TDF 14. Ağrı Dağı Zafer Tırmanışı - (27 Ağustos-01 Eylül 2013)

Türkiye Dağcılık Federasyonu (TDF) tarafından organize edilen, Zafer Haftasına denk gelen Ağrı Dağı tırmanışı, aylar öncesinden katılma kararımı Kulübe ilettiğim, hazırlıklara da bu anlamda aylar öncesinden başladığım ve sonuç olarak da ekip arkadaşlarımla zirveye ulaşma keyfini doya doya yaşadığım bir tırmanış oldu. TDF web sayfasında daha önce yayınlanmış duyurular arasında, Federasyon bütçesinin kısıtlılığından bahsedilerek temmuz ayı aktivitelerinin iptal edildiğini okumuş olmam, bu tırmanışın da aynı gerekçe ile iptal edilme kaygısını hissetmeme neden olsa da; birkaç gün sonra "tırmanış programı, gerekli malzemeler ile katılımcıların kendi olanakları ile tırmanışa katılabileceklerine" ilişkin duyurunun yayınlanması beni iyice rahatlattı.

Başlangıçta benim ve Adil Yazıbakan'ın ismi TDF bildirilmişken, son anda Mustafa Karabulut'un da katılmasıyla Ağrı Dağına tırmanacak Madadost ekibi üç kişiye çıkmış oldu. Öyle ki, TDF'ye yollanan ve illere göre yayımlanan listede Adil Yazıbakan ve ben 7. ve 8. sırada yer alırken; listenin 133. sırasında, Mustafa Karabulut kulübümüzün ve tırmanışçıların son katılımcısı oluyordu. Bu durum, Yunanistan’dan katılan Mr. Georgeus tarafından “Last Minute Mustafa” hitabına, dolayısıyla, hoş bir sohbete konu oluyordu.

Ben 26 Ağustos günü Ankara’dan Iğdır’a inmiş, ertesi günde Doğubeyazıt’a geçerek, Ankara’dan otobüs ile gelecek olan takım arkadaşlarım Adil Yazıbakan ve Mustafa Karabulut'u beklemeye koyulmuştum. Demirkazık tırmanışında izlediğim, örnek aldığım idolüm, Kulübün en kıdemli üyesi, Adil Yazıbakan –bundan böyle “Adil Ağabey” diye anacağım- ; Sıcak diyalogları, güven veren duruşuyla Mustafa Karabulut –bundan böyle “Mustafa Kardeş” diye anacağım- 27 Ağustos günü saat 11.00 sularında, otobüsten inmiş oldular. Adil ağabey ve Mustafa kardeşim ile Ağrı Dağı manzaralı otel odamıza yerleşip kısa bir dinlenme ve yörenin Abdigör Köftesini yedikten sonra saat 17.00; diğer katılımcılarla buluşma noktamız olan stadyuma geçtik. Federasyon yetkilileri tarafından programın detayları ve kuralları katılımcılara anlatıldı ve yaka kartları dağıtıldı. Üç günlük alışverişimizi yaparak otelimize geri döndük. Otelde, akrabamın bize tandır ekmeği getirmesiyle yiyecek hazırlığını tamamlamış olduk. Dinlenme zamanı ama benim gözüme uyku girmiyor.

28 Ağustos sabahı, Büyük Ağrı ve Küçük Ağrı, sağına günün ilk ışıklarını da alarak, bize unutulmaz gün doğuşunda Doğubeyazıt pozlarını sunuyor. Saat 08.30'da Doğubeyazıt’tan Eli Köyüne minibüslerle hareket ediyoruz. Böylece 1650 metreden 2100 metreye araçlarla geçmiş olduk. 10 haneyi bulmayan bu küçük köyde bekletilen atlara, katırlara yükletilmek üzere, çantalarımızı katır sahipleri ve Federasyon ekibinden oluşan koordinasyon kuruluna teslim edip, saat 09.30'da toplam 154 kişi 3.200 metre kampına hareket ediyoruz. Adil Ağabey ve Mustafa Kardeş tempolu bir yürüyüşle çok kolay bir şekilde 3200 metreyi ulaşıp, çadırları kurmaya başladığında ben önce sağ sonra sol bacağıma birdenbire giren kramp ile yerlere uzanıverdim. Yeşil sahalarda gördüğüm şekilde Mustafa Kardeş’in ayağımı kaldırıp bastırmasıyla atlattım bu kramp atağını, ayağa kalktığımda bu kez mide bulantısı ile bir kayanın köşesine ilişverdim. Yediklerimi çıkardıktan sonra rahatladım. 1 saat sonrasında da yüz metre kadar yükseğe çıkıp inerek kendimi test etmiş oldum.

O akşam, Madadost sıcaklığının diğer gruplar üzerindeki yansımalarını gördüm ve “Dostça kalın, Madadostça kalın” Mustafa Kardeş’in video final cümlesinin yerli katılımcılar tarafından çok iyi bilinir olduğunu gördüm. O akşam Adil Ağabey’in güvenini boşa çıkarmama kararını verdim.

29 Ağustos sabahı, 4200 metre kampına gitmek üzere yola koyulduğumuzda yaklaşık 12 çadır 3200 metre kampında sökülmeden bırakılmıştı. Bunlardan biri de Adil Ağabey’in çadırı idi. Zaten üç çadır götürmemize rağmen yalnızca benim ve Adil Ağabey’in çadırı 3200 metrede kurulmuştu. 4200 metre kampında da yine benim ve Mustafa Kardeşin getirdiği çadır diğer yüklerle birlikte katırlara verildi. Yolda alınan sayım bu kez 138 kişi olarak deklere edildi. 4200 kampında bu kadar insan için yeterli çadır alanı yok. Nispeten uygun olan yerlere çadırlarımızı kayalara bağlayarak kurduk.

4200 kampına gelinceye kadar geçirdiğim iki gecede çadırda yalnız olmama, kaztüyü uyku tulumunda üşümememe rağmen hiç uyuyamadığımı da itiraf etmeliyim. Bu yüzden uyuyup, saat 03.00'de başlayacak tırmanış için güç toplamak zorundadaydım. Çantamı hazırlayıp erkenden yattığım sıralarda Mustafa Kardeş de, midesinden bozulmasından kaynaklanan sorunlarla uğraşıyordu. Her iki kamp alanına hortumlarla su getirilmiş. Böylelikle su problemi yaşamıyorsunuz. Ne varki ben, su işini sonraya bırakınca, gece tepe lambalarıyla o bağlantı yerlerini bulamadan ve dolayısıyla yeterince su alamadan yola çıkmış oldum..

Zirve tırmanışımız tam planlandığı gibi saat 03.00'de başladı. Saat 05.00 sularında, Ağrı Dağının gölgesi Doğubeyazıt ovasına uzanıyordu. Bana göre dünyanın en büyük ve en güzel gölgesi fotoğraflanıverdi hemencecik. 4900 metrede kara ulaştık. Karın olduğu zeminlerin başlaması aynı zamanda kramponların takılması anlamına geliyordu. Mustafa Kardeş, karamponlarını takar takmaz gözüken zirvenin son metrelerini ilk grup ile birlikte tırmanmaya başladı. Adil Ağabey, kendi tasarımı kramponlarına son rütuşları yaptıktan sonra ayaklarına bağladı, kar maskesini taktı tekrar yola çıktı.

Zirveye ulaştığımızda üçümüzde çok mutluyduk ve o unutulmaz anları fotoğraflamaya başladık. Tırmanış esnasında Tarık Bünyamin Kaya’nın “çıkarsın sen, yeter ki kimseye aldırmadan ağır ağır alıştıra alıştıra çık!” motivasyonu her an kulaklarımda çınladı. Sakin sakin belki de grubun en son zirve yapanı ben oldum, ama hiç yapamama riskini de sanırım bu sakin tırmanışım ile bertaraf etmiş oldum..

İniş sırasında sayı alındığında en son 121 kişi olduğumuz bilgisini edinmiş olduk. 4200 kampına inerken son üç yüz metrede montumu mola yerinde bıraktığımı farkettim. Montumu bulan ve aşağıya getiren artçı Tarık Hocayı 2 saat bekledikten sonra montuma tekrar kavuştum. Beklerken yukarıda başlayan sis ve fırtına yüzünden çok üşüdüm. Bu koşullarda çadırını en son söken ben oldum ve bu esnada şiddetli dolu ve ardından da kar fırtınası ile karşı karşıya kaldım. Oysa, Adil Ağabey ve Mustafa Kardeş Madadost disiplini ile çadırlarını hemen toplayıp daha dolu yağarken inen grupla birlikte inişe geçmişlerdi. Ben ise 4200 kampından fırtına dindikten sonra epey gecikmeli olarak Eskişehir bölgesinden katılımcılarla inmiş oldum.

3200 kampında ıslanmış olan çadırların kurutulması ilk inenler için nispeten mümkün olmuştu.. Ama ben akşam karanlığında inmiş olduğumdan ıslak mat üzerine kuru uyku tulumum içinde sabahlamış oldum. 31 Ağustos sabahı saat 06.00'da Adil ağabey ve Mustafa kardeş’in saat 16.00'da Iğdır'dan uçaklarının kalkacak olması nedeniyle Doğubeyazıt’a inen ilk grupta yerimizi aldık. Diğer grup bizden üç saat sonra inecekti. Eli Köyüne indiğimizde katırlara verdiğimiz çantalarımız henüz gelmemişti. Ben ve Adil Ağabey, Mustafa'yı çantaları alması için geride bırakarak Eli Köyünden Doğubeyazıt'a giden ilk araçlarda yerimizi aldık. Mustafa saatler sonra üç çantamız ile birlikte, otele geldiğinde bayağı yorulmuştu.

Ben memleketim olan Doğubeyazıt’ta iki gün daha kalacağım. Oysa Adil ağabey ile Mustafa kardeş bugün saat 16.00 uçağı ile Iğdır'dan Ankara'ya uçacaklar. Tekrar yerleştiğim otelde duşumuzu alıp, sıcak bir şeyler yemek üzere lokantaya gittik. Midemden dolayı ben bir şey yiyemedim ama Adil Ağabey ve Mustafa Kardeş’in memleketimin yoğurduna ve etinin lezzetine hayran kalmaları güzel bir an oldu benim için..

Madadostlu arkadaşlarımı yolcu ettikten sonra beni kendime getirecek olan serumu almak üzere hastanenin yolunu tuttum. Belki de daha kolay olabilecek bu tırmanışı gerek vucüt gerekse kafa olarak hazır olmamaktan kaynaklanan sebeblerden dolayı kendim zorlaştırmış oldum. Ancak bu zorlukları da yine Madadostça, elbirliği ile aşarak zirve yapmış olmak her şeye rağmen çok güzeldi.

Mustafa Kardeş’in dediği gibi “Dostça kalın, Madadostça kalın” Ben Madadostça kalmanın anlamını çok iyi anladım Adil Ağabey. Herkesin de anlama fırsatını yakalaması dileğiyle.

Ahmet KAYA
05/09/2013 - Ankara

  • Etkinlik Fotografları