Bolarlar Medetsiz Tırmanışı - 21/22 Haziran 2014

Anadolu kültüründe dağlar her zaman aşıkların, ozanların, şairlerin, halk kahramanlarının ve bizzat Anadolu halkının duygu ve düşüncelerini, sevdalarını, hasretlerini başkaldırılarını anlatmak için kullandıkları en önemli öğelerden olmuşlardır. Bazen Dadaloğlu’nun, Köroğlu’nun, Çakırcalı Efe’nin dilinde kahramanlığı yiğitliği anlatır, onlara yurt olur; bazen de Karacoğlan’ın şiirlerinde hasreti, sevdayı, saygıyı, yüceliği anlatır.

Yörü, behey Bulgar (Bolkar) Dağı!
Senden yüce dağ olma mı?
Sende yaylayan güzelin,
Yanakları al olma mı?

Bulgar (Bolkar) Dağı iki çatal.
Arasında güller biter.
Bir yiğide bir yar yeter,
İki seven del'olma mı?

Bulgar (Bolkar) Dağı pare pare.
Kim'al giyer, kimi kare,
Selam eylen nazlı yare,
Ayrılanlar bir olma mı?

Tarih 21-22 Haziran 2014. Bu seferki rotamız Bolkarların en yüksek zirvesi olan Medetsiz Zirvesi. 21 Haziran cumartesi sabahı Maliye Bakanlığının önünden saat 05.00‘de yola koyuluyoruz. Günün ilk saatleri olmasına rağmen araçta bulunan 15 doğaseverin enerjisi yüksek görülüyor. Bunun sebebi mutlaka yapılacak faaliyetin coşkusu olmalı.

Eksiklerimizi tamamlamak üzere Ulukışla‘da mola veriyoruz. Herkes marketlere dağılıyor, eksiklikler tamamlanıyor. Ulukışla'nın meydanındaki parkta, ulu çınarların altında çaylarımızı içiyoruz. Bir saatlik moladan sonra Darboğaz Kasabasına hareket ediyoruz. Darboğaz'dan yükselmeye başlayınca Bolkarlar bütün heybeti ile karşımızda çıkıyor. Çakıllı ve zaman zaman toprak yoldan ilerliyoruz. Dağların başındaki sisi izlemenin keyfi arabanın içine dolan tozun verdiği rahatsızlıkla bölünüyor. Saat 11:00 sularında aracımızın ilerleyebileceği son nokta olan Meydan Yaylasındayız. Buradan itibaren sırt çantalarımızda yürüyüp kamp atacağımız Karagöl'e çıkacağız.

45 dakikalık yürüyüş sonrası kamp yapacağımız Karagöl'deyiz. Gölün manzarası muhteşem. Etrafında renk renk bahar çiçekleri bize doyumsuz keyifler sunuyor.Yüksel başkan bu gölün kıyısında bulunan ve dünyada sadece bu bölgeye ait kurbağa türünden bahsediyor ve onları kaza ile ezmememiz konusunda uyarıyor. Hepimizin ilgisi kurbağalara yöneliyor ve hemen onları aramaya koyuluyoruz. Çok aramaya gerek kalmadan birçoğu ile karşılaşıyoruz. Gerçekten de çok sevimliler. Çadırlar kuruluyor.

Saat 14.30'da Çinili Göle gitmek için kamptan ayrılıyoruz. Yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşle Çinili Göle ulaşıyoruz. Çinili Göl adı gibi Turkuaz renginde parlıyor. Fotoğraflar çekiliyor ve manzaranın doyumsuzluğu üzerine sohbetler ediliyor. Bu ara Yüksel Bey manzarayı daha yüksekten izlememiz için 2850 metre yüksekliği olan Pilot Kaya'ya tırmanma önerisinde bulunuyor ve önerisi memnuniyetle kabul ediliyor. Yaklaşık bir saatlik tırmanış sonrası Pilot Kayanın zirvesindeyiz. Manzara anlatılamayacak kadar muhteşem. Kayanın zirvesi neredeyse 15 kişilik bir alan ve dimdik uçurumun kıyısında kartpostallık fotoğraflar çektiriyoruz.

Ancak bulutlar gittikçe kararıyor ve artık dönüş zamanı. Saat 16.00 sularında kamp alanımıza dönüyoruz ve şiddetli bir sağanak başlıyor. Herkes çadırlara giriyor ve yağmurun sesiyle dinleniyor. 40-45 dakika şiddetle süren yağmur sonunda diniyor. Herkes yine çadırlardan dışarıya fırlıyor ve kendilerini hoş sohbetin kollarına bırakıyorlar. Bir yandan da akşam yemeği hazırlıkları yapılıyor ve ortaya konan kumanyalar paylaşılıyor. Çay faslından sonra saat 20:00 sularında havanın da iyice soğumasıyla herkes tekrar çadırlarına dinlenmeye çekiliyor. Ertesi gün zorlu medetsiz zirve faaliyeti var ve el ayak çekiliyor.

22 Haziran 2014 Pazar

Saat 03:30 sularında uyanıyoruz. Hareket saatimiz 04.00. Yarım saatte kahvaltımızı yapıp, çantalarımızı hazırlıyoruz ve saat tam 04.00'de Yüksel hocanın rehberliğinde Medetsiz zirveye doğru yürüyüşe başlıyoruz. Hava oldukça soğuk ve bir müddet kalın giysiler ile yola devam ediyoruz. Kafa lambalarımız ve gökyüzündeki hilal şeklindeki ayın ışığı yol gösteriyor bize. Vücut ısılarımızın artması ile giysilerimizi inceltiyoruz. Karanlıkta ne kadar mesafe yürüdüğümüzü fark etmeden günün ışımasıyla birlikte kamp yerimizden epeyce uzaklaştığımızı fark ediyoruz. Saat 06.00 sularında Koyunaşağı sırtına ulaşıyoruz.

Hava hala çok soğuk ve benim el parmaklarımın uçları dayanılmayacak derecede ağrıyor. Nasıl olsa yaz ayı diye düşünerek eldivenlerimi almamamın cezasını çekerken Ziya hocam yedek eldivenlerini vererek imdadıma yetişiyor. Koyunaşağı mevkiinden doğu yönünde yükselerek ilerliyoruz. Güneşin yükselmeye başlamasıyla hava ısınmaya başlıyor. Önümüzde uzun (kilometrelerce) yan geçiş var. Medetsiz’e ilk kez gelenlerde (bende de dahil), zirveyi görme telaşı ve heyecanı var. Fakat zirve hala görülmüyor. Yaklaşık 3 saatlik tırmanış sonrası zirve nihayet görülüyor. Fakat hala önümüzde uzun bir yol var ve yavaş yavaş yorulmalar başlıyor. Yorgunluk hisseden arkadaşlar Yüksel başkanın tempo ayarlaması ve motivasyonu; grubun artçısı Ziya bey’in neşelendirici tavırları ile yorgunluklarını unutarak tırmanışa devam ediyorlar. Zorlu tırmanış devem ederken gruptaki herkesin bir gözü eminim zirvenin büyüsünü izliyordur. En azından ben öyle hissediyordum. Sanırım dağlara sevdalanmak böyle bir şey olsa gerek. Onun büyüsüne kapılmak ve iki kalp arasında heyecanlı kuvvetli bir çekim duymak gibi bir şey. Dağın zirvesi ile içsel iletişim kurmak onunla konuşmak, daha önemlisi ona derin bir saygı duymak. Böyle düşünürken birkaç kez tökezleyerek düşme tehlikesi atlattıktan sonra daha dikkatli olmam gerektiğini anlıyorum.

Yola devam ediyoruz. Zaman zaman sertleşmiş kar geçişleri yapıyoruz. Kar geçişlerinde herhangi bir kazaya sebebiyet vermemek için rehberimizin uyarılarını dikkate alıyoruz.Yaklaşık 4 saatlik tırmanış sonrasında artık zirve ile aramıza giren başka bir geçiş kalmadı ve zirve hemen karşımızda bizi ağırlamak için bekliyor. Arkadaşlarımızdan biri mide bulantısı hissediyor ve daha fazla devam edemeyeceğini ifade ediyor. Onun rahatsızlığını iyileştirmek için çeşitli müdahaleler yapılıyor ve kendisini daha iyi hissediyor. Yola devam edebileceğini söylüyor ama riske atmamak için orada beklemeyi tercih ediyor.

Tırmanışa devam ediyoruz. Saat 09:30. “İşte o an” 3524 metre Medetsiz zirvesindeyiz. Ve mutluluklar zirvede. Herkes birbirini coşkuyla tebrik ediyor. Hava çok güzel, görüş açık. Doğumuzda bulutların arsından Aladağların heybetli zirveleri net olarak görülüyor. Batıda ise şairlere konu olmuş Aydos, bulutların arasında bir görülüp bir kaybolarak bu büyülü anı daha da muhteşem hale getiriyor. Hava güzel olduğu için zirve keyfi uzatılıyor. Bol bol fotoğraflar çekiliyor. Zaman zaman sis bulutları bizi sarmalayarak grubun mutluluğunu katlıyor. Zirve defteri yazılıyor ve yaklaşık bir saatlik zirve keyfi sonrası Medetsiz zirvesine bir sonraki buluşmalar dilekleri ile veda ediyoruz.

Saat 10:30 da inişimiz başlıyor. Yarım saat sonra arkadaşımızı bıraktığımız yerde dinlenmiş ve daha iyi vaziyette buluyoruz. Zirve coşkusunu bulunduğu yerden bütünüyle izlediğini ifade ediyor. Tek üzüntüsü o anı bizimle paylaşamamak. Yüksel başkan ve Ziya bey onun zirveyi tamamlamış olduğunu ifade ederek arkadaşımıza destek veriyor. İniş nispeten daha kısa sürüyor fakat uzun yan geçişler ve dik inişlerin dizlere verdiği zorlamalar gruptaki bazı arkadaşlarda bitkinlik oluşturuyor. Nihayet saat 14.45 sularında kampa ulaşıyoruz. Bazı arkadaşlar yorgun ayaklarını gölün soğuk sularında dinlendiriyor, bazıları uzanarak dinlenmeye çalışıyorlar. Yarım saat sonra toplanma hazırlıkları başlıyor. Çadırlar toplanarak kamp yükü ile araca ulaşmak için yola çıkılıyor. Yaklaşık 45 dakikalık yürüyüş sonrası aracımıza ulaşıyoruz.

Karacaoğlan’ın bir koşması ile başladığım yazımı yine bir Karacaoğlan dörtlüğü ile sonlandırmak istiyorum.

Şu yüce dağların karı eridi
Sel oldu gidelim de bizim ellere
Yaylamızı lale sümbül bürüdü
Gel oldu gidelim bizim ellere

Bu çağrıya kulak verenler, eşsiz güzelliklerin büyüsünü içinde hissedenler, dağlara gönül verenler ve dağların yüceliğinden feyiz alarak gönül yüceliğini rehber edinenler bir gün mutlaka başka faaliyetlerde bir araya geleceklerdir.

Aziz YALI
Faaliyet Raportörü
24/06/2014 - Ankara

  • Etkinlik Fotografları