Köroğlu Tırmanışı - 06 Nisan 2014

Ruşen Ali’nin Bolu Beyine seslendiği dağlara, Köroğlu Dağlarına gitmek üzere 6 Nisan 2014 Pazar günü saat 08:00'de Maliye Bakanlığı önünde buluştuk. Ruşen Ali’nin memleketine gitmek benim için ayrıca önemliydi, zira Madadostla ilk tırmanışımı burada yapmıştım ve çok güzel anılarla dönmüştüm.

Yolculuğa başladığımızda liderimiz Ziya Bey tırmanış hakkında bizi kısaca bilgilendirdi. Ardından Beypazarı’nda çorbalarımızı içtik ve saat 10:30 sularında tırmanışa başlayacağımız noktaya ulaştık. Hava biraz bulutluydu ve güneş zaman zaman bulutların arkasına saklanıyordu. Saat 10:45'de hemen yanı başımızda bulunan derenin kıyısından yürüyüşe başladık. Kurak geçen kış mevsiminin etkileri kendini gösteriyor olsa da, derenin çıkardığı coşkulu çağıltı ve kuş seslerini dinlemek herkesi neşelendirdi. Dere demişken, tırmanışımızın başında yaşadığımız iki talihsizlikten birincisi, dere geçişi esnasında meydana geldi. Grubumuzun yeni(çıtır) katılımcılarından Burak, dere geçişi esnasında uykusunu açmak için soğuk sulara doğru hamle yaptı. Teknolojinin katkısıyla tüm olay saniye saniye video kaydına alındı ve “Dere Nasıl Geçilmez” konulu eğitimlerde kullanılmak üzere Kulüp arşivine alındı.)))

Tırmanışa devam ederken katılımcılarımızdan Hüseyin Bey bir mola esnasında gözlüğünü kaybettiğini farketmesi üzerine, bir arama grubu oluşturuldu. Detaylı arama çalışmalarına rağmen gözlük bulunmadı ve bir saatlik gecikmeden sonra tırmanış kaldığı yerden devam etti. Görkemli ardıç ve çam ağaçlarının arasından geçtiğimiz yamaçlarda bahar kendini göstermiş olsa da yaşanmakta olan kuraklığın izleri her yerden görülebiliyor.

Liderimiz Ziya Bey, orman içi geçişlerini kısa ve sık molalarla sürdürürken, orman sınırı sona eriyor ve yer yer kar öbeklerinin manzaraya dahil olduğu zirvenin görüntüsü bizi karşılıyor. Orman bitiminde karşılaştığımız kadim zamanlardan kalma yayla evleri ve ahşap malzemeden çevresi örülmüş olağanüstü güzellikteki pınarın tablo gibi görüntüsü fotoğraf makinalarına fazla mesai yaptırıyor. Çoban Uçuran Kayasını solumuza alarak, zirvenin hemen altında bulunan kayalık alanın görüntüsü ve yanı başımızda akan dereciklerin sesiyle sürdürdüğümüz tırmanış neticesinde saat 14:45’te Sevda Pınarına varıyoruz. Kısa bir moladan sonra pınarın yanındaki yarıktan zirveye doğru tırmanışa geçiyoruz ve saat 15:20’de zirveye ulaşıyoruz. Fotoğraf çekimlerini yaptıktan ve manzaranın tadını çıkardıktan sonra zirvenin altındaki alana iniyoruz.

Saat 15:30'da başlayan yemek faslı, getirilen yiyeceklerin bolluğu ve lezzetiyle oldukça eğlenceli geçiyor. Burada Zeliha hanımın getirdiği sarmalar, Sedat Beyin getirdiği pasta ve Mehmet Beyin kabak tatlısı ikramı tırmanışın en güzel anlarını yaşamamıza neden oluyor. Yemekten sonra Liderimiz Ziya Beyin öncülüğünde ve Adil Beyin artçılığında dağın diğer yamacından inişe geçiyoruz. Yer yer oldukça derinleşen karın içinde kimi zaman batarak kimi zaman kayarak inişimizi tamamlıyoruz.

Son olarak, özetle;

1) Kar suyu dereleri çok soğuktur
2) Gözlükler çok pahalı olabiliyormuş
3) Artçımız Adil Bey’in, Menderes dönemiyle ilgili anıları ve esprileri var, gülmelik.
4) Köroğlu candır, suyun kıymetini bilmek lazım.
5) Zeytinyağlı yaprak sarması candır, Kabak tatlısı candır, Ziya Ağabey candır.
6) “Şu dağın ardında ne var “diye merak eden çocukların yaşadığı bir dünya olsun dünyamız.

“Bizden de selam olsun Bolu Beyine / Varıp şu dağlara yaslanmalıdır / At kişnemesinden, kalkan sesinden / Dağlar seda verip seslenmelidir.”

Murat YÜKSEL
Faaliyet Raportörü
08/05/2014 - Ankara

  • Etkinlik Fotografları