Aladağlar BDK-KDK İkilemesi - 18/20 Temmuz 2014

18 Temmuz 2014 Cuma

Nasıl bir maceraya atıldığımı Aladağların o zorlu zirvelerini uzaktan gördüğümde bile anlamamışım meğer. Hep anlatılan Demirkazık’ın, tıpkı yüceler yücesi Ağrı gibi ağbi-kardeş ikilisi olduğundan bile yeni haberim olmuştu. Madadost’un Medetsiz etkinliğinde söz edilmişti BDK-KDK tırmanışlarından. Nil (Açıkgöz)’le bu etkinliğe katılmaya heves ettik. Yüksel Başkan da kulüp üyelerinden talep olmazsa katılabileceğimizi söylemişti. Malzeme eksiğimiz de vardı gerçi ama niyet ettik bir kere. Bu arada çok yorucu ve zorlu bir etkinlik uyarısını da yaptı üstatlar. Kamp yüküyle 3-4 saatlik yürüyüşler, ipli tırmanış ve inişler, zorlu parkurlar vardı etkinlik boyunca. Gözümüzü mü korkutmak istediler? Zannımca neyle karşılaşacağımıza hazırlıklı olalım istediler. Hoş karşılaşmadan pek de öyle hazırlıklı olunmuyormuş ya...

Temmuzun 18’inde başladı BDK-KDK yolculuğu. Perşembeyi cumaya bağlayan gece saat 01.00’da klasik buluşma yerimizde toplandık. Yola çıkacak 11 kişiye (Yüksel Başkan, Üstat Murat Yıldırım, Gülsen, Engin ve Ziya Hocalarımız, Gülser Hanım, Nil, ben, Eftal, Tamer ve Arif Bey)..Niğde’de iki genç dağcı (Berkay Efe ve Mertcan Deniz)'da katılacak ekip nihai sayıya ulaşacaktı.

Hepimiz koltuklarımıza yerleştik. O gecenin sabahında yorucu bir yürüyüş bizi bekliyordu. Zinde ve dinlenmiş olmak için bir an önce uyku moduna girdik. Güzel zirve rüyalarına daldık. Niğde’ye sabahın erken saatlerinde girdik, açık bulduğumuz ilk marketten de eksik gıda alışverişlerimizi yaptık. Kamp yüküyle uzun müddet yürüyecek olacağımız için bu kez gıda stoku konusunda biraz çekimser davrandım. Boyumun ölçüsünü aldım tabii. Komşularım sağolsun ekmeklerini paylaştı benimle.

Sabahın erken saatlerinde Demirkazık dağevindeydik. Ekibin genç dağcıları Mertcan ve Berkay çoktan gelmişlerdi. Arabadan inip çantalarımızı düzenledik. Hazırlıklarımızı yaptık, o arada römork da geldi. Yükleme bitince yola koyulduk. Stabilize yolda toza toprağa karışarak yaklaşık bir saatlik yolculuktan sonra Arpalık’a geldik. Arada Sokullupınar denen mevkide turist gruplarıyla selamlaştık. Kamp yüklerini katırlarla taşıtan turistler rahat bir tempoda yürüyüşlerine başlamışlardı. Kamp yükünü sırtlayıp ilk adımlarımızı attığımızda saatler 09.45’i gösteriyordu. Nefis dağ suyunun aktığı Tekepınarı’na bir saat sonra ulaşabildik. Sırtımızdaki kamp yükünün ağırlığına bunaltıcı sıcak da eklenince epey yorucu bir yürüyüş oluyordu. Ancak ekip buna hazırlıklıydı, hiç kimse en ufak bir serzenişte dahi bulunmadı. Ara ara verilen kısa molalar nefesimizi düzenlememize yeterli oluyordu. 15 dakikalık en uzun molamızı ise birkaç tonluk büyük blok bir kaya parçasının yanı başında verdik. Çağalın’a 13.00 gibi vardık. Aslında Mevsimlik Gölün kenarında kampımızı atacaktık ancak gölün kuruduğunu öğrenince bu plandan vazgeçildi. Çağalın’da hiç olmazsa su kaynağı vardı.

Herkes bir an önce çadırlarını kurup dinlenmek istiyordu. Ekibin büyük kısmı setin üst başına çadırlarını attı. Ben ve Engin Hocam alt başta, yan yana çadırlarımızı kurduk. Yorgun olanlar hemen dinlenmeye geçti. Ben, Gülser Hanım, Arif Bey, Tamer, Mertcan ve Berkay, Dipsiz Göl denilen mevkiye keşif yürüyüşü yaptık. Göldeki su epey azalmıştı. Gün kararmaya başlamadan önce de kampa döndük. Murat Hocadan keyifli yürüyüş anıları dinledik. Bu arada yarın kullanacağımız malzemeyi de test ettik. Başkasından emanet aldığım emniyet kemerini deneyince bana çok büyük olduğu anlaşıldı. Hemen pratik çözümler üretildi. Benimkini Nil, Nil’inkini Murat Hoca, Murat Hocanınkini de ben kullanacaktım. Üstadın emniyet kemeri XS’dan XL’lara kadar büyüyebilen çok esnek bir kemermiş meğer. Emniyet kemerinin kan dolaşımını engellemeyecek şekilde hem belden hem de bacak kısımlarından sıkı sıkıya vücuda oturması gerektiğini, sıkılığı kontrol amacıyla parmakla test yapıldığını da böylece öğrenmiş oldum.

Sohbet muhabbet derken karanlık çökmeye, serinlik çıkmaya başladı. Akşam yemeğini herkes kendi imkanlarıyla yaptı. Engin Hocamın verdiği sıcak suyla ben de sıcak çorbamı içip uyku tulumuma girdim. Sabah zorlu bir rota bizi bekliyordu.

Türkşan KARATEKİN
1. Gün Raportörü

19 Temmuz 2014 Cumartesi

Ben Gülser Karahisar Özcan; İlk kez bir tırmanışın raporunu yazıyorum. Benim gibi dağların sevdalısı birinin hikayesini bol eğleyerek yazdığı rapor ne kadar teknik olur bilemem. Bu yüzden kusura kalmayın.

Madadost ailesi ile beraber ilk Gidengelmez Dağları ile başlayan serüvenim, arkası arkasına Medetsiz, Aladağlar Kızılkaya zirvesi, Büyük ve Küçük Demirkazık zirveleri ile devam ediyor. Aileye bir girdim pir girdim. Tırmanışın birini bitirirken diğerine ne zaman gidileceğinin programını yapar oldum.

Bir gün evvel kamp kurduğumuz Çağalın’da kalabalık nüfuslu koyunlarıyla, kuzularıyla, çoban köpekleriyle beraber Ürgüplü bir aile yaşıyor. Çadırlarında yaşayan bu ailenin büyük küçük her ferdi koyun sürüsünün peşinde, işinde gücünde geçim derdinde olan insanlar. Kaynak suyunun başında su alma sıramı beklerken ailenin tek kadın ferdi Nuriye ile tanışıp arkadaş oluyorum. 100 baş koyunu her gün tek tek sağan, çoluğuna-çocuğuna, ailede herkesin her işine yetişen, iptidai çadırında yaşamaya çalışan bu güçlü Anadolu kadını Nuriye arkadaşıma ve ailesine sonsuz saygılarımı gönderiyorum.

Çağalın’da bizim kampın yanında, 4-5 kişilik yabancı dağcılardan oluşan başka bir grubun kampı var. Rehberleri Türk ve Murat Hoca ile tanış çıkıyorlar, sohbetler ediliyor. Onlarda ertesi sabah BDK'ya tırmanacaklar ve akşamdan çıkış saatlerimizin çakışmaması konusunda konuşulup anlaşılıyor.

Çağalın’da kaldığımız her gece bizlere çobanların ıslıkları, köpeklerin havlamaları, koyunların kuzuların meleşmeleri ve çıngırak sesleri eşlik ediyor. Saat 03.00-03.30 gibi başlayan hareketlenme koyunların-kuzuların 04.00-04.30 gibi kamp alanından uzaklaşmasıyla yerini dinginliğe-sessizliğe bırakıyor.

19 Temmuz 2014 Cumartesi sabahı Yüksel Başkan hareket saatini saat 05.00 olarak ilan edip, emmniyet kemerlerimizi çantamızda taşıyıp, daha sonra sırtta takacağımızın bilgisini veriyor. Kahvaltımızı yapıp, hazırlığımızı tamamladıktan sonra saat 05.20'de Murat Hoca’nın arkasına diziliyoruz. Yüksel Başkan çekim yapmak için önde gidiyor. 4 kadın, 9 erkek toplam 13 insan evladından tertip ekip kuzeydoğu çarşağına doğru yürüyüşe başlıyoruz.

Hava aydınlandı, kafa lambalarımızı açmaya gerek kalmadan ilerliyoruz. Mevsimlik gölü geçiyoruz. Günün ilk ışıkları ile çarşağı tırmanmaya başlıyoruz. Biz çarşakdan ilerlerken diğer grup karlı bölgeden tırmanıyorlar. Hava çok güzel ne soğuk ne sıcak. Küçük küçük nefeslenme molalarıyla sakin sakin ilerliyoruz. Sırta vardığımızda bir yandan bir şeyler atıştırırken, diğer yandan emniyet kemerlerimizi takıyoruz. Önümüzdeki gruba kayayı tırmanmaları amacıyla zaman vermek amacıyla yavaş davranıyoruz. Bu arada manzarayı seyrediyoruz, fotoğraflar çekiliyor. Buradan sonra Büyük Demirkazık kaya bloğuna zorlu bir tırmanış başlıyor. Bizden önce giden grup eşyalarının bir kısmını burada bırakmış. Yüksel hoca da isteyen arkadaşların fazlalık eşyalarını burada bırakabileceğini söyleyince, batonlarımızı ve çantalarında fazla eşya olan arkadaşlar eşyalarını burada bırakıyorlar ve tırmanışa geçiyoruz.

Yükseldikçe ısınan kayaların sıcağı ile güneşin ışınları birleşince yanmaya başlıyoruz. Al rengini güneşten alan Aladağlar Alp-Himalaya dağ oluşum sistemi içinde yer alıyor. Milyonlarca yıllık bir sedimantasyon döneminden sonra iki levhanın birbirine yaklaşarak çarpışması sonucunda oluşan Türk Dağcılığının mabedi Aladağlar. Toros Dağlarının bu orta kesiminde güneşin yakıcı ışıklarıyla rengi kızıla dönmeye başlayan devasa kireçtaşı bloklarını ayaklarımızın, ellerimizin altında hissederek tırmanıyoruz. Yüksel Başkan önümüzde bizden açık ara ilerleyerek ekibe yol gösteriyor. Kısa nefeslenme molaları ile tırmanışımızı sürdürüyoruz. Saat 12.00’de zirvedeyiz. Hep birlikte zirve mutluluğunu paylaşıyoruz. Beslenmelerimizi paylaşıyoruz. Yüzlerce metrelik kaya duvarları, görkemli yalçın zirveleri seyre dalıyoruz. Bayraklarımızı açıyoruz, fotoğraflar çekiyoruz. Ve işte tam da burada Nazım Hikmet’in "Güneşin Sofrasında Söylenen Türkü" sünün dizeleri dökülüveriyor dudaklarımdan.....

Dalgaları karşılayan gemiler gibi,
Gövdelerimizle karanlıkları yara yara
çıktık, rüzgarları en serin,
uçurumları en derin,
havaları en ışıklı sıra dağlara....

Benim yine çıkıp çıkıp da bir türlü canımın inmek istemediği, çıktığım yerde sonsuza dek kalmak istediğim zirvelerimden biri daha oluyor. İnişler, çıkışa göre her daim ürkütücü ve tehlikeli oluyor vesselam. Yüksel Hoca’nın “Arkadaşlar iniyoruz" komutuyla inişe başlıyoruz. Bu arada güneş, hafifden esmerleşmeye yüz tutan bulutların arkasına saklanıyor. Sanırım yağmur gelecek. Ekipdeki bazı kötümser arkadaşlar bulutların kararıp şakır şakır tepemize döküleceğini dillendirirken; ben iflah olmaz bir iyimser olarak "Sevgili bulutlar, mavi üzerine beyaz, ipeksi, dekoratif bulutlar olur musunuz lütfen" diyerek yağmurun yağmayacağını düşünüyorum.

Bir süre serbest inişden sonra Murat ve Yüksel Hoca iple iniş için emniyetleri hazırlıyorlar. Bu düzenekler, düğüm teknikleri apayrı bir mühendislik, matematik işi ve bambaşka bir ruh hali. İki hafta önce Kızılkaya zirvesi tırmanışında, Murat ve Yüksel Hocanın her türlü teknik bilgi, beceri, cesaret, performans, her konuda zekice pratik çözümler üretiveren, bilgi paylaşımcılıkları, samimi, içten, özverili, metrelerce yükseklikteki yarıklardan, uçurumlardan ipin ucunda sallanırken hepimizin içine sonsuz güven veren yapılarını görmüştük. Hepimize ayrı ayrı çok emekleri geçiyor. İple inişlerimiz başlıyor. Önce Yüksel Hoca iniyor. Murat Hoca hepimizi teker teker yukarıdan gönderiyor, aşağıdan Yüksel Hoca ve Gülsen Hoca karşılıyor. Bu arada yağmur çişelemeye başlıyor, kayalar ıslandı, kayıyor. Hafif esen rüzgarla birlikte üşümeye başlıyoruz. Üşüyen arkadaşlarımızı benim deyimimle Penguşlar gibi (kutuplardaki Penguenlerin soğuktan korunmak için topluca ayakta duruşları) ısıtmaya çalışıyoruz. Yedek giysilerimizi paylaşıyoruz.

Bu şekilde iki kez iple iniş yapıyoruz. (ipimizin uzunluğu 60 metre) İkinci inişimizi tamamladıktan sonra sakin ancak sulu yağan yağmur altında Yüksel Hoca’nın uyarıları ve yönlendirmeleri ile düzenli ve dikkatli bir şekilde ıslak kayalardan iniyoruz. Kayalar kayganlaştığı için çok çok dikkatli ve kontrollüyüz. Son dik kayaya geldiğimizde, normal ve kuru koşullarda ipsiz inebileceğimiz bir bölgede, Yüksel Hoca kayaların çok ıslak olmasından dolayı iple inmeye karar veriyor ve 30 metrelik bir ip inişi daha yapıyoruz. Bu halimize yakışır Tuncel Kurtiz’den dinlediğim şairini bilmediğim bir şiir geliveriyor aklıma...

Ben dağların yalancısıyım,
Sekiz ay kışımız, üç ay ayazımız, bir ay yazımız var,
Ben de dağların ozanın yalancısıyım...

İşte dağda yaşanan o bir ay yaz da; yağmurda olur, karda olur, fırtına da...

Nihayet eşyalarımızı bıraktığımız sırta ulaşıyoruz. Yağmur hala yağıyor. Eşyalarımızı, batonlarımızı alıp inişe devam ediyoruz. Çarşağa geldiğimizde yağmur kesiliyor. Ancak yağan yağmurdan dolayı çarşak tamamen çamura dönmüş. Ne kadar dikkat etsek de üzerimiz başımız çamura boyanıyor. Mevsimlik gölü ıslanmış, paçalarımızdan çamur akar bir halde, tatlı ve mutlu ancak yorgun adımlarla geçip, hava kararmadan kamp alanımıza, çadırlarımıza kavuşuyoruz. Uzaktan Nuriye Arkadaşıma sesleniyorum...

- Arkadaşım Nuriş Hu Huuu Merhaba biz geldiiiiik... Nasılsın iyi misin...Koyunlarını sağdın mıııı...
- Nuriye: Hoşgeldiniz, Hoşgeldiniiiiz diyerek karşıdan el sallıyor...Koyunları bugün sağmadııım...

Bugün koyunlar sütleriyle kuzularını beslemişler. Sağılmamışlar. Nuriye de tatil yapmış. İnişimizden on dakika geçmeden yağmur tekrar başlıyor. Hepimiz çadırlarımızda kurumaya çalışıyoruz. "Yağmur devam ederse yarın Küçük Demirkazık tırmanışını yapamayabiliriz" diyor Yüksel Hoca. Tırmanışı yapamama endişesi içinde beslenmeye ve dinlenmeye çekiliyoruz. 2.Günün Raportörü

Gülser Karahisar Özcan
2.Günün Raportörü
23.07.2014-Ankara

20 Temmuz 2014 Pazar

Gece boyunca yağmur yağdı aralıklı olarak. Gün ağarırken halen yağmur yağıyor ve Yüksel Başkan tırmanış saatini ertelediğini duyurdu. Uyku tutmadı, ıslak pantolonumu kurutmak üzere ocağımı yaktım. Biliyordum, yağış bitecek ve biz bu faaliyeti yapacaktık. Su kaynatıp çay demledim, kulağım seste, ortalık aydınlandı. Başkan "tırmanıyoruz hazırlanın" duyurusunu yaptı. Sular dolduruldu, çanta hazırlandı, dualar yapıldı. Saat 07.45 ve 12 kişi Murat hocanın arkasına dizildik. Yüksel başkan video çekimleri için ayrı yürüyor.

Karşımızda BDK. (Kutup Yıldızı) Halk arasında gün batım ve doğumlarında kızmış demir rengi olması nedeniyle Demirkazık diye adlandırılan yüce dağın kuzey duvarı günün ilk ışınlarıyla altın renginde parlıyor. Heyecanlanmıştık. Bir insan kaç kere yaşar ki böyle bir anı ömründe!. İlerliyoruz. Murat hocanın tırmandığı kuzey duvarı ile ilgili anılarını dinliyoruz hayranlıkla. Apişkar sırtındayız. Solumuzda BDK kuzey duvarı, sağımızda KDK. Saat 09.45. Bu eşsiz güzelliği sindiriyoruz yavaşca....

Sırttan ilerliyoruz, klasik rotadan tırmanış yapacağız. Yelken kayanın sağındaki yarığın dibindeyiz. Çantalarımızı seyreltiyor, batonlarımızı bırakıyoruz. Emniyet kemer ve teknik malzemelerimizin son kontrolunü yapıyoruz. Murat hoca Yüksel Başkanın emniyetinde tırmanıyor önce. Yukarıdan emniyet alınca da Yüksel başkan tırmanıyor sonra. Şimdi emniyette Mertcan var. Tek tek tırmanırken "vazgeçen varmı?" diye sesleniyor yukarıdan Başkan. Ancak ekip "tam kadro" devam.

Sırayla Yüksel Başkanla Murat Hocanın bulunduğu istasyona ulaşıyoruz. Hocalarımız istasyon başından ekibi yönlendiriyorlar. Buradan itibaren ip emniyetinde boşluk hissinin yoğun olarak hissedildiği dar bir bacadan iniş yapıp "sahanlıkta" toplanıyoruz. Gelen emniyetli bölgeye geldiğinde ipten çıkıyor ve Yüksel başkan ipi çekerek, yeni gelen arkadaşı emniyete alıp sahanlığa doğru gönderiyor. Bu arada BDK'nın zirvesine tırmanan dağcıları görüyoruz, başı dumanlanmadan. Herkes Sahanlık'ta toplandıktan sonra son ipli etabı tırmanmak için emniyet alıyoruz. Herkes tek tek tırmanıyor. İpi burada bırakıp, önümüzdeki yarıktan yukarıya tırmanmaya devam ediyoruz. Ulaştığımız son nokta tam bir teslimiyet. Dualarımla güçleniyorum. Solumuzda KDK. Aladağların küçük ve nazlı prensesi bizi beklemekte. İnce sırttan geçiyoruz. Sağımız solumuz boşluk. Hata affetmez cinsten. Yüksel başkan tedirginliğimi hissetti ve son hamlede el uzattı bana. Sırtın başındayım. Yavaş ve sessizce ilerliyoruz ekipce.

Saat 13.45. Zirveeee(3425). Kutlama, fotoğraf, yemek, zirve keyfi yarım saate sığdırılıyor. Karşımızda BDK zirvesini sakladı sis perdesiyle, görsellik ve panorama eşsiz. Mutlu ve sevinçliyiz. Gençlik marşıyla coşuverdik anında.

Dikkatlice inişe geçiyoruz. Murat hocamız önceden inip emniyet noktamızda sistemi hazırladı. Tek tek inişimizi hocalarımızdan aldığımız güç ve güvenle, hatasız ve kazasız sürdürüyoruz. İlk 6 kişi inişini tamamlayınca diğer arkadaşları beklemeden benim sorumluluğumda kamp alanına gönderildi. Apışkara ulaşmadan, sırttan patikaya doğru inişteyiz. Rahatladık.Saat 19.00'da kampa ulaşıyoruz. Çadırlarımızı toplarken diğer gurubunda Yüksel Başkanın liderliğinde geldiğini görünce rahatlıyoruz. Hareket saati olarak 20.30 belirleniyor.

Artık hava karardı. Işığa yönelmiş pervaneler misali Yüksel başkanın ardın sıra dizildik. Çatalkayadayız, nefes molasını haketmiştik. Başkanın hızlı temposuna karşın ekip uygun ve firesiz devam ediyor. Tekepınarındayız. Küçücük bir mola. Kapı karşımızda, karanlıkta orayı da tırmanırsak daha bir rahatlıyacağız. Kapıdayız ve telefon çekim noktasında mola. Traktörle bağlantı kuruluyor. Karanlığın ardından aşılan patikalardan sonra Arpalık'ta ışık görüyoruz tek lamba.

Römorke atlıyoruz hızlıca. Dağ evindeyiz. Dönüş yolu ve Ankara sabahındayız. Zorlu faaliyette emeklerini üzerimizde hissettiğim ve helallik aldığım iki doğru insan ve kulübümün güveniyle başardığımız bir faaliyetin mutlu yorgunluğu üzerimde. Adımlarımı daha bir güçlü atıyorum......

Gülsen SALMAN
3. Gün Raportörü
24/07/2014 - Ankara

  • BDK Fotografları
  • KDK Fotografları