TDF Allahuekber Şehitlerini Anma 100. Yıl Tırmanışı - Sarıkamış (18-22 Aralık 20104)

Türkiye Dağcılık Federasyonu tarafından geleneksel olarak gerçekleştirilen ve bu yıl "Allahuekber Şehitlerini Anma 100 Yıl Tırmanışı" adıyla düzenlenen tırmanışa katılmak amacıyla, 18 Aralık 2014 Perşembe akşamı Ankara Garından Doğu Ekspresi ile saat 18.00'de başlayan yolculuğumuz; 24 saat sonra 19 Aralık Cuma akşamı yine saat 18.00’de Sarıkamış Tren Garında son buluyor. Hemen Sarıkamış Öğretmenevine yerleşiyoruz.

20 Aralık 2014 Cumartesi sabahı kamp yüklerimizle Sarıkamış Gençlik Hizmetleri ve Spor İlçe Müdürlüğünde toplanıyoruz. Çantalarımız kamyona yükleniyor. Çeşitli illerden farklı farklı Kulüplerden gelen toplam 169 dağcı araçlara yerleşip, Allahüekber Şehitlik Anıtı’na gidiyoruz. TDF Başkanı Alaaddin Karaca’nın konuşmasının ardından Korkut Güven Hoca’nın komutuyla şehitlerimiz için saygı duruşunda bulunup, İstiklal Marşımızı okuyoruz. Tören sonunda araçlara binip saat 11.30’da tırmanışa başlayacağımız Sarıgün Köyüne hareket ediyoruz. Sarıgün Köyünde çantalarımız kamyondan indiriliyor. Kamp yüklerimizi yüklenip saat 12.45 sularında Korkut Güven Hocanın arkasına tek sıra dizilerek 2650 metredeki kamp alanına doğru tırmanışa başlıyoruz. Hava açık güneşli ancak soğuk ve rüzgarlı. Kar toz kar halinde. Yolda bir yere kadar Sarıgün Köyünün çocukları bize eşlik ediyorlar. Bazı arkadaşlar çocuklara çikolata ve şeker dağıtıyorlar. Amansız kış şartlarında çocukların üzerlerindeki ince giysiler ve onların sürekli kar yemeleri beni çok etkiliyor.

Yaklaşık dört saatlik bir tırmanış sonrasında saat 16.00’ya doğru kamp alanına ulaşıyoruz. Güneş karşıki tepelerin ardında kaybolur kaybolmaz hava hızla soğuyor. Hemen çadırlarımızı kuruyoruz. Çadırımıza yerleştiğimizde saat 18.00 olmuştu bile. Çadır arkadaşım Nilgün Salehzade ile birlikte ocağımızı yakıp sıcak birşeyler yiyerek ısınmaya çalışıyoruz. Komşu çadırdaki Zeki Bey “şu an hava eksi 10 derece” diyor. Tırmanışın sonunda öğrendiğimize göre o gecenin ilerleyen saatlerinde hava sıcaklığı eksi 25'lere kadar düşmüş. Gece boyunca rüzgar hiç durmuyor. Gözüme uyku girmiyor. Sürekli saate bakıp duruyorum. Saat 05.30’da çadırın içinde hareketlenmeye ve yavaşdan hazırlanmaya başlıyoruz. Çadırın içi-dışı donmuş buzlanmış durumda. Sularımızı ısıtıp termoslarımıza dolduruyoruz. Zirve çantalarımızı hazırlıyoruz. 21 Aralık 2014 Pazar Saat 07.00’de zirveye tırmanışımız başlıyor.

Yakıcı ayazın, rüzgarın eşliğinde üstü donmuş zaman zaman dize varan karda bata çıka 3120 mt’ye tırmanmaya çalışıyoruz. Saat 10.00 sularında zirvedeyiz. Federasyon Başkanı Alaaddin Karaca günün anlam ve önemi üzerine bir konuşma yapıyor. Ardından Korkut Güven Hocannın komutuyla 159 dağcı hep birlikte bir ağızdan İstiklal Marşını zirvede haykırarak Allahüekber Şehitleri için okuyoruz. Bayraklarımızı, flamalarımızı çıkarıp fotoğraflar çekiyoruz. Hepimiz zirvede çok yoğun duygular yaşıyoruz. Yüksek sesle tekbirler, ezanlar okunuyor. Ben yeleğimin göğüs cebinde İstiklal Harbi Gazisi, 96 yaşına kadar yaşamış Hüseyin Dedemin madalyasını zirveye taşıdığım için kendimi hem şanslı, hem de daha heyecanlı hissediyorum. Boğazım düğüm düğüm oluyor, içim katılıyor. Gözümde gözyaşım buz oluyor. Oysa trende yol boyunca Sarıkamış ağıdını söylemiş durmuştum. Zirvede yaşadığım duygu yoğunluğundan sesimi soluğumu çıkaramıyorum. Tüm dağcı arkadaşlarla kaynaşıyoruz. Bir yandan fotoğraflar çekilirken bir yandan da yiyeceklerimizi içeceklerimizi paylaşıyoruz birbirimizle.

Hocalarımızın “İnişe geçiyoruz” komutuyla zirveden kampımıza doğru hüzünle ayrılıyoruz. Kampa ulaştığımızda hemen çadırlarımızı toplamaya koyuluyoruz. Saat 13.30'da kamp yükleri sırtımızda Sarıgün Köyüne doğru inişe başlıyoruz. Sarıgün Köyüne yaklaşırken yine çocuklar bizi karşılamaya geliyorlar. Arttırdığımız çikolataları, şekerleri çocuklara dağıtıyoruz. Çantalarımız kamyonlara bizler de minibüslere binip; Alalhuekber Dağlarının krizantem kristali karları altında mezarsız ve kefensiz yatan binlerce şehit atamızın yaşadıkları dramı kalplerimizde çok derinden hissederek ölünceye kadar unutamayacağımız anılarımızla Sarıgün Köyünden ayrılıyoruz.

Sarıkamış’ta akşam yemeğinden sonra öğretmenevine dönerken Kuşadasından Muzaffer Cüneyöz Hoca bizi ısrarla yolumuzun üstündeki Rasim Bey’in Sarıkamış Kültürevi’ne götürüyor. Sıcacık kocaman bir sobanın etrafında toplanıyoruz. Tam da karşı duvara dizilmiş şehitlerimize ait toprak altından çıkarılmış silahları görünce benim de boğazımdaki düğüm çözülüveriyor. Sarıkamış ağıdını inceden inceden söylemeye başlayıveriyorum...

Sarıkamış üstünde kar,
Kar altında Mehmedim yatar,
Gülüm donmuş kara dönmüş,
Gören sanmış yarin sarar,

Kimi Yemen kimi Harput,
Üzerinde ince bir çaput,
Avut yiğit gönlünü avut,
Yar sarmazsa Mevlam sarar...

Rus Kafkas Ordusu Kurmay Başkan Vekili Dük Alexandroviç Pietroviç “Sarıkamış” adlı kitabında “Allahüekber Dağlarındaki son Türk Müfrezesini teslim alamadım. Çünkü bizden çok önce Allaha teslim olmuşlardı. Cephane taşıyanlar sandıklarını öyle bir avuçlamışlar ki; sanki kainattan hırslarını almak istiyor gibiydiler.” diye anlatmış bu savaşı.

Sarıkamış’ta dört oğlunu birden şehit veren beşinci oğlu sakat olduğu için şehit olmayan Kayseri Pınarbaşı Kaman Köyünden Avşar Kadını Zala Ana’nın dilden dile söylenip gelen onaltı kıtalık ağıdının üç kıtası tarihimize nasıl da ışık tutuyor:

Pınarbaşı baba yurdum,
Kafkasya’ya cephe kurdum,
Benim korkum Moskof değil,
Kara kışa kurban verdim...

Gene önü kış geliyor,
Görmeyene hoş geliyor,
Şarkışla’ya giden kağnı,
Dolu gidip boş geliyor...

Yüzbaşılar Binbaşılar,
Tabur tabur karşılar,
Bir kar yağar gün döğünce,
Yatan şehitler ışılar...

Kolay anlatılıyor öyküler, kolay yazılıyor, kolay yaşanmıyor oysa... Tarihimiz boyunca yurdumun her bir cephesinde ayrı ayrı korkunç dramlar yaşandı. Yıl 1914 idi şimdi oldu 2014. Aradan 100 yıl geçti. Ne değişti. Güzel yurdum ve yurdumun çilekeş insanları şimdilerde, yakın gelecekte daha hangi dramlara gebedir bilinmez!!!!

Gülser KARAHİSAR ÖZCAN
Faaliyet Raportörü
25/12/2014 - Ankara

  • Etkinlik Fotografları