Hasandağı Tırmanışı - 02 Temmuz 2011

02 Temmuz 2011 Cumartesi günü sabaha karşı Ankara'dan hareket edip, saat 8.00 de başlamayı planladığımız Hasandağı Tırmanışına bir saatlik gecikme ile saat 09.00 başlayabildik. Yaklaşık bir buçuk aydır herhangi bir faaliyete katılamayan bizler, bu tırmanışta vucudumuzun vereceğini tepkiyi merak ederek, tırmanışa başladıktan yarım saat sonra bizi zorlu bir yolculuğun beklediğini anladık. Çünkü bacak kaslarımız bir türlü ısınmıyor ve çok kısa aralıklarla molalar vermek zorunda kalıyorduk. Bu molalarda ise daha önceki tırmanışımızdan ders çıkardığımızı kanıtlarcasına yememize içmemize son derece dikkat ediyor, sürekli bir şeyler tıkınıyorduk.

Yaklaşık bir buçuk saat sonra bacak kaslarımız ısınmış ve tırmanış biraz daha kolaylaşmıştı. Bu 1,5–2 saatlik yürüyüşte yaz tırmanışının daha kolay olduğunu savunan biz, kayaların arasında çekirge gibi zıplamak zorunda kalınca, en azından bu kısımlar için karın üzerinde gitmenin daha kolay olduğunu anlamaya başlamıştık. Yaklaşık 3,5 saat sonra önceki tırmanışta çığ akıntılarını gördüğümüz bölgeye ulaşmıştık. Burayı geçtikten sonra önümüzde yükselen vadiden tırmanmaya başladık. Yanlış rotadan gitme ihtimaline yer vermediğimiz için yabancı gelen her kaya parçasını zihnimizde bir yerlere oturtmaya çalışıyorduk. İlk defa gördüğümüz koca koca kayaları önceki tırmanışta kar altında kaldığı için göremediğimizi düşünüyorduk. Grup olarak bir liderin arkasında tırmanmanın verdiği rahatlıktan veya yorgunluktan olsa gerek ilk tırmanışımızda geçtiğimiz yerlere çok fazla dikkat etmediğimizi fark ettik. Ancak şimdi geçtiğimiz her kayayı, dönemeci zihnimize kazıyarak devam ediyorduk.

Kendi seçtiğimiz rotada, çıkış yolu karla kaplı olduğu için hemen sol yanındaki karsız alan olan kayalıkların üzerinden tırmanmak zorunda kaldık. 1 – 1,5 saat tırmandıktan sonra çok sık mola vermeye ve yavaş yavaş geri dönme hayalleri kurmaya başlamıştık. Ancak kayalık bir alandan çıktığımız için aynı yoldan geri dönmenin imkânsız olduğunu anlamıştık. Dolayısı ile geri dönebilmek için de önümüzdeki tepeyi aşmamız gerekiyordu. En azından daha önceki tırmanışta çıktığımız yere kadar çıkalım istiyorduk ama bir türlü fotoğraf çektirdiğimiz yeri bulamıyorduk.

Yaklaşık 5 saat 45 dakika sonra en azından eve dönüşü garantilemiş, önümüzdeki tepeyi aşmıştık. Tepeyi aştığımızda krateri görünce garip duygulara büründük. nerye çıkmıştık biz? Zirve neredeydi?. İçinde bulunduğumuz durumu tespit etmesi için hemen o sırada Sütdonduran Rotasından Erciyes tırmanışınını yapmakta olan Yüksel Beyi aradık. Yüksel beyin cevabıyla klasik rota yerine, Madadost olarak Mavi Rota olarak isimlendirdiğimiz rotadan tırmandığımızı; fakat zirvede olduğumuzu, ancak küçük zirve için bir 10 dakikalık yolumuz kaldığını öğrendik. Yüksel Beyin yönlendirmesi ile saat 15.00 civarında Hasandağının Zirvesinde idik. Zirvede olmanın verdiği heyecan, ayrıca bu tırmanışı bireysel olarak gerçekleştirmiş olmanın gururu da eklenince “anlatılmaz, yaşanır” türünden duygular yaşadık. Yemeğimizi yedikten ve zirve defterini büyük bir itina ile doldurduktan sonra yine Yüksel Beyin tarifi ile klasik rotadan dönüşe geçtik.

Karanlığa kalmadan inmemiz gerektiğinden koşar adımlarla ilk tepeyi indik. Tepeyi indikten sonra karşılaştığımız karla kaplı dönüş rotası başta bizi biraz endişelendirdi. Ancak tırmanış sırasında yaptığımız küçük kar geçişlerinin verdiği güvene dayanarak (aldanarak) ve karsız rotanın çok uzak bir mesafeden başlamasından dolayı kardan inmeye karar verdik. İniş dik ve kar yumuşamamış, ayakkabılarımız normal yürüyüş ayakkabısı, kazma ve krampon yok. Sonuç; ikinci adımda ben (Ahmet) dengemi kaybettim ve kaymaya başladım. Yaklaşık 40 metrelik kar parkurunda 3 defa batonla durma girişimim kayalıklara çarpmamla son buldu. Tarif edilemez duygularımız ikimiz açısından da devam ediyordu. Hemen hasar kontrolü yaptım. Devam edemeyeceğim bir hasar olmadığını anladığımda eşimi sakinleştirmeye çalışarak yanıma gelmesini bekledim. Kayalıklardan uçarcasına neredeyse benden daha hızlı bir şekilde aşağıya inmişti. Yaptığı muayene sonunda çok fazla bir hasarım olmadığını görünce inişe devam ettik.

Kar geçişlerinden bu şekilde geçmenin riskli olduğunu tecrübe ile anlamıştık. Dolayısı ile en güvenli yoldan uzun sürmesine razı olarak yaklaşık 5,5 saatte, saat 19.45 civarı; güneş gözlüğümü ve fotoğraf makinemin objektif kapağını Hasan Dağına hediye olarak bıraktıktan sonra Karbeyaz Otele gelmiştik. 15 dakikalık dinlenme ve giyim kuşam molasından sonra Hasan Dağı tırmanmış olmanın verdiği güzel duygularla arkamıza bile bakmadan kaçtık. ?

Teşekkür:

• Öncelikle Yüksel Beye tırmanış öncesi verdiği cesaretten ve bilgilerden, tırmanış sırasında sürekli arayarak durumumuzu takip etmesinden dolayı,

• Sonrasında Fenerbahçe taraftarını aratmayan tezahüratlarıyla zirve başarımızı paylaşan Erciyes tırmanış ekibine,

• Son olarak ta tırmanış öncesinde mailleriyle ve gönülden destek veren grup üyelerine teşekkür ediyoruz.

Böyle bir grubun üyesi olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.

Esin & Ahmet ÖZMEN

  • Tırmanış Fotografları