Medetsiz Tırmanışı - 23/24 Haziran 2012

Kulübümüzün Haziran ayı faaliyet programında yer alan ve 3524 metre ile Bolkar Dağlarının en yüksek noktası olan Medetsiz Zirvesi tırmanışı 23-24 Haziran 2012 tarihleri arasında toplam 19 kişilik bir grupla başarılı bir şekilde gerçekleştirilmiştir. 19 kişilik grup; 14 Madadost'lu ile birlikte, Konya'dan 1 ve Ankara'dan 4 misafirden oluşmaktaydı. Misafirlerimiz kendi araçları ile kampa ulaşıp, sadece bizimle birlikte tırmanış gerçekleştireceklerdi.

23 Haziran 2012 Cumartesi

Cumartesi sabahı 06.00 da Maliye Bakanlığının önünden hareket ettik. Rahat ve keyifli bir yolculuktan sonra Aksaray'da kahvaltı ve dinlenme molası ve sonrasında Darboğaz Kasabasına hareket ettik. Konya'dan gelecek sporcumuz Merve ve misafiri Nuri Bey ile burada buluşacağız. Saat 11.50'de Darboğaz Kasabasındayız ve Merve ve Nuri Bey bizleri bekliyor. Meydan Yaylasına hareket saatini 13.00 olarak belirledikten sonra, gruptakileri öğle yemeği ve eksikliklerini tamamlamaları için serbest bıraktık.

Saat 13.00 de meydan Yaylasına hareket ettik. Maden Köyü sapağını geçtikten sonra Bolkarlar bizi yükselen devasa kütlesi ve muhteşem görüntüsü ile karşılaşılıyor. Bolkarların zirvelerine bulutlar kümelenmiş ve görüntüsü heyecan verici. Herkesin talebi üzerine fotograf molası verildi ve bu görüntüyü fotografladık. 13.45 de ulaştığımız Meydan Yaylası araçla ulaşabileceğimiz son nokta. Malzemeler indirildi, çantalar denkleştirildi ve saat 14.00 de kamp alanı olan Karagöl'e hareket başladı. Yavaş bir tempoyla gruptakileri çok fazla yormadan-çünkü zaten yarın yeteri kadar yorulacaklardı- saat 15.00 de Karagöl'deyiz. Gölün doğu kıyısındaki yeşillikler üzerine çadırlarımızı kurduk. Bir gün önce şiddetli yağmur yağmış ve her yer ıslak. Çadırlar kurulurken doğudan ve güneyden kara bulutlar üstümüze toplanmaya başladı. Yağmur yağacağı kesindi. İlk defa buraya gelenler methini duydukları Çinili Gölü'de görmek istiyorlardı. Eğer yağmur başlarsa bu mümkün olmayabilir. Bu nedenle hızla çadırlar kuruldu ve Çinili Göle hareket edildi. Yolda kısa bir yağmur atıştırması ve arkasından esen sert bir karayel şiddetli bir yağmurun geleceğinin habercisiydi. Çinili Göle ilk ulaşanlar boğazdan esen şiddetli rüzgar ve yağmurdan korkup hemen kampa geri dönüşe geçerken, bizler -Engin Alkan-Z.Arif Ateş-Yüksel Alpkaya- gölün karşısına geçtik. Burası boğazdan uzak olduğundan rüzgar almıyor. Birde üstüne; kısa bir süreliğine de olsa güneş ışınlarını Çinili Gölün üzerine bırakınca Çinili Gölün turkuaz mavisi rengini görebildik. Bol bol fotograf çektik ve yağmura yakalanmamak için geri dönüşe geçtik. Kampa yaklaştığımızda yağmur atıştırmaya başladı ve yağmur hızlandıkça bizler hızlandık ve kampın ilk çadırı olan Bünyamin Bey ile Mustafa Beyin birlikte kaldıkları çadıra ulaştığımızda, artık yağmur iyice şiddetlenmişti. Hemen çadıra daldık, iyi ki dalmışız. İçerde neler yoktu ki. Sıcak çaylar, pastalar, börekler, çekme helva ve de kocaman bir karpuz. Bir an bu kadar malzemeyi nasıl taşıdıklarını düşünmeden edemedik. Biz yükümüz az olsun diye her şeyi gram gram hesaplarken, arkadaşlar neler getirmişler. İyi ki getirmişler ve zorunlu misafirliğimizde bizlere de ikram ettiler. Yalnız karpuzu zirve dönüşüne bıraktık.

Yağmur kesintisiz 2 saat sürdü. Bizler bir yandan yağmurun çadır tentesinde çıkardığı sesleri dinlerken, bir yandan da sohbet ediyoruz. Karagölün soğuk sularında yüzen Mustafa Bey sıcak uyku tulumuna girip, üstüne de yağmurun çadır tentesinde çıkardığı seslerin ahengine daha fazla dayanamayarak derin bir uykuya daldı. Yağmur dindiğinde ertesi sabah zirveye hareket saatini saat 02.30 olarak belirledik. Herkesin akşamdan çantasını ve sularını hazırlamasını tembihledik. Arkadaşlar gökyüzündeki kapkara bulutları görünce tırmanışımız esnasında yağmur yağması veya havanın sert olacağı tedirliğindeler. Kendilerine "merak etmemelerini, zirve tırmanışını yıldızların altında yapacağımızı" söylediğimde, bana inanmadılar. Herkes çadırlarına dinlenmeye çekildi.

24 Nisan 2012 Pazar

Gece saat 02.00. Çadırlardan yavaş yavaş sesler gelmeye başladı. Çadırın kapısını açıp gökyüzüne baktığımda, sanki yıldız denizinin altındayız. Hava sessiz ve durgun. Çok hafif bir esinti insanın yüzünü yalıyor. Kısa bir kahvaltı ve zirve çantasının hazırlanması, ardından çadırdan dışarı ilk adım. Herkesin uyanıp uyanmadığını kontrol edip, saat 02.30 a hazır olmaları konusunu hatırlatma.

Saat 02.30 herkes hazır. 19 kişiyiz. Grubun rehberliğini Şenol yapacak. Şenol ile konuşup mümkün olduğunca arkasındaki kişilerin temposuna göre hızı ayarlamasını vede kara girmemesini söylüyoruz. Yürüyüş başladı. Şenol'un başlangıçta kısa bir yönünü şaşırmasına küçük bir müdahalede bulunup, doğru rotaya yönlendiriyoruz. Grubun temposu iyi. Kimsede bir sıkıntı yok. Her saat başı 5'er dakikalık molalarla ilerliyoruz. Saat 05.30'da Koyunaşağı Geçidindeyiz ve etraf aydınlanmaya başladı. Geçidi geçmeden kısa bir molada yorulan kişileri dinlendiriyoruz ve devam. Geçitten sonraki sırta ciddi büyüklükte bir kar kütlesi var ve bizler hafifce aşağı kayıp, karın altından sırtın arkasına geçiyoruz. Burası eğimli bir plato gibi sanki. Tempomuzu koruyarak devam ediyoruz. Ancak Merve Hanım, Ahmet Bey ve Engin Bey'de hafif hafif sıkıntılar belirlemeye başladı. Platonun ortasında verdiğimiz molada Merve ve sıkıntılı arkadaşların çantalarındaki malzemeleri diğer arkadaşlara paylaştırıyoruz. Moladan sonra devam ediyoruz ancak Ahmet Bey ve Engin bey düzelmediler. Hava güzel. Onları dağın keyfini çıkarmaları ve dönüşte almak üzere bu noktada bırakıyoruz. 17 kişi devam ediyoruz. Platoyu aştığımız sırtta Konya'dan gelen misafirimiz Nuri Bey rahatsızlandı. Nuri Beyi'de yanına yeteri kadar su ve yiyecek vererek, dönüşte almak üzere bu noktada bırakıyoruz. Artık 16 kişiyiz. Medetsiz Zirvesi ileriye doğru boynunu uzatmış şekliyle karşımızda. Ama daha yolumuz var. Güneş iyice yükseldi. Sıcaklık arttı. Gruptakileri sık sık su içmeleri konusunda uyarararak zirve külahının altına geldik. Yavaş yavaş yükseliyoruz. Zirveye 50 metre kala, külahın ortalarında, Merve rahatsızlandı. Grup zirveye devam etti. Ben ve Bünyamin Bey, Merve'nin yanında kaldık. Merve'nin kendine gelmesi için uzunca bir süre mola verdik. Kendisini dinlendirdik. Merve iyice kendine geldiğinde yavaş yavaş zirveye devam ettik ve saat 10.00 da üç kişi zirvedeydik. Grup ise saat 09.30 da zirveye ulaşmıştı. Böylece tırmanışa katılan 19 kişiden 16'sı zirveye ulaşmış oldu. Zirveye ulaşan 16 kişiden tırmanışa Ankara'dan misafir olarak katılan Fatih ve Yasin Bey daha önce 3 defa zirveyi denemelerine rağmen, bizimle birlikte ilk kez zirveye ulaşmış oldular. Kutlamalar, tebrikler ve dinlenme faslı. Zirveden ayrılış saatini 11.00 olarak belirledik. Karnımızı doyurduk. Hava açık, manzara müthiş. Zirvenin keyfini çıkarıyoruz. İnsanlar mutlu.

Saat 11.00 dönüşe geçiyoruz. Dönüşümüzde önümüze bir grup halinde dağ keçileri çıkıyor. Fotograflıyoruz. Önce bıraktığımız yerden Nuri Beyi, daha sonra da Engin Bey ile Ahmet Beyi alıyoruz. Dinlenme kendilerine yaramış. Gayet iyiler. Yine 19 kişi olduk. Koyunaşağı Geçidine ulaştığımızda aşağıdan sis bulutları gelmeye başladı. Geçidi sisler içinde geçtik. Arada sırada molalar vererek saat 15.00 de sağ salim kampa ulaştık. Sorunsuz bir şekilde kampa ulaşmanın ödülü olarak Bünyamin Bey, buraya kadar taşıdığı karpuzu kesip, herkese birer dilimle ödüllendirdi. Kamptan ayrılış saatini 16.00 olarak belirledik ve herkes kısa bir dinlenmeden sonra çadırlarını toplamaya başladı. Ankara'dan gelen Fatih ve Yasin ile burada vedalaşıp ayrıldık.

Bu arada gökyüzünde yine yağmur bulutları toplanmaya başladı. Birkaç saat içinde yağmur geleceği kesindi.Toplanma işini hızlandırdık. Saat 16.00 da herkes hazır ve aracımızın bizi beklediği Meydan Yaylasına doğru inişe geçiyoruz. 16.45 de aracımıza ulaştık, eşyalarımızı yerleştirdik ve Konya'da gelen Merve Hanım ve Nuri Beyle vedalaşıp ayrıldık ve Ankara'ya doğru hareket ettik. Aracımıza binmemizle yağmur yavaş yavaş atıştırmaya başladı ve gittikçe şiddetlendi. Darboğaz'a geldiğimizde yağmur o kadar şiddetlenmişti ki, arabanın silgeçleri yetişemez hale gelmişti. Darboğaz'dan bir gün önce siparişini verdiğimiz ve buradan direkt olarak yurtdışına ithal edilen yörenin o meşhur kirazlarını bu yağmur altında zar zor alabildik. Herkes 2-3 er kg kiraz aldı ve artık yolcu yolunda gerek. Aksaray'da verdiğimiz yemek molasında; yemeklere saldırışımızı gören garson çoçuğun Ziya Beye söylediği gibi "abi kendimi soslasam, beni de yermisiniz?" sözü halimizi anlatan en güzel söz idi.

Saat 23.00 sularında sağ salim Ankara'daydık. Herkes yorgun ama mutlu ve huzurlu bir şekilde evlerine dağıldı.

Güzel ve başarılı bir faaliyetti. Külüp sporcuları ile katılan misafirlere gösterdikleri çaba ve uyum için çok teşekkürler.

Yüksel ALPKAYA
29 Haziran 2012 - Ankara

  • Fotograflar