Tokalı Kanyonu ve Akdag Zirve Tırmanışı - (17-18 Eylül 2011 Sandıklı-Afyon)

17-18 Eylül 2011 tarihlerinde Tokalı Kanyon Geçişi ve Akdağ Zirve Tırmanışı için Afyon-Sandıklı'daydık. Bireysel geçişler dışında Kulüp olarak ilk resmi kanyon geçişini gerçekleştirecek olmamız bizim açımızdan önemliydi. Kanyondan sonra ertesi gün Akdağ Zirve Tırmanışını da faaliyet programına koyarak iki gün içinde iki ayrı faaliyetle kondüsyonumuzu ölçmek istedik. Faaliyet ilana çıktığı andan itibaren yoğun ilgi gördü. Önceliğimiz tabii ki Kulüp sporcularımız oldu ve aracımız 16 Eylül 2011 Cuma günü gece yarısı saat 01.00 de Maliye Bakanlığının önünden 15 kişilik bir grupla Sandıklı'ya doğru hareket etti. Saat 04.45 sıralarında Afyon'a ulaştık ve AFDOS kulüp binasında bizi bekleyen ve Kanyon Geçişi ve Akdağ tırmanışında bize rehberlik edecek Mithat ŞENER ile buluştuk. Kısa bir ön görüşme ile nasıl program uygulacağımız kararlaştırdık. Eksik kaskları tamamladık ve Sandıklı'ya hareket ettik. Sandıklı'nın girişinde verdiğimiz molada kahvaltımızı yapıp eksikliklerimizi tamamladık. Kahvaltıdan sonra Sorkun Kasabasına, oradan da Akdağ Milli Parkına doğru hareket ettik. Sorkun'dan sonra yol stabilize olduğundan Kocadere Kamp alanına ulaşmamız epeyce zaman aldı. Yolun bazı bölgeleri kötü olduğundan araçtan inip yürümek zorunda kaldık. Her yerde yılkı atlarını görmek mümkün. Sabahın erken saatlerinde otlamaya çıkmışlar. Çam ağaçlarıyla çevrili düz bir alan kamp alanına ulaşmamız saat 09.00 u buluyor. Araçtan eşyalarımızı indirdikten sonra, saat 10.00 da kanyona hareket edileceği duyurusunu yaptıktan sonra herkes çadırlarını kurmaya koyuluyor.

Kampta Madadost'tan 15, Afdos'dan da 2 kişi olmak üzere 17 kişiyiz. Kanyon geçişine kamptaki herkes katılacak. Saat 10.10 da 17 kişi kanyona doğru hareket ettik. Yarım saatlik yoldan yaptığımız yürüyüş sonunda Akçay ile Karanlıkdere'nin birleştiği ve kanyona yöneldikleri noktadan dereye indik. Artık doğanın kucağındayız ve manzara çok güzel. Devasa çamlarla çevrilmiş ve kenarları gittikçe yükselen bir vadide yürüyoruz. herkes güzellikleri fotograflamaya çalışıyor. Ancak bu durum grubun temposunu düşürüyor. Daha kanyona 1,5-2 saatlik bir yolumuz var ve bizler kanyonda Tokaya ulaşmak istiyoruz. Tempomuza artırdık ancak yol üzerinde gördüğümüz Kızılcıkların tadına bakmadan geçemedik. İlk molayı verdiğimiz yerde oluşan havuzda küçük Deniz ve Mertcan yüzme antremanı yaparak suyun soğukluğunu denediler ki, suyun gerçekten soğuk olduğu dudaklarının morarmasından belli oldu.

Küçük bir parantez: Deniz 12 yaşında, ele avuca sığmaz bir çocuk. Ertesi gün okulu açılacağından babası son tatil günü beraberinde Denizi'de getirmiş. Deniz canavar gibi, hoplayıp zıplıyor. Ancak tedirgin oluyoruz. Ayağı kayacak, burkulacak, kendisine zarar verecek. Ben Deniz duymayacak şekilde babasından Denizi uyarmasını rica ettiğimde; Salim Bey "Yüksel Bey, Deniz'de yavaş yavaş büyümenin getirdiği asilikler başladı ve benim sözümü pek dinlemiyor. Benim yerime grup lideri olarak siz uyarın" diye rica edince, ben birkaç kez "Deniz grubun sırasını bozma, bastığın yere dikkat et, hoplayıp zıplama" diye uyardım. Deniz'in bu uyarılara bozulduğunu, istemeye istemeye de olsa uymaya çalıştığı davranışlarından anlıyorduk.

Yukarıda verdiğimiz molada Deniz yüzmüş ve büyükçe bir kayanın üzerine uzanmış ısınmaya çalışıyor. Mola bitti, artık devam edeceğiz ve ben gruptakilere hazır olmaları konusunda uyarırken, gayri ihtiyari Deniz'e de "Deniz" diye seslendim. Deniz benim kendisine seslendiğimi duyunca yavaşca doğruldu ve bana doğru "gene ne yaptım yaa. Sadece burada yatıyorum" deyince bizler gülmekten koptuk. Demek ki ben her Deniz diye seslendiğimde kendisini uyarmışım ki, artık Deniz dolmuş ve yine Deniz diye seslendiğimde de patlamış.

Saat 13.00 sularında Kanyonun girişindeyiz. Çantalarımızı, kuru giysilerimizi ve yedek ayakkabılarımızı burada bırakıyoruz. Artık ıslanma zamanı ve ve herkes üzerini değiştiriyor. Kanyonda herkesin kasklarını takmasını zorunlu kıldık. Ayrıca yukarıdan taş düşme riskine karşılık çok yüksek sesle konuşulmamasını gerektiği konusunda uyarılarda bulunduk. Kanyona girer girmez bir havuz var ve cesaretli olanlar havuza doğru yöneldi. Ancak bir kaç adım sonra suyun soğukluğundan dolayı geri kaçmaya çalıştılar. Ama kaçış yok. Kanyonu geçeceksek bir şekilde ıslanacağız. ya şimdi ya da bir kaç dakika sonra. Buz gibi suya girmek ve alışmak kolay değil. Yavaş yavaş herkes önce dizlere, sonra bele, daha sonra boyuna kadar suya daldı. Artık tamamen ıslandık ve kanyon boyunca bir havuzdan öbürüne bazen yürüyerek, bazen yüzerek, bazen kayalardan sulara atlayarak devam ettik. Fotoğraf makinaları su geçirmez torbalarda, fırsat buldukça ellerimiz titreyerek makinaları çıkarıp bu anları ölümsüzleştirmeye çalışıyoruz. Herkes birbirine yardım ediyor. Çoğu boyu geçen havuzlarda erkekler suyun içindeki taşlara dikilip diğer arkadaşların geçişine destek oluyor. Ama sürekli suyun içinde kalmaktan grubun tamamının vucut ısıları düşmeye başladı görülüyor. Titriyorlar ve dudakları morarmaya başladı. kanyonun güneş olan küçücük bölgeleri bizim için en konforlu yerler haline geliyor. Buralarda birazcık olsun ısınmaya çalışıyoruz ama daha sonra suya girmek daha zor oluyor. Ama gruptaki herkes bir yandan titriyor, bir yandan da kahkahalar atıyorlar. Kimsenin şikayetçi olduğu yok.

En sonunda Toka'dayız. Toka kanyonun iki duvarının arasına yukarıdan yuvarlanıp sıkışıp kalmış kocaman bir taş kütlesi ve inanışa göre "altından geçerken tuttuğun dilekler gerçekleşirmiş" Altından geçmek.... yani yaklaşık 20-25 metre uzunluğunda, derinliği boyu geçen daracık iki kaya arasında oluşan havuzu geçmek. Nasıl geçilir? Tokanın altından karşıya geçtiğinde kanyon sona erecek ve ödül olarak orada güneşin sıcak yüzünü gösterdiği bir bölge var ve ısınacağız. Herkes karşıya geçmek istiyor. Ama gerek suyun soğukluğu, birde havuzun derinliği ve uzunluğuna kişilerin yorgunluğu da eklenince birkaç arkadaş geçmekten vazgeçiyor. Diğerleri bir şekilde karşıya ulaşıyor. Ancak şartların zorluğundan tokanın altından geçerken sanırım hiç kimsenin aklına dilek tutmak gelmiyor.

Kanyona gelirken sıcaktan bizi bunaltan güneş şimdi bizim için büyük bir ödül. Güneş sıcaklığı ne güzelmiş. Uzanıyoruz ve üzerimizdeki ıslak giysileri ve ayakkabılarımızı çıkarıp çoraplarımızın ve giysilerin suyunu sıkıp tekrar giyiyoruz. Birkaç arkadaşın güneş altında da olsa hareketsizlikten titremeye başladığını görünce, güneş keyfini sonlandırıp geri dönüşe geçiyoruz. Tokanın girişine bir kaç adım kala önümüzde yürüyen Salim Beyin tepe taklak yuvarlandığını ve kaskının fırladığını gördük. Hemen yanına koştuğumuzda "ayağını yanlış basmasından dolayı yuvarlandığını ve önemli bir şeyin olmadığını; ancak kafasının taşa geldiğini kaskın bu yüzden fırladığını, eğer kask olmasaydı önemli hasarlar oluşabileceğini" söyledi. Bu küçük kazada bile kaskın ne derece önemli olduğunu anlamış olduk.

Tekrar Tokanın altından geçip, geri döneceğiz. Teker teker, titreye titreye geçiyoruz. Artık insanlar gülemiyor ama yine de herkes kendi durumuna bakmadan birbirine yardım etmek için olaganüstü çaba gösteriyor. Gelirken geçtiğimiz yerleri geri dönerken tekrar geçiyoruz. Nihayet titreye titreye kanyonu bitiriyoruz. Bu esnalarda insan sanki hiç ısınmayacakmış gibi zannediyor. Ancak burada ıslak giysileri çıkarıp çantalarımızdaki kuru giysileri, çorapları ve ayakkabılarımızı giyince kendimize geliyoruz. Kuru giysilerin ne konforlu ve rahat olduğunu anlıyoruz. Kanyon girişinde toplu olarak Kulüp flamaları ile fotograflarımızı çektik ve geri dönüşe geçtik. Yavaş ve dikkatli bir şekilde yürüyüş tempomuzu bozmadan iki derenin birleştiği noktaya ulaştık. Artık yarım saatlik yolumuz kaldı. Burada biraz dinlendikten sonra kampa doğru hareketlendik ve saat 18.10 da sabah kamptan ayrıldıktan 8 saat sonra tekrar kampa dönmüş olduk.

Herkes çok yorgun ve acıkmış durumda. Akşama kamp ateşinde sucuk ve toprak güveçte pilav partisi var. Gelen herkes çadırına dinlenmeye çekiliyor. Ancak proğramda kampa 15 dakiakalık uzaklıktaki doğal yapısı bozulmamış Kurtini magarasının gezilmesi var. Saat 19.00 da magaraya gelmek isteyenler için hareket saati belirledik. Saat 19.00 da 17 kişiden ancak 9 kişi magaraya gelmek istedi. Hava kararmaya başlamasına rağmen kafa lambalarını eşliğinde 9 kişi 400 magaranın rahatca ulaşılabilen 400-450 metrelik kısmını gezebildik. Henüz doğallığı bozulmamış magarayı ziyaret eden magandalar binlerce yılda oluşmuş kireç taşlarının üzerlerine isimlerini yazmayı ihmal etmemişler. Dışarıya çıktığımızda ortalık iyice kararmıştı.

Kampa dönerken yol kenarlarında bulduğumuz odunları toplayarak kampa ulaştık. Kamptaki arkadaşlar topladıkalrı odunlarla kamp ateşini yakmışlar. Üzerine çay için kara güğümüzü de koyduk. Herkes toplanınca yiyecekler ortaya çıkmaya başladı. Yaprak sarmaları, börekler, çörekler. Ancak ateşin üzerine konulan sucukların kokuları gökyüzüne yayılırken, sanırım bütün gün aç kalmış bizler gibi ormandaki ev sahibi hayvanların da ağızlarının suyunun da akmasına neden olmuştur. Herkes ekmek arası sucuklara saldırırken; toprak kapta yaptığımız tereyağlı, domates-biberli pilavın lezzetini göz ardı ettiler ve de pişman oldular. Herkes ekmek arası sucukla tıka basa karnını doyurduktan sonra odun ateşinde pişen pilav yenilebilir kıvama gelince, kimsenin midesinde pilav yiyecek boş yer kalmamıştı. Bu yüzden sadece sucuk sevmeyen bir kaç kişi piştiği anda bu pilavdan yeme şansına sahip oldu ve yiyen herkes lezzetine 10 üzerinden 10 puan verdi.

Günün yorgunluğu, insanların karnının doyması ve üstüne ateşin üzerinde fokurdayan kara güğümün suyu ile demlenmiş bir kaç bardak sıcak çay, insanların gözlerinin erken kapanmasına yol açtı. Herkes yavaş yavaş çadırına çekilmeden önce ertesi gün yapılacak Akdağ Zirve Tırmanışına katılacakların sabah saat 04.30 da hazır olmaları gerektiğini hatırlattık.

Küçük bir parantez. Çadırıma doğru yöneldiğimde saat 22.15 di. Çadırıma girdiğimi ve uyku tulumunun içine kıvrıldığımı hatırlıyorum sadece. Uyumuşum ve film koptu.

Gözümü açtığımda saat 03.00 idi. Uyku tulumunun içi sıcacık, canım kalkmak istemiyor. Bunlar düşünürken tekrar kendimden geçmişim. Dışardan gelen seslerle tekrar gözümü açtığımda saat 03.45 di ve Veli bana sesleniyordu. "Yüksel abi, çadırlarda hiç hareket yok. Daha kimse uyanmamış" Veli'ye her çadıra ulaşıp, tırmanışa gelip gelmeyeceklerin teyidini almasını istedim ve istemeye istemeye uyku tulumundan çıktım. Tırmanışta giyeceğim giysileri üzerime geçirdim, çantamı hazırladım, bir kaç lokma ile kahvaltımı yapıp çadırdan dışarı çıktım. Dışarının serinliği beni kendime getirdi. Ay ışığı her tarafı aydınlatıyor. Tırmanışa katılacakların çadırları yavaş yavaş hareketlenmeye başlamış. çadırlarda işini bitirenler yavaş yavaş dışarıda toplanmaya başladı. Tırmanışa 9 kişi katılıyor. Diğer arkadaşlar yorgunluğa teslim olmuş durumdalar. 04.30 da tırmanışa katılacaklar hazır ve şöförümüzü uyandırıp, bir gün önce yürüdüğümüz Akçay ile Karanlıkderenin birleştiği yere kadar bizi götürmesini istiyoruz. Saat 05.00 aracımızdan iniyoruz. Bir süre orman yolunu takip ederek dağa yaklaşmaya çalışıyoruz. Rotamızı bir süre sonra ormanın içine çevirip, yükselmeye başladık. Kıştan yıkılan devasa çam ağaçları patikaları kapattığından zaman zaman patikaları kaybediyoruz. Sürekli ormanın içindeyiz ve ağaçlardan dağı göremiyoruz. Gün ağarırken yükseldiğimiz tepeden yavaş yavaş doğmaya başlayan güneşin Akdağ'ın kıraç tepelerine aydınlattığını gördük. Tekrar dereye inip, karşıya dağın ana kütlesine tırmanmaya başladık. Yürüyüşümüze karşı tepelerdeki erkek geyiklerin sesleri-böğürmeleri- eşlik ediyor. Görmek için sessiz hareket ediyoruz. Zirvenin çıplak kütlesine doğru tırmanırken en az 6-7 geyiklik bir sürünün tepeden salına salına öbür tepeye doğru uzaklaştığını seyrettik.

Bu arada güneş yükseldi. Suyumuz azaldı. Grubun temposu önceki günün yorgunluğundan dolayı iyice düştü. Ağıllar denilen yerden suyumuzu tamamlayıp, birazcık dinlenmemiz lazım. Ağıllara ulaştığımızda mola verdik, sularımızı doldurduk. Ancak buradaki suyun çok azaldığını gördük. Moladan sonra yavaş yavaş zirveye doğru yükselmeye başladık. Saat tam 11.30 de tırmanışa başladıktan 6,5 saat sonra zirveye ulaştık. Zirvede kocaman bir türk bayrağı dalgalanıyor. Hava açık ve manzara bu kadar yorgunluğa değer. Altımızda çamlarla kaplı Akdağ Tabiat parkı, Çivril Gölü ve Işıklı Gölü ile karşımızda Murat dağları. Uzakalarda her zaman yanından aracımızla geçtiğimiz Acıgöl. Yorulduk ve rahat hareket ediyoruz. Zirve tebrikleri ve fotograf çekiminden sonra dinlenmeye çekildik. Çantamızdaki yiyecekleri atıştırıp güç toplamayz çalışıyoruz. Zirve defterini de yazdıktan sonra saat 13.00 de zirveden inişe geçiyoruz. İniş daha zor. Sıcağın ve yorgunluğun da etkisiyle tempomuz iyice düştü. Ama acele etmiyoruz ve dikketli bir bir şekilde inmeye devam ediyoruz. Saat 15.00 sularında ormanın ilk ağaçlarına ulaşıyoruz ve güneşin etkisinden kurtuluyoruz. Verilen moladan sonra inişe devam. Zaman zaman sanki yol hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor insana. Arkadaşlar iyice yoruldular ve bunaldılar. Saat 16.30 sularında orman yoluna inmiştik. Buradan itibaren yarım saatlik yolumuz kalmıştı. Son bir gayretle yürüyüşe devam ettik. Saat 17.10 sıralarında herkes kampa ulaştığında bitkin haldeydi.Tırmanış tam 12 saat sürmüştü ve kampa ulaşan kendini çadırına atıp biraz dinlenmeye çalışıyordu.

Kamptan ayrılış saatini 18.30 olarak belirledik. Mithat abinin getirdiği karpuz bize ilaç gibi geldi. Birazık kendimize geldikten sonra çadırlarımızı topladık ve arabaya yerleştirdik. yanımızda getirip artan yiyecekleri orman işçilerine verdik. Mithat abiye teşekkür edip, Ankara'ya dönüşe geçtik. Konya'dan gelip bize katılan Merve'yi Afyon Otogarında Konya'ya gitmek üzere bıraktıktan sonra, saat 01.00 sıralarında sağ salim Ankara'ya ulaştık.

Çok yorucu ve yıpratıcı bir faaliyet olmasına rağmen sıkıntısız ve sorunsuz bir şekilde etkinliğimizi tamamladık. Faaliyete katılan herkes birbirine yardımcı olmak için elinden gelen herşeyi yaptı. Madadost'lu olmanın güzelliği sanırım bu.

Tüm katılımcılara çok teşekkür ederim.

Katılanlar
1.Deniz KOÇ - 12 yaşında-(Kanyon)
2.Salim KOÇ - (Kanyon)
3.Esin ÖZMEN-(Kanyon)
4.Ahmet ÖZMEN-(Kanyon)
5.Şenay GÜLMEZ-(Kanyon)
6.İsmail GÜLMEZ-(Kanyon)
7.Zeliha ERCAN-(Kanyon)
8.Ayşegül ALTIOK-(Kanyon-Zirve)
9.Engin ALKAN-(Kanyon-Zirve)
10.Veli GÜNGÖR-(Kanyon-Zirve)
11.Merve AYDEMİR-(Kanyon-Zirve)
12.Reha BAHTİYAR-(Kanyon-Zirve)
13.Mertcan DENİZ-(Kanyon-Zirve)
14.Çiğdem DEMİRÇİVİ-(Kanyon-Zirve)
15.Yüksel ALPKAYA-(Kanyon-Zirve)

  • Kanyon Fotografları
  • Zirve Fotografları