra Ankara, sonrasında Ulus–Havaş ve 12 Ağustos 2014 Salı gününün ilk saatlerinde saat 01.30'da evlerimize ulaşıyoruz. Evdeki aile bireyleri ile zirve başarısını paylaşmanın mutluluğu, her şeye değerdi.

Mont Blanc tırmanışını planlayan, takip ve koordine eden, başından sonuna kadar içinde olan hocamız Yüksel beye buradan teşekkür etmek istiyorum. Bizler için çok emek harcadı, bizleri sağ salim götürdü ve getirdi. Bizlere katlandı.Çok teşekkürler Yüksel Hocam. Ayrıca diğer arkadaşlara ise geçen güzel günlerin anısına sağlık ve mutluluklar dilerim.

Arif EKMEN
Faaliyet Raportörü
20/08/2014 - Ankara

  • Etkinlik Fotografları