Denizli Babadağ Tırmanışı - 18/19 Ekim 2014

VİRA BABADAĞ - DENİZLİ(2293 mt)

Yeniden düşüyoruz yollara. Sevdamızın adı "dağlar". Yönümüz Egenin neşeli, çalışkan, sıcak insanlarının horoz simgeli kenti Denizli. Yüzler aşina, heyecanlar ortak olunca muhabbet koyulaşıveriyor kendiliğinden. Yüksel başkanın kısa bilgilendirme ve tanışma konuşmasından sonra sessizce zamana yolculuk başlıyor.

Gün aydınlanmaya başladığında Denizli il sınırlarına yaklaşmıştık artık. Zirve tırmanışımızda bizlere rehberlik yapacak olan Ahmet Turhan hocamızla bağlantı kuruldu. Kahvaltı için mola verildiğinde kentin merkezinde, ben ve adaşım (isimlerimizin sonundaki harfler "n" ve "r" yer değiştirmiş sadece) arabada kalmayı tercih ederek evden getirdiğimiz yiyeceklerimizi atıştırıyoruz. Karınları doymuş, ellerinde simitlerle gelen arkadaşlarımızla yola koyuluyoruz yeniden. Miss gibi kokan simitler, tok karna bile atıştırılacak kadar nefis görünüyor. Birer parça koparıp indiriyoruz midemize. Kısa bir alışveriş molası ve hemen şehrin devamında başlayan ormanlık yola doğru ilerliyoruz. Ahmet hocamız coğrafik yapı ve köylerle ilgili bilgilendirme yapıyor yol boyunca.

Önce Babadağ ilçesi. Sonrasında da Karaçöplen Yaylasına kadar aracımızla gidiyoruz. Burada her yer kestane ağaçlarıyla kaplı. Karaçöplen Yaylasının rakımı 950 mt. Traktör römorklarında anısı olmayan dağcı yok gibidir. Minibüsümüzden ayrılıp atlıyoruz traktörün arkasına ve hoplaya zıplaya yükseliyoruz kamp alanına doğru. Çoban Raziye ve Kadirin minik evleri ile ağıllarının olduğu 1350 rakımlı Canyanıkdayız. Çadırlar kurulup, kısa bir dinlenme sonrası benim dışımda herkes Gölcük Yaylasına doğru yürüyüşe çıkıyor.

En sevdiğim zaman. Ceviz ağacına dayamışım sırtımı, elimde demleme çay, şahane doğa ve sessizlik. Ne kadar oturdum orada bilmiyorum. Tarhana çorbasını ağır ağır karıştırırken Raziye ile sohbet ediyoruz. O topladığı mantarları yıkamaya gidiyor. Ben kekik toplamaya. Bulgur pilavını ocağa koyduğumda gurubu tepede görüyoruz.

Sohbet ve muhabbetle zenginleşen yemekten sonra çaylar içiliyor. Yağmur hafiften bastırınca toparlanıp, daha akşamın 19.00'unda çadırlarımıza çekiliyoruz. Daha sonra hızlanan yağmurun çadırın tentesinde çıkardığı sesler ninni gibi geliyor ve kendimizi uykunun sıcak kollarına bırakıyoruz.

Sabahın altısında Yüksel başkanın, keyifli uyanma çağrısıyla birer birer toplanmaya başlıyoruz. Tam saatinde tırmanışımız başlıyor. Ahmet hocamız, hızla hareket eden bulutları göstererek yukarıda sert rüzgardan dolayı zorlanabileceğimiz duyurusunu yapıyor. Tırmandıkça rüzgar şiddetini artırmaya başlıyor. Yüksel başkan ve Ahmet hocanın karşılıklı atışmalarıyla gurubun dinamizmini artırıyor, gülüşerek kekik kokuları içerisinde ilerliyoruz.

Baharda yöre yörükleri, geceden sabaha "Babaya çıkmak" diye adlandırdıkları tırmanışlar yapıyorlarmış. Yollarını kaybetmemek için dikilen yığma taşlardaki dizayn ustalığı şaşırtıcı. İki metreye yakın yüksekliği olan yol göstericiler (babalar) o şiddetli rüzgarda dimdik ayakta. İlk molada Ahmet hoca, şiddetli rüzgardan dolayı her zaman tırmanılan "Ocakboğazı" rotası yerine, sırta dolaşıp yolumuzu bir saat uzatacak bir rotadan tırmanışı gerçekleştireceğimiz bilgisini veriyor bizlere. Ancak Yüksel başkan "Ocakboğazı" ile "Sırt Rotası" arasındaki yarıktan tırmnabileceğimizi, böylelikle yolu biraz daha kısaltabileceğimizi söylüyor. Yüksel başkanın söylediği rotaya Ahmet hocalar "Karboğazı" diye isim vermişler ve Ahmet hoca rotanın sert olduğunu, zorlanabileceğimizi söylemesine rağmen Yüksel başkanın Ahmet hocayı ikna etmesiyle yönümüzü çeviriyoruz "Karboğazı Rotasına".

Burası Gidengelmez'e benziyor. Kaya yapısı aynı. Başlasın kaya tırmanışı. Kayayı uzun aradan sonra kavrayabimenin keyfindeyim. Gurup dikkatli ilerliyor. Rüzgar bu alanda biraz hız kesiyor, rahatlıyoruz. Sırtta sislerin içinde tırmanırken Ahmet hocanın zirve uyarısıyla kafamı kaldırdığımda zirve taşını görüyorum. Saat 11.15.

Fotoğraf, atıştırma ve sohbet. Rüzgar aynı şiddetde devam ediyor. Grup fotografı çekiminde gülme kırizine giriyor ekip. Saat 11.45 ve iniş başlıyor. Tek molayla inişe devam ediyoruz. Aşağılarda kamp alanı göründüğünde saat 14.00 olmuştu. Eşyalar araca yükleniyor. Biz ise yürüyerek inişe geçiyoruz Karaçöplen Yaylasında bizi bekleyen aracımıza doğru. Yol üstündeki kestane ağaçlarından bolca kestane toplayaruz ve nihayet saat16.00 sularında aracımıza ulaşıyoruz.

Ahmet hocayı Denizli'de bıraktıkdan sonra Ankara'ya doğru dönüşe geçiyoruz. Yeni hayaller, yeni düşler ve yollar için kabuğumuza ve rutine dönme zamanı. Aklımda rahmetli Özay Gönlümün hareketli Denizli şivesiyle çığırdığı türküler.

Rasgele diyorum tüm hayallere....Rasgele dostlarım..

Gülsen SALMAN
Faaliyet Raportörü
22/10/2014 - Ankara

  • Etkinlik Fotografları