Gidengelmez Dağları Akdağ Zirve Tırmanışı (2345 mt) - 24 Kasım 2013

Konya’da yaşayan üyelerimiz Merve Aydemir ile Muammer Şen çiftinin nikahlandıklarını öğrendiğimizde; düğünlerine Kulüp olarak katılacağımızı söz verdik ve böylece Merve-Muammer çifti bizleri 23 Kasım’da yapacakları düğüne davet ettiler. Bizlerde Konya’ya gitmişken pazarı değerlendirelim dedik ve Kulübümüzün 2013 faaliyet programında yer almasına rağmen, faaliyet tarihinde benim rahatsızlanmam nedeniyle gerçekleştiremediğimiz Gidengelmez Dağları Akdağ zirvesi tırmanışını planlamaya başladık. 23 Kasım Cumartesi günü Konya’ya erkenden gidip, düğün saatine kadar Konya’yı gezme; akşam düğüne katılmayı planladık.

Böylelikle 23 Kasım cumartesi günü saat 10.00’da Maliye Bakanlığının önünden altı kişi Konya’ya hereket ediyoruz. Zeliha Hanım hızlı trenle gelip, sadece düğüne; Gülsen Hanım ise Eskişehir’den akşam saatlerinde Konya’ya gelerek hem düğüne hem tırmanışa katılacak. Rahat ve keyifli bir yolculuktan sonra saat 14.00 sularında Konya’ya ulaşıyoruz. Önce Mevlana Türbesi, daha sonra Şems Türbesi ve Alaattin Tepesi derken akşamı ediyoruz. Bu arada Zeliha Hanımla buluşuyoruz.

Geceyi Selçuk Üniversitesi kampüsünde bulunan Uygulama Oteli Misafirhanesinde geçireceğiz. Düğünden önce misafirhaneye yerleşiyoruz. Düğün hemen misafirhanenin yakınında bulunan Rixos Otelde ve saat 19.30 sularında düğüne katılıyoruz. Güzel ve eğlenceli bir geceden sonra saat 23.30 sularında misafirhaneye dönüp, sabah saat 04.00 hareket edeceğimizden en geç 03.30’da uyandırılmamızı tembihliyoruz.

Sabah saat 04.00’de herkes hazır. Öncelikle karnımızı doyurmamız lazım ve Eftal Beyin önerisiyle Konya’nın meşhur çorbacısı “Çorbacı Efe” ye gidiyoruz. Çorbacı Efe’nin dükkanı Şems’in Türbesinin yakınlarında ve sabahın o saatlerinde bile dolu. Çorbacı Efe farklı servisiyle insanı şaşırtıyor. Menüde yaklaşık 21-22 çorba çeşidi var ve masaya tüm çorbalardan tadımlık porsiyonlar geliyor ve kişi çorbaların tadına bakarak istediği çorbayı sipariş verebiliyor. Ayrıca çorbalarda çok leziz. Sıkı bir çorba keyfinden sonra saat 05.15 sularında Konya’dan Cevizli’ye hareket ediyoruz. Bizi yolda yoğun bir sis perdesi karşılıyor. Dikkatli gitmek zorundayız ve bu da bizi yavaşlatıyor.

Saat 08.00 sularında Cevizli’deyiz. Burada CAKUT’tan (Cevizli Arama Kurtarma Derneği) Harun ile buluşacağız. Harun bize rehberlik yapacak. Önce Jandarma’ya uğrayıp tırmanış için kayıt veriyoruz, daha sonra son eksikliklerimizi tamamlayıp tırmanışa başlayacağımız Cevizli’ye 5 km uzaklıktaki Susuzşahap Köyüne hareket ediyoruz. Tırmanışımıza Harun ile birlikte CAKUT’tan Baki Bey ile oğlu Fevzi ve Susuzşahap Köyünden Yusuf’da katılacak. Yusuf Fevzi'nin teyzesinin oğlu ve yıllarca bu dağlarda çobanlık yapmış. Hava açık ve tırmanış için ideal bir sıcaklıkta. Ancak Akdağ’ın zirvesi sislerle kaplı ve görünmüyor.

Susuzşahap’tan dağa doğru yöneliyoruz. İlk hedefimiz Öküzyaylası. Köyün çıkışında Melas Vadisi yürüyüş yollarını gösteren tabelalar var ve rota işaretlenmiş. Köy mezarlığının kenarından devam eden yolu izliyoruz. Bir süre sonra yol patikaya dönüyor ve dik bir tırmanış başlıyor. Meşe ve ardıç ağaçlarından oluşan ormanın içinden tırmanarak saat 10.30 sularında Öküzyaylasına ulaşıyoruz. Burada bir su kuyusu ve avcılar için yapılmış kulübeler var. Kısa bir dinlenme ve önümüzde uzanan vadide ilerlemeye başlıyoruz. Hava yavaş yavaş bozuluyor. Zaman zaman bir sis bulutu üstümüzü örtüyor. “Obruk” denilen bölgeye ulaşacağız ilk önce. Burası küçük bir yer altı mağarası ve magarada bölgedeki tek içilebilir su kaynağı bulunuyor. Herkesin yanında yeteri kadar suyu mevcut ve günler çok kısa ve mağaraya giriş ve çıkışın bize çok zaman kaybettireceği düşünerek burayı gezmeyi yaza bırakıyoruz ve zirveye döneceğimiz “Gedik” mevkisine doğru ilerliyoruz. Vadinin eğimi çok dik olmadığından yavaş yükseliyoruz ve yolumuz uzun.

Saat 12.30 ve biz Gedik’deyiz. Buradan sonra Tınaztepe’ye doğru iniş başlıyor. Ancak biz Akdağ zirveye döneceğiz. Sisten göz gözü görmüyor. Gedik’ten sağa doğru yükselen sırta doğru tırmanmaya başlıyoruz. Zemin kayalık ve kayaların yüzeyi sisin nemiyle tamamen ıslak, yüzeyleri bir bıçak kadar keskin. Sürekli yükseliyoruz. Zaman zaman hafifleyen sisten sağımızda solumuzda yükselen devasa kaya bloklarını farkediyoruz. Yaklaşık bir saatlik bir tırmanışatan sonra bir kaya bloğu yolumuzu kesiyor. Bloğun dibinde ise sanki sonsuza kadar derinliği olan bir obruk bizi bekliyor. Taş atıyoruz, düşme sesini duyamıyoruz. Kışın buralardaki bu obrukların üstü karla örtülünce dağa ava gidenler buralara düşüp kayboluyorlarmış. Zaten dağın adı da buradan geliyor.

Biraz dinlendikten sonra kaya bloğunun solundaki küçük bir geçitten blogun arkasına geçiyoruz ve nispeten daha rahat bir parkurda tırmanıyoruz. Daha sonra yukarıya doğru dik bir kaya parkurunu tırmanıp kayanın üstüne çıkıyoruz. Yine sırttayız ve ilerliyoruz. Yine bir kaya bloğu yolumuzu kesiyor. Geçiş noktası arıyoruz. Sol tarafımız tamamen uçurum, yukarıya ilerleyemiyoruz. Sağa doğru yatay bir kaya kulvarını takip ediyoruz. Kulvarın sonu yine uçurum. Ancak yukarıya doğru iki kayanın arasından yukarıya doğru yükselen bir yarığı gözümüze kestiriyoruz. Burada iki arkadaşımız yoruldukları için yukarıya devam etmek istemiyorlar ve beklemeye karar veriyorlar. Dikkatli bir şekilde yarığı tırmanıyoruz. Artık parkur tamamen ıslak ve keskin kayalardan oluşuyor ve dik bir şekilde yükseliyoruz.

Bir kayadan öbürüne tırmanırken sisten göz gözü görmüyor ve rüzgar içimize işliyor. Nihayet şiddetli rüzgar altında saat 14.30’da zirvedeyiz. Zirvede kalmak mümkün değil. Kısa bir kutlama ve fotoğraf çekiminden sonra, hemen inişe geçiyoruz. Yoğun siste kısa bir rota bocalaması ve GPS sayesinde doğru yolu bulma ve iniş. Saat 15.15 sularında arkadaşlarımızı bıraktığımız noktadayız.

Artık yorgunuz. Daha dikkatli iniyoruz. Çok dikkat etmemize rağmen zaman zaman kaygan taşların azizliğine uğrayıp, yerlere yuvarlanıyoruz. Düşüşlerimizde de dikkatliyiz ve herhangi bir zarar görmeden dik etabı geçiyoruz. Gedik’e indiğimizde hava kararmaya başlıyor. İlk hedefimiz Öküz Yaylasındaki avcı kulübeleri. Yemek molasını orada vereceğiz. Kafa lambalarımızı çıkarıyoruz ve vadiyi inmeye devam ediyoruz. Saat 17.45 sularında kulübedeyiz. Sabahtan beri ilk defa oturuyoruz ve çantamızda taşıdıklarımızı çıkarıp bir şeyler atıştırıyoruz. Bu arada Baki Bey Cevizli’yi arayıp, bizler için çorba ve yemek siparişi veriyor.

Saat 18.15 sıralarında tekrar hareketleniyoruz ve Susuzşahap’a doğru inişe geçiyoruz. Aşağılarda Cevizli ve Susuzşahap Köylerinin ışıkları görülüyor. Elinizi uzatınca yakalayacakmışcasına yakın duran köyün ışıkları indikçe sanki bizden uzaklaşıyorlar. En nihayet saat 19.30 sularında köyün dışındaki elektrik direğinin altındaki ışığa ulaşınca köye geldiğimizi anladık. Aracımız bizi bekliyor.

Çok yorulduk. Faaliyetimiz toplamda 11 saat sürmüştü. Hemen aracımıza atlayıp Cevizli'ye geliyoruz. Uygun bir yerde üstümüzü başımızı ve ayakkabılarımızı değiştirip, kasabanın tek küçük lokantasında bizler için hazırlanan çorba, yoğurt ve ızgara ile karnımızı doyuruyoruz. Daha sonra öğreniyoruz ki çorbayı Baki Bey kendi evinde yaptırmış, bize ikram edilen yoğurt ise kendi ineklerinden evde yapılan yoğurt imiş. Zaten lezzetinden belliydi ama bu kadar da misafirperverlik beklemiyorduk. Cevizli’liler misafirperverlikte sınır tanımıyorlardı.

Oysa bizim teşekkür etmekten başka yapabileceğimiz çok fazla bir şeyimiz yoktu. Teşekkür ederek ve gönlümüzün büyük bir parçasını Cevizli’de bırakarak Ankara’ya hareket ediyoruz. Gece saat 02.30 sularında sağ salim Ankara’ya ulaşıp faaliyetimizi bitiyoruz.

Yüksel ALPKAYA
Faaliyet Raportörü
15/12/2013 - Ankara

  • Etkinlik Fotografları