Süphan Dağı Kış Tırmanışı - 02-05 Şubat 2013

TDF tarafından düzenlenen Süphan Dağı kış tırmanışının duyurusunu yaptığımızda başvuranların sayısı bir anda 8-9'u buldu. Ancak faaliyet yaklaştıkça sayı 2 kişiye kadar düştü. Ben ve Adil Abi etkinliğe katılma konusunda kararlıydık ancak faaliyetin yapılıp yapılmayacağı konusundaki tereddütler ve faaliyet programının açıklanmaması nedeniyle son güne kadar gidip gitmeyeceğim konusunda tereddütle beklemek zorunda kaldık. En sonunda Adilcevaz’dan Adem kardeşimiz “abi siz gelin, faaliyet iptal edilse bile birlikte tırmanırız” deyince, bizde 01 Şubat Cuma günü saat 17.30 otobüsüne atlayıp düştük yollara. Tabii mesai gününde bu saatte otobüse yetişebilmek için dağ çantamızı bir gün önceden hazırlamak ve daireye götürmek, üstümüzü başımızı dairede değiştirmek, birazda mesaiden kaytarmak zorunda kaldık.

02 Şubat 2013 Cumartesi

Yolculuğumuz rahat geçiyor. Molada aynı tırmanışa katılmak için İstanbul’dan otobüse binen Alper ile tanıştık. Artık 3 kişiyiz. Sabah saat 08.00 sularında otobüsümüz Muş’u geçtiği sıralarda bizi arayan Adem’den “kendilerinin saat 09.30'da Aydınlar’a hareket edeceklerini; yolda 2 arkadaş daha olduğunu, bizleri Süphandosk kulüp binasında bir arkadaşın karşılayacağını ve bizlere yardımcı olacağını” öğrendik. Saat 10.00 sularında Adilcevaz’a ulaştık. Hava çok soğuk. Hemen otobüs terminalinin arkasında bulunan Süphandosk kulüp binasına sığındık. Kulüpte bizi Oktay adında bir arkadaş bekliyor. Bizden önce gelenler saat 09.30'da 11 kişi olarak dağa hareket etmişler. Bizler Kayseri’den gelecek Tacettin ve kardeşi Nilüfer’i bekleyip, 5 kişi birlikte hareket edeceğiz. Beklerken çantalarımızı yeniden ayarlıyoruz. Fazla olduğunu düşündüğümüz malzemeleri burada bırakıp, dağa göre giysilerimizi değiştiriyoruz. Saat 11.00'e doğru Tacettin ve Nilüfer'de geliyor. Onlarda aynı hazırlıkları yapıyor ve saat 12.00 de artık hazırız. Oktay bize bir taksi ayarladı ve Aydınlı’ya doğru hareket ediyoruz. Aydınlı Adilcevaz’a 30-35 km uzaklıkta, Süphan'ın eteklerinde bir belde. Buraya kadar problem yok. Ancak Aydınlı’dan, 2250 metre yükseklikte bulunan ve Türkiye’nin en yüksek rakımlı köyü olan Kışkılı’ya gitmek zorundayız. Aydınlar-Kışkılı arası 6 km ve bizler Aydınlı’dan daha 1 km bile uzaklaşmadan yolun kapalı olduğunu görüyoruz. Yolun kapalı olduğu noktada aracımızdan ayrılıp, sırt çantalarımızı sırtlayıp, yoldan bizden önce giden grubun izlerini takip ederek Kışkılı’ya doğru tırmanmaya başlıyoruz. Güneş tepemizde parlıyor ve tırmandıkça terlemeye başlıyoruz. Tempomuz iyi ve yaklaşık 2 km kadar yükseldiğimizde önümüzdeki grubu görüyoruz. Ancak hava birden bire garipleşti ve dağdan ovaya doğru rüzgar başladı ve yerden kaldırdığı karlarla zaman geçtikçe göz gözü görmez oldu. Birbirimizi kaybetmemek için arkamızda kalan Alper’i bekliyoruz. Ancak rüzgar gittikçe şiddetleniyor ve biz bu koşullarda 1 km kadar daha ilerliyoruz. Ancak tipi önümüzdeki grubun izlerini sildi ve bizler bir metre önümüzü bile göremiyoruz. İlerleyemiyoruz. Hep birlikte kuytu bir yerde bir kar mağarası yapıp, fırtınanın geçmesini beklemeye karar veriyoruz. Önce yoldan ayrıldığımız noktaya bir işaret koyuyoruz. Yaklaşık 45 dakikalık bir çalışmayla beş kişinin sığabileceği, güvenli bir mağara hazırlıyoruz. Tam mağaraya gireceğiz, yukarıdan sesler geliyor ve karşımızda 3 köylü. Köylüler kaybolan bir koyunu aramak için yola çıkmışlar ve tesadüfen bizim yanımıza kadar gelmişler. Köylüler köye yaklaşık 1 km.lik mesafede olduğumuzu, 30-45 dakikalık bir yürüyüşle köye ulaşabileceğimizi söyleyince hep birlikte köylülerin rehberliğinde köye doğru yürümeye başlıyoruz. Yaklaşık 40 dakika sonra köydeyiz. Soğuk ve fırtına yüzünden elimizi yüzümüzü hissetmiyoruz ve konuşmalarımız peltekleşmiş. Bizi köy okuluna sığınmış diğer dağcı arkadaşlar karşılıyor. Biraz kendimize geldikten sonra tanıdıklarla merhabalaşıyoruz. İkram edilen sıcak su ile kendimize gelmeye çalışıyoruz. Aslında bugünkü planda 2500 metrede bulunan At Yaylası kamp alanına ulaşmak var ancak dışarıda fırtına devam ediyor ve Korkut Hoca bu geceyi okulda geçirmeye ve ertesi sabah havanın iyi olması halinde yükselinebilecek noktaya tırmanmaya karar veriyor ve bizler okul sıralarını birleştirip, uyku tulumlarının içinde rahat bir gece geçiriyoruz. Ama tüm gece fırtına devam ediyor.

03 Şubat 2013 Pazar

Sabah 06.30 sularında gruptakiler teker teker uyanmaya başlıyor. Uyanan kişi ilk olarak dışarıyı kontrol ediyor. Dışarıda hava açık, güneş Van Gölünün üzerinden yükselmeye çalışıyor. Rüzgar hafiflemiş, ancak çok soğuk. Kahvaltımızı yapıyoruz, çantalarımızı topluyoruz. İkinci kamp alanına harekete hazırız. Bu arada faaliyetin bir gün uzamasından dolayı akşamdan köylülere söylediğimiz ekmek ve peynir geliyor. Tüm grup ihtiyaçları doğrultusunda gelenleri paylaşıyor. Saat 08.30'da öncelikle 2650 metre yükseklikteki At Yaylası kamp alanına doğru 16 kişi tırmanmaya başlıyoruz. Sırtlarda rüzgarın savurmasıyla hemen hemen kar yok ve buralarda hızlı hareket ediyoruz. Ancak sırtlardan savrulan karlar düzlüklerde toplanmış ve buralarda kar yumuşak. Bastığımızda dizlere kadar gömülüyoruz. Saat 11.00 sularında At Yaylasındayız. Mola veriyoruz. Bir şeyler atıştırıyoruz. Zamanın ve havanın müsait olması ve grubun da temposundan dolayı kampımızı 3050 metrede, Ayna denilen dik sırtın altına atmaya karar veriyoruz. Ancak sırtımızdaki kamp yükleriyle buraya ulaşmak o kadar kolay değil. Karşımızda tırmanmamız gereken dik bir parkur var. Yavaş yavaş yükseliyoruz. Yükseldikçe dağdan esen rüzgar hızını artırmaya başladı. Saat 14.30 sularında Aynanın altındaki düzlüğe ulaştığımızda rüzgar fırtınaya dönmeye başladı. Bu koşullarda çadırlarımızı kurmaya çalışıyoruz. Öncelikle çadır açılıyor, pollerini takıyoruz, sonra sırt çantamızı henüz kurulmamış çadırın içine atıyoruz. Sonra polleri çadırın kenarlarına takıp, çadırı yükseltiyoruz. Öncelikle çadırın rüzgar alan yönünün kazıklarını çakıp, sabitliyoruz. Kazıkların üstünü karla örtüp donmasını sağlıyoruz. Fırtınadan dolayı çadır ile tentenin arasına kar girmemesi için çadırımızın kenarlarını karla duvar yapıyoruz. Böylece çadırımız kuruluyor ve 3 gün boyunca esen fırtınaya bana mısın demiyor. Bu arada çadırın bagajının birine su yapmak için temiz karlardan topluyoruz.

Saat 16.30 oldu. Hava çok soğuk. El ve ayak parmaklarımızı hissetmez olduk. Çadırı kurduktan sonra bu soğukta yapılacak tek iş, uyku tulumlarının içine girmek. Bizde öyle yaptık. Dışarıdaki fırtına artık bizi ilgilendirmiyor. Uyku tulumundan çıkmadan su için kar eritiyoruz ve su şişelerimizi dolduruyoruz. Su şişelerimizi de donmaması için uyku tulumunun içine alıyoruz. Bir bardak sıcak su, yanında köylülerden aldığımız ekmek ve peynir ile karnımızı doyurmaya çalışıyoruz. Ancak soğuktan ekmek ve peynir taş gibi olmuş, dişimiz kesmiyor. Ocakta ısıtarak yenilebilir hale getirmeye çalışıyoruz. Sabahleyin saat 04.00 de tırmanışa başlayacağız. Dinlenmemiz lazım. Dışarıda fırtına, bizler uyku tulumlarının içindeyiz. Uyumaya çalışıyoruz.

04 Şubat 2013 Pazartesi

Saat 03.30. Dışarıda fırtınanın uğultusu duyuluyor. Uyku tulumu sıcacık. İnsan içinden çıkmak istemiyor. Ama tırmanışa katılabilmek için artık hazırlanma zamanı. Biraz su ısıtıp, olanlarla karnımı doyurmaya çalışıyorum. Sırt çantama mümkün olduğunca az, ihtiyaç duyacağım malzemeleri yerleştiriyorum. Dışarıdan hareket saatinin 04.30'a alındığı sesleniliyor. Biraz daha rahatlıyorum Çünkü çadırımın içinde naylon torbaya koyduğum ayakkabılarım donmuş, kaskatı, giymek mümkün değil. Ellerimle bastıra bastıra yumuşatmaya çalışıyorum. Zar zor sol ayağımı sokuyorum ayakkabının içine. Sıra sağda. Sağ ayak beni daha fazla zorluyor. En sonunda zar zor bunu da giyiyorum. Tozluklar da aynı durumda. Yaklaşık 20 dakikalık bir mücadele sonunda ayakkabıları giymeye ile tozlukları takmayı başarıyorum. Saat 04.30 da çadırdan zar zor çıkabiliyorum. Dışarısı buz kesiyor. Balaklavayı ve kar gözlüklerini takmak ve rüzgarlığımın şapkasını rüzgar girmeyecek şekilde ayarlamak için eldivenimi çıkardığım birkaç dakika içinde parmaklarımı hissetmez oldum. Adil Abinin yardımıyla eldivenlerimi zar zor giyebildim ve tırmanışa başladık. Yaklaşık yarım saat kadar el parmaklarımı eldivenin içinde hissetmedim. Parmaklarımın yavaş yavaş ısındı ve kendine gelince rahatladım. Yaklaşık 1,5 saatlik bir tırmanış sonrası Ayna’nın yarısına ulaştığımızda güneşin doğacağının işareti kızıllıklar Van Gölünün üzerini aydınlatmaya başladı. Güneşin yavaş yavaş yükselmesiyle rüzgarın hızı yavaşlamaya başladı. Yükseldikçe Van Gölünün üstünü kaplayan bulut denizini yırtarcasına göğe yükselen çevresindeki dağların manzarası ile uzaklardaki Ağrı’nın manzarası görülmeye değer. Bol bol fotoğraf çekiyoruz. Saat 08.15 sıralarında Ayna’yı tırmanmayı bitirmiş, külaha giden vadide yan geçişe başlamıştık. Saat 08.45 ve bizler külahın altındaki düzlüğe ulaştık. Burası 3650 metre ve mola veriyoruz. Bir şeyler atıştırıyoruz, dinleniyoruz.

Saat 09.00'da külahı tırmanmaya başlıyoruz. Külaha giden parkur dik ve çok fazla kar var. Zaman zaman dizlere kadar gömülüyoruz. Saat 10.00'da külahı tırmanışı bitirip, krater çanağına ulaştık. Burası 3950 metre yüksekliğinde ve Süphan zirve sağımızda, kraterin kuzeyinde yükseliyor ve bizler tüm tırmanış boyunca ilk kez bu noktada zirveyi görüyoruz. 10 dakika mola veriyoruz. Manzarayı seyre doyum olmuyor. Ağrı’nın ve Van Gölü’nün görünüşü muhteşem. Ağrı’yı ve Van Gölünü arkamıza fon edip, fotoğraflar çektiriyoruz.

Saat 10.15'de krater çanağından zirveye doğru hareketleniyoruz. Krater çanağını dolduran dev kayaların üzerini kapatan kar yığınlarından dolayı zaman zaman ayaklarımız kaya boşluklarına düşüyor. Bu bölgeleri yavaş ve dikkatle geçiyoruz. 10.35 sularında zirveyi oluşturan kaya kütlesinin altındayız. Kütleyi oluşturan kayaları dikkatle tırmanıp saat 10.45'de zirvedeyiz. Tırmanışa katılan 16 kişinin tamamı zirvede. Mutluyuz. Bizler de iki Madadost’lu olarak zirvedeyiz. Ancak zirve çok soğuk ve rüzgar var. Soğuğu çok şiddetli hissediyoruz. Fotograf çekmek için kalın eldivenlerimizi çıkardığımızda parmaklarımız anında donuyor. Bu koşullar altında çekebildiğimiz kadar fotoğraf çekiyoruz ve 11.10'da inişe geçiyoruz. Çıkış izlerimizi takip ediyoruz. Bu arada bazı arkadaşlarda yorgunluk belirtileri görülmeye başladı. Bizler önde hızla kamp alanına doğru ilerliyoruz ve 14.00 sularında kampa ulaşıyoruz. Yorgun olduğumuz için bugün kamptayız. Yarın sabah en geç saat 07.30'da çadırları toplayıp, Aydınlar’a inmeye karar veriyoruz. Ayakkabılarımızı çıkarmadan çadırın içine uzanıp dinlenmeye çalışıyoruz. Bu arada geride kalanlarda yavaş yavaş kampa gelmeye başladı.

Saat 16.00'ya doğru hafif hafif esen rüzgar yine fırtınaya dönmeye başladı. Yine çadırlara girme zamanı. Uyku tulumlarına giriyoruz. Biraz ısındığımızı hissedince, kar eritip, su ihtiyacımızı karşılıyoruz. Kalan yiyeceklerle karnımızı doyurmaya çalışıyoruz. Yine bütün gece fırtınanın uğultusunda, uyuyup uyumadığımızı anlamadan sabahı yapıyoruz.

05 Şubat 2013 Salı

Saat 06.00. Dışarıda halen fırtınanın uğultusu duyuluyor. Uyku tulumundan çıkıyoruz. Uyku tulumlarını torbalarına sokup, çantaya yerleştiriyoruz. Çadırın içine dağılmış malzemeleri ihtiyaç durumuna göre derleyip toparlıyorum. Kalan bir parça ekmek ve peynir parçası ile karnımızı doyurmaya çalışıyorum. Çadırın içini tamamen topladıktan sonra, çantayı dışarı alıyorum. Dondukları için ayakkabı ve tozlukları yine uzun mücadele sonucu giyebildim. Çadırın dışı her zamanki gibi çok soğuk ve dışarıda sert bir rüzgar esiyor. Bu koşullarda çadırı toplamak zor olacak. Önce tenteyi çıkarıp, sırt çantasının altında güvenceye alıyoruz. Sonra polleri söküyoruz ve katlayıp torbasına koyuyoruz. Artık sıra çadırın kazıklarını sökmeye geldi. Öncelikle rüzgarın ters yönündeki kazıkları kazma yardımıyla söküyoruz. Daha sonra çadırın üstüne çantayı koyup, rüzgar yönündeki kazıkları alıyoruz. Çadırı ve tenteyi olabildiğince uygun katlamayı çalışıyoruz ancak soğuk ve rüzgardan bu pek mümkün olmuyor. Toplanmış şekliyle çadırı sırt çantasının kenarına sabitliyoruz. Mat, çadır altlığı ve çadırın içinde kullandığım ince malzemeyi katlayıp, toplanmayı tamamlıyorum. Çadır toplama esnasında zaman zaman donan parmaklarımızı ısıtmak için eldivenlerimizi giyip, ellerimizi cebimizde ısıtmaya çalışıyoruz ve parmaklarımız biraz kendine gelince çadır toplamaya devam ediyoruz. Ardından Adil Abi’nin çadırını topluyoruz ve saat 07.15'de inişe geçiyoruz. Saat 09.15'de Kışkılı Köyündeyiz. Aşağılara indikçe rüzgar etkisini kaybetti ve bizler de üstümüzdeki parçaları tek tek çıkarıyoruz. En sonunda başımızdaki Madadost şapkalarını köylü çocuklarına hediye ettik. Saat 09.30'da köyden ayrılıp Aydınlar’a doğru hareket ettik. Yaklaşık bir saatlik iniş sonrası, Adilcevaz Belediyesinin bizi alması için gönderdiği midibüse ulaştık. Biz dağda iken Aydınlar Belediyesi elindeki kar küreme aracı ile Kışkılı Köyünün yolunu açabildiği yere kadar açmaya çalışmış ancak kar kalınlığından dolayı buradan sonrasını açmak mümkün olmamış.

Adilcevaz’da Süphandosk kulüp binasına ulaştığımızda saat 11.30 olmuştu. Adilcevaz’a ulaşır ulaşmaz Ankara’ya dönüş biletimizi alıyoruz. Otobüsümüz saat 14.30 da. Şehire iniyoruz. Karnımızı doyuruyoruz. Adilcevaz’ın meşhur cevizinden yapılmış ev yapımı ceviz reçeli ile karadut reçelinden alıyoruz ve kulüp binasına dönüyoruz. Duş alıp üstümüzü başımızı değiştiriyoruz ve saat 14.30'da Ankara’ya hareket ediyoruz. Rahat bir yolculuktan sonra saat 08.00 sularında sağ salim Ankara’ya ulaşıp, faaliyeti bitiriyoruz.

Yüksel ALPKAYA
10/02/2013 - Ankara

  • Etkinlik Fotografları