Hasandağı-Melendiz Keşif Tırmanışı - 13/15 Agustos 2012

12 Ağustos Pazar günü Bünyamin Beyle yaptığımızbir telefon görüşmesi esnasında benim önerimle birdenbire, herkesin dağcılık yaşamı boyunca kuzey yönünden (Helvadere Kasabası tarafı) en az 5-10 kez tırmandığı Hasandağı’na; bu kez tırmanmak için pek tercih edilmeyen dağın güney yönünden (Keçikalesi Kasabası tarafı) tırmanmayı ve daha sonra da adını sürekli duyduğumuz, ancak henüz tırmanmaya zaman bulamadığımız Melendiz Dağlarının en yüksek noktasını keşfetmek için 13 Ağustos Pazartesi günü dağa gitmeye karar verdik.

13 Agustos 2012 Pazartesi-Hasandağı Büyük Zirve Tırmanışı

Bugün sabah saat 07.00 de özel araç ile Ankara’dan Aksaray’a hareket ettik. Aksaray’da verdiğimiz molada dağda ihtiyaç duyacağımız malzemeleri aldık ve karnımızı doyurduk. Dağda su bulunmadığından en az iki günlük su (kişi başı 6 şar litre; toplam 12 litre su) ve iki günlük gıdayı çantalara yerleştirdik. Daha sonra tırmanışa başlamayı planladığımız Niğde’nin Altunhisar ilçesine bağlı Keçikalesi Kasabasına ulaştık. Burası Niğde yolundan 3-4 km içeride küçük tepelerin arasına kurulmuş, şirin ve az da olsa tarihi kalıntıları olan 2200 nüfuslu bir belediyelik kasaba. Belediye önüne ulaştığımızda yol kenarında oturan kasabalılarla sohbet ederek, dağın bu yüzü hakkında bilgi almaya çalıştık. Herkes çok ilgili ve canı gönülden bilgi vermeye çalışıyorlar. Herkes traktörle Keçikalesi Yaylasına (yöre halkı bu yaylaya Kavak Yaylası demekteler.) kadar traktörle gitmemizi, oradan itibaren 4-5 saatlik bir tırmanışla zirveye ulaşabileceğimizi söylemekte. Traktörü nereden bulabileceğimizi sorunca “Belediye Başkanının bize yardımcı olabileceğini” söylediler. Başkan Beyi ziyaret edip Hasandağı’na tırmanmak için geldiğimizi anlatınca, Başkan bizimle ilgilendi ve Belediyenin şöförü İbrahim’e traktör ile bizi Kavak Yaylasına götürmesi için talimat verdi. Kasabada Belediye Başkanından, şoförüne veya bilgi sorduğumuz küçüklü büyüklü herkes çok ilgili ve yardımsever davrandı. Çay içtik “misafirden para alınmaz” deyip, para almadılar.

Saat 13.00 de traktörle Kavak Yaylasına hareket ettik. Yol bozuk ve hoplaya zıplaya saat 13.50 de yaylaya ulaştık. Traktörle yolculuk bizi bir saat dağa tırmanmış kadar yordu. Burada kısa bir hazırlık ve saat 14.00 de tırmanışa başladık. Çantalarımız su, yiyecek ve kamp malzemelerinden dolayı çok ağır ve bu durum tempomuzu düşürüyor. Yaylaya çıkarken traktör şöförü İbrahim “zamanında buralarda çobanlık yaptığını ve dağın bu yüzünde kayaların bir yerinde yarıklardan buharlar çıktığını” söyleyip yerini tarif etmeye çalıştı ancak bölgeyi bilmediğimizden neresi olduğunu pek anlamadık. Yaklaşık 2 saatlik bir tırmanıştan sonra bir kayanın üstünde verdiğimiz mola esnasında aşağımızda bulunan kayaların arasından dumanlar çıktığını farkettik. Buharlar 5-10 saniyelik periyotlar halinde dışarıya doğru püskürüyordu. Bilmeden İbrahim’in bize anlattığı bölgeye gelmiş ve mola vermiştik. Dikkatle bakınca en 15-20 yarıktan buharların çıktığını gördük. Heyecanlandık. Resimler çektik, videoya kaydettik. Buhar çıkan yarıklara elimizi soktuğumuzda, buharın sıcaklığı elimizi yakmakta, kayalar ateş gibi sıcak. Araştırılması gerek ama sanırım bölgenin altında sıcak su kaynağı var.

Tırmanmaya devam ediyoruz. Bölge çarşaklı ama biz mümkün olduğunca sağdaki büyük kayalıkları kullanıyoruz. Saat 18.00 sularında krater sırtına ulaşıyoruz. Küçük Zirve önümüzdeki kraterin karşı sırtında, tam önümüzde; Hasandağı’nın Büyük Zirvesi ise sağımızda yükselmekte. Sağa yöneldik ve saat 18.15 de Büyük Zirvedeyiz. Kısa bir dinlenme ve güneş batmadan yerleşmeye çalışıyoruz. Çadırlar için uygun yer bulundu, çadırlar kuruldu ve gün batımını Hasandağı’nın Büyük Zirvesinden seyretme şansına sahip olduk. Yemeğimizi yedik. Güneş etkisini kaybetmeye başlar başlamaz hava serinlemeye başladı. Çadırlara çekildik. Çayımızı içip, dinlenmeye çekildik. Amacımız sabah güneş doğmadan uyanıp, güneşin doğuşunu fotoğraflamak. (Gece saat 04.00 sularında çadırın dışına çıktığımda müthiş bir dingin hava ve gökyüzünde parlayan yıldızlar ve ovada ışık öbekleri halindeki yerleşim yerlerinin görülmeye değer manzarası ile karşılaştım.)

14 Agustos 2012 Salı-Hasandağı Küçük Zirve ve Küçük Hasandağı Zirvesi

Rahat ve güzel bir uykudan sonra uyandığımızda saat 06.00 olmuştu. Güneş dağların üstünde yükselmiş ve maalesef gün doğumunu kaçırmıştık. Yine de güneşin doğuşunu fotoğrafladık. Dağın batı tarafına geçtiğimizde Hasandağı’nın Aksaray ovasına yansıyan piramit şeklindeki gölgesi muhteşem bir manzaraydı. Sadece bu manzarayı görmek için bile dağda gecelemeye değer. Bu tarihi anın bol bol fotoğrafını çektik. Kahvaltımızı yaptık, çadırlarımızı topladık ve saat 08.25 de Büyük Zirveden, Küçük Zirveye hareket ettik. Kratere inip tekrar Küçük Zirveye ulaştığımızda saat 08.45 i gösteriyordu. Zirve defterine tırmanışımızı not ettikten sonra saat 09.00 da; karşımızda duran ve yıllardır tırmanmayı ihmal ettiğimiz 3071 mt yüksekliğindeki Küçük Hasandağı’na hareket ettik. Önce Hasandağı ile Küçük Hasandağı’nın birleştiği sırta doğru bayağı bir alçaldık. Daha sonra Küçük Hasandağı’na doğru tekrar yükselmeye başladık. Zirveye ulaştığımızda saat 11.50 idi ve bizler Küçük Zirveden buraya 2 saat 50 dakikada gelmiştik. Dinlendik, fotoğraflar çekildi ve 30 dakikalık dinlenme sonrasında 12.20 de Küçük Hasandağı zirvesinden ayrıldık uzun ve engebeli dağ geçişlerinden sonra 18.30 da Nigde ili Altunhisar İlçesine bağlı Ulukışla Kasabasına indik. Artık ayaklarımız isyan halinde. Kasabanın camisine gidip, ayakkabılarımızı çıkarıp ayaklarımızı 15 dakika suyun altında tutarak dinlendirmeye çalışıyoruz. Daha sonra kasabadan temin ettiğimiz bir araç ile aracımızı bıraktığımız Keçikalesi Kasabasına geldik. Ulukışla ile Keçikalesi arasına en az 25-30 km. Aracımıza ulaştığımızda yakındaki kahvedeki herkes bizimle ilgilendi, merakla neler yaptığımızı sorup öğrenmeye çalıştılar. Çay ısmarladılar, soğuk sular ikram ettiler ve ısrarla ödemek istememize rağmen para almadılar. Keçikalelilere teşekkür edip bir sonraki planımız olan Melendiz Dağı tırmanışı için Niğde’nin Çiftlik İlçesine hareket ettik.

Akşam 08.00 sularında Çiflik’e ulaştık. İlçenin meydanında açık bir kahvehaneye oturup, yöre halkından Melendiz Dağının en yüksek noktasının neresi olduğu ve nasıl tırmanılabileceği konusunda bilgi almaya çalıştık. Ancak söylenenler kafa karıştırıcıydı. Herkes farklı bir yer söylüyordu. Kimi “Sivritepe” nin, kimileri ise yöre halkının “Tayyunuz” diye isimlendirdiği dağın en yüksek nokta olduğunu söylüyordu. Daha sonra Niğde’deki dağcı arkadaşları arayıp, onlardan bilgi almaya çalıştık. Arkadaşlar Sivritepe ile Tayyunuz’un her ikisinin de Melendiz Dağlarının yüksek noktalarından olduğunu, ancak Tayyunuz’un daha yüksek olduğu bilgisini verdiler. Bu bilgilerden sonra bizde Tayyunuz’a tırmanmaya karar verdik. Çadır kurmak için çok geç kaldığımızdan geceyi Çiftlik Öğretmenevinde geçirdik.

Bu süreçte herkes bize yardımcı olmak için elinden gelen gayreti gösterdi. Kahvede konuştuğumuz Çiftlik halkı içtiğimiz çayların parasını “misafirden para alınmaz” deyip, kesinlikle ödememize izin vermediler. Öğretmenevinde duş alacağımız zaman, havlumuzun olmadığını söylediğimiz Öğretmenevi Müdürü İsmail Bey bizlere tertemiz iki havlu temin etti hemen. Türk halkının halen misafirperver bir millet olduğu ve misafirleri için elinden geleni yapmaktan çekinmediğini gerek Keçikale’liler; gerekse Çiftlik halkı bizlere öğretmiş oldu.

15 Agustos 2012 Çarşamba-Melendiz Güngörmez (Gündeğmez) Zirvesi

İyi bir uykudan sonra dinlenmiş olarak ve planladığımız şekilde saat 06.00 uyandık. Kahvaltı için açık bir yer aradık ama henüz İlçede her yer kapalı. Ancak kahvaltı malzememiz var ve bir fırından yeni çıkmış iki ekmek alıp, tırmanışa başlayacağımız Sultanpınar Köyü yoluna doğru yöneliyoruz. Ancak İlçeden ayrılmadan yol kenarında açık bir kahve gördük ve çayın da demlendiğini öğrenince burada kahvaltı yapmaya karar verdik. Bir çay tepsinin üzerine domates, salatalık, peynir ve zeytinleri koyup, sıcak ve mis gibi kokan ekmek ile kahveciyi de çağırıp, hep beraber güzel bir kahvaltı yaptık. Kahvaltıdan sonra tırmanışa başlayacağımız Sultanpınarı Köyüne hareket ettik. Köyde Çoban Mehmet’in yönlendirmesi ile Sultanpınarı Festival Alanının yolunu bulduk ve aracımızı uygun bir noktada bırakıp “Tayyunuz Dağına” saat 08.00 de tırmanmaya başladık. Yöre halkının sürekli en az 4 saatte tırmanılabileceğini söylediği “Tayyunuz” a ulaştığımızda saat 10.00 ve burası bizim hedeflediğimiz zirve değil. Karşıda çok fazla dik olmamasına rağmen daha yüksek noktalar görülüyor. GPS’de yükseklik 2600 görülüyor. Bizim hedefimiz ise 2960 metreye ulaşmak.

“Yöre halkının Tayyunuz diye isimlendirdiği yer 2600 metre yükseklikte üzerinde taşların yığılmasıyla yapay olarak oluşturulmuş bir tümülüsün bulunduğu bir tepe. Tümülüsün Roma döneminde bölgenin en yüksek dini görevlisi olan Tatianus’un ölümünden sonra bölgenin en yüksek noktasına gömülmeyi vasiyet etmesi üzerine oluşturulduğu söylenmekte. Tatianus’un tüm hazinesiyle buraya gömüldüğünün rivayet edilmesi, burayı define avcılarının hedefi haline getirmiş ve Tümülüs define arayıcıları tarafından delik deşik edilmiş.”

Burayı fotoğrafladıktan sonra önümüzdeki tepeye doğru hareketleniyoruz. Biraz iniş ve biraz daha fazla yükseliş ve bu şekilde en az üç kez inip tırmanmadan sonra karşımızdaki en yüksek noktaya ulaştığımızda saat 12.10 u göstermekte. Artık en yüksek noktadayız ve GPS 2960 metreyi göstermekte ve daha sonra öğreniyoruz ki burayı yöre halkı Gündeğmez veya Güngörmez diye isimlendirmekte. Tepenin ardı uçurum ve arkada solumuzda Bor tarafına doğru Karanlıkdere diye isimlendirilen vadi; sağımızda ise Altunhisar tarafına doğru Azbuzun Vadisi görülmekte. Sağımızda ve solumuzda tırmanılabilecek hemen hemen aynı yüksekliğe sahip olduğunu düşündüğümüz bir çok nokta bulunmakta. Melendiz Dağlarının en yüksek noktasına ulaştığımızı belgelemek amacıyla fotoğraflar ile GPS’de görülen yüksekliğin de fotoğrafını alıyoruz. Çok fazla yolumuz var ve biz daha Ankara’ya döneceğiz. Bu yüzden zirvede çok fazla zaman kaybetmiyoruz ve 12.30 da Melendiz Çayının kaynaklarından biri olan Sultanpınarı Suyunun çıktığı vadiye doğru inişe geçiyoruz. Dik ve uzun bir inişten sonra vadi tabanına ulaşıyoruz ve derenin kenarındaki patikadan devam ediyoruz. Hava sıcak anacak derede akan suyun sesi bizi rahatlatıyor. Üç günlük dağ faaliyeti esnasında, sadece bu vadide yabani hayatı hatırlatan bir kartal, bir tilki ile küçük bir yılan yavrusu görüyoruz. Bunun dışında başka hiçbir yerde herhangi bir yabani yaşamı hatırlatan hayvan göremedik. Bu durum tabii ki bizi çok üzdü.

Aracımıza bir saatlik mesafede, yöre halkının bir kayanın altından çıktığı için “Kayacınıneşme” diye isimlendirdiği ve Melendiz Çayına ciddi olarak su veren kaynağın, Sultanpınarı deresiyle birleştiği noktada bir çoban ailesiyle karşılaştık. Sultanpınar Köyünden Hıdır-Münevver GÜNEŞ çifti iki oğullarıyla birlikte buraya çadırlarını kurmuşlar ve çobanlık yapmaktalar. Hemen bizi misafir ettiler. Koyun yoğurdu ve yufka ekmeklerini önümüze serdiler. Çay demlemeyi teklif ettiler. Kendilerine misafirperverlikleri karşısında verebileceğimiz çok fazla şeyimiz yoktu. Çantamızdaki tüm abur cuburu çocuklara bırakıp devam ettik. Saat 16.30 da aracımızın yanındayız. Faaliyetimiz toplamda 8,5 saat sürdü. Ancak üç günlük bir tırmanış maratonundan dolayı bayağı yorulduk ama mutluyuz.

Daha Ankara’ya ulaşacağız. Çiftlik’e inip, bize yardımcı olan Murat TEKİN'e veda edip devam ediyoruz. Saat 22.00 de Ankara’ya geldik ve sağ salim faaliyetimizi tamamlamış olduk.

Yüksel ALPKAYA
17 Ağustos 2012 - Ankara

  • Fotograflar