V. Geleneksel Tahtalı Zirve Tırmanışı ve çıralı Kampı - 07/08 Aralık 2013

Kulübümüzün 5. Geleneksel Tahtalı Tırmanışı ve Çıralı Kampı için 06 Aralık 2013 Cuma akşamı saat 22.30'da Maliye Bakanlığının önünden hareket ettik. Yolculuk esnasında bol bol faaliyete gelemeyen arkadaşların kulaklaeı çınlatıldı. Özellikle Veli’nin Erkan takılmaları ve göndermeleri görülmeye değerdi. Muhabbet o kadar derindi ki neredeyse kimse uyumadı diyebilirim. Keyifli bir yolculuktan sonra sabah saat 06.00 sularında Antalya’ya indik. Yol kenarında açık bulduğumuz bir çorbacıda kahvaltımızı yapıp, eksiklerimizi tamamladık.

Saat 07.00 gibi Antalya'dan ayrılıp, 1 saatlik bir yolculuk sonrası saat 08.00'de tırmanışa başlayacağımız Yaylakuzdere köyüne ulaştık. Köyün camisinin bahçesinde tozluklar takıldı ve 08.30’da yürüyüşe başladık. Başlangıçta hava açık ve tırmanış için güzel sayılabilecek bir hava vardı. Yaklaşık 1 saatlik yoldan devam eden yürüyüşden sonra, ormanın içine doğru ilerleyen patikaya yöneldik. Yavaş yavaş yükseliyoruz. Yükseldikçe hava bozmaya başladı. Önce hafiften çisleyen yağmur, yükseldikçe şiddetini artırıyor ve zaman zaman karla karışık hale geliyordu. Pançolarımızı giyiyoruz. Bu arada rüzgar da şiddetlenmeye başladı. Çukuryayla düzlüğüne geldiğimizde yağmur ve rüzgar iyice şiddetlenmiş ve sis bastırmıştı. Buradaki ceşmeden sularımızı tamamlıyoruz.

Buradan itibaren Tahtalının gövdesine tırmanmaya başlıyoruz. Çukuryayla'yı çevreleyen son sedir ağaçlarını geçtiğimizde kısa bir mola veriyoruz. Artık yağmur burada rüzgarla birlikte kar olarak yağmaya başladı. Aşağılarda birkaç santim olan kar, yükseldikçe 25-30 cm. ulaşmaya başladı. Yumuşak kar tempomuzu düşürüyor. Zaman zaman rüzgarın yığıntı yaptığı yerlerde kar kalınlığı 40-50 cm.lere varıyor ve bastığımızda dizlerimize kadar kara gömülüyoruz.

Bu durum gruba liderlik eden Yüksel Beyi zorlamaya başladı. Çünkü Yüksel Bey yazın dizinden ciddi bir problem yaşamıştı ve yavaş yavaş iyileşmeye başlamıştı. Grup olarak herkes belirli periyotlarda iz açma görevini üstlendik. Bu arada güneş açmış, biraz önceki göz gözü görmeyen ortamdan eser kalmamıştı. Yavaş yavaş yükselerek zirvenin altına geldiğimizde aşağılardan rüzgarla gelen yoğun sisle yine göz gözü görmez oluyor. Kör ve sağır oluyoruz. Yoğun sisle birlikte Yüksel Bey yine öne geçip, rotadan sapmamızı engelliyor ve nihayet saat 14.30’da zirveye ulaşıyoruz.

On iki kişi zirvedeyiz. Teleferik binasına atıyoruz kendimizi. Vucudumuz şaşkın. Aynı anda güneş, yağmur, rüzgar, kar ve fırtına hepsini bir arada yaşadı şu son altı saatte. Ancak herkes mutlu ve çaylarımızı yudumlarken herkesin yüzü gülüyor. Yüzler rüzgardan ve soğuktan yanmış ve kızarmış, gözler ise çakmak çakmak. Küçük bardak çay 5; büyük bardak ise 8 TL olunca, içilecek çorbanın fiyatının tuzlu olacağını düşünerek, çantalarımızdaki börek çörekleri paylaşıp çay ile birlikte karınlarımızı doyurduk. Dinlendik, zirve fotoğrafımızı çektirdikten sonra 9 kişi (3 arkadaşımız yorulduklarından dolayı teleferik ile inmeyi tercih ettiler) saat 15.30’da inişe geçiyoruz. Rüzgar biraz hızını kesdi ve izlerimizi takip ederek iniyoruz. Çarşağa kadar çıkış izlerimizi takip ediyoruz. Buradan itibaren Beycik Köyüne inen patikaya dönüyoruz.Ormana girmeden verdiğimiz molada kafa lambalarımızı hazırlıyoruz ve bir süre sonra havanın iyice kararmasıyla da lambalarımızı kullanmaya başlıyoruz. Yüksel Beyin bölgeyi çok iyi bilmesinden dolayı gayet rahat bir tempoyla karanlıkta ormanı geçiyoruz ve nihayet saat 19.00’da Beycik Köyünde bizi bekleyen aracımıza ulaşıyoruz. Yorgunuz. Toplamda 10,5 saatlik bir faaliyeti sorunsuz tamamlamış olduk.

Daha kampımızı kuracağız. Hemen aracımızla kampımızı atacağımız Çıralı'ya hareket ediyoruz. Her sene çadırlarımızı kurduğumuz Çıralı sahilindeki kahvede bizleri yine çok sıcak karşıladılar. Çadırlarımızı kuruyoruz. Bizler çadırlarımızı kurarken Şöförümüz Mehmet Bey Selma Hanımın getirdiği tarhanayı pişiriyor. Tarhana çorbası yorgunluğumuzun üzerine bizlere ilaç gibi geliyor ve çorba keyfi sonrası dinlenmek isteyenler çadırlarına çekiliyor, sohbet etmek isteyenler ise kahveye yöneliyor. Kahvenin ortasında yanan kocaman bir odun sobası var. Gecenin sürprizi Engin Hoca’dan geliyor. Kahvede soba yandığını bildiğinden kestane getirmiş. Sobanın üstüne kestaneleri diziyoruz. Bu arada ikinci sürpriz köylülerden geliyor. İkram olsun diye hamuruyla birlikte kahveye getirilen "Arapaşı Çorbası"ndan bizlerede ikram ediliyor. Bizde onlara kestane ikram ediyoruz. Bugünkü zorlu tırmanış sonrası sıcak soba, tarhana çorbası, arapaşı çorbası ve kestane bizler için tam bir ödül oluyor. Sohbetimiz gece geç saatlere kadar devam ediyor, ancak artık gözlerimiz kapanmaya başladı ve saat 11.30 sularında çadırlarımıza çakiliyoruz.

Sabah saat 08.00 uyanma saati. Ancak güneşin doğuşunu resimlemek isteyen arkadaşlar erkenden kalkmışlar. Herkes uyandığında yine çantalar boşaltılıyor; börekler, çörekler, gözlemeler, bal, zeytin, peynir, yumurta, meyve ile kahvaltı masamız düzenleniyor. Masamızda Avakado bile vardı. (Avakadoyu Arif komutanın getirmiş) Kahvenin garsonu Erdalın kesintisiz çay servisi ile keyifli ve muhabbetle devam yaklaşık 1 saatlik kahvaltıdan sonra, çadırlarımızı topluyoruz. Saat 09.30'da günün faaliyetinin başlangıç noktası Kumluca Karaöz'e hareket ediyoruz. Karaözü birkaç km geçtikten sonra aracımızı ormanın içinde bırakıp Gelidonya Feneri'ne yürümeye başlıyoruz. Saat 11.15 sularında fenere ulaşıyoruz. Burası müthiş bir yer, önündeki beş adalar ile manzarası büyüleyici. Fotoğraflar çekiyoruz ve bulunduğumuz ortamın keyfini çıkarıyoruz. Saat 13.00 sularında geri dönüşe geçiyoruz.

Önce aracımıza, daha sonra da yolumuz üzerindeki Korsan Koyu’na uğruyoruz. Korsan koyunda harcadığımız yarım saatin sonunda aracımıza dönüyoruz. Yolumuz uzun, Ankara'ya döneceğiz daha. Saat 16.00’da Ankara’ya hareket ediyoruz ve saat 02.00 sularında sağ salim Ankara'ya iniyoruz.

Kendi adıma çok keyif aldığım bir faaliyet oldu tüm katılımcı arkadaşlarıma bir kez daha teşekkür ediyorum.

Ziya Arif ATEŞ
Faaliyet Raportörü
17/12/2013 - Ankara

  • Etkinlik Fotografları