Çayırhan Kız Tepesi Tırmanışı-(14 Mayıs 2011)

Başka Bir Dünyada Bambaşka Bir Gün

Mayıs ayının faaliyet programını açıklarken, Çayırhan Kuş Cenneti "Kız Tepesi" faaliyeti için "Adrenalin ve heyecan isteyenler için bire bir" diye bir not yazdığımı hatırlıyorum ve bu faaliyette gerçekten de adrenalini ve heyecanı doya doya yaşadık. Faaliyeti planlama aşamasında sert ve yorucu bir tırmanış olacağı varsayımı ve katılımcıların çok fazla efor ve performans harcayacağından bahisle faaliyeti Cumartesiye almıştık.

Aslında Kız Tepesini ne kadar anlatmaya çalışsam da, ifadelerimin havada kalacağını ve bölgeyi tarif etmekten çok uzak olacağını biliyorum ama kısacası Kız Tepesi, hemen dibinde kurulu Akçabayır köylülerinin söylediğine göre 14 farklı kaya ve toprak rengini barındıran, tamamen çöl görünümünde, kendine özgü bir yapısı olan üzerinde tek bir ot bile bulunmayan, dik kumullardan oluşan bambaşka bir dünya. İşte biz 14 Mayıs 2011 Cumartesi gününü, bu bambaşka bir dünyada geçirdik.

Son gün Asuman Hanımın Atatürk Lisesinden 5 öğrencisi-ki ikisi Mertcan ve Tuna artık ustalaştı- ile sayımız 12 oldu ve sabah saat 07.30 da Maliye Bakanlığının önünden hareket ettik. Ayaş'ta verdiğimiz çay ve kahvaltı molasından sonra saat 10.00 yürüyüşe başlayacağımız Çayırhan Kuş Cennetine ulaştık. Kısa bir hazırlık ve ısınma hareketleri ve tanışma faslından sonra tırmanacağımız tepeye yaklaşmak için kumulların arasından yürüyüşe aşladık. Kumulların arası resmen saklı bir cennet. Buralar endemik siyah gelinciklerle dolu. İki tarafımızda yükselen kumulların arasında kıvrıla kıvrıla tepeye yaklaşmaya çalışıyoruz. Bir saatlik bir yürüyüşün sonunda, kocaman dik bir kumul yolumuzu kesti. Kaçarımız yok. Artık kumulun sırtındayız ve tırmanmaya başladık. Bundan sonra her iki tarafı metrelerce derinlikte uçurum olan kılçık diye isimlendiren sırtlardan tepeye yaklaşmaya çalışacağız. Yürüdüğümüz yerlerde tek bir ot bile yok. Yükseldikçe aşağıların görüntüsü değişiyor ve tırmandığımız yerler daha güzel ve farklı görünüyor. Kendimizi başka bir dünyada gibi hissediyoruz. Artık sürekli kılçıktayız. Üzerinde yürüdüğümüz kılçıklar, tepede bir başka kılçıkla birleşiyor ve bize yön veriyor. Dikkatli bir şekilde o kılçıktan, bu kılçığa geçe geçe tırmanıyoruz. Kılçığın yol vermez hale geldiği noktalarda ise yan geçişler yaparak- Yan geçiş ifadesi burada çok kolay yazılıyor. Yan geçiş yağtığımız yerler, altımızda yüzlerce metre uçurum ile resmen adrenalin doluydu.- daha rahat bir kılçığa geçiyorduk. Atatürk Lisesinden katılan gençler başlangıçta biraz tedirgin olsa da; daha sonra onlar da alıştı ve tempoya ayak uydurdular. İlk geçit vermez noktaya ulaştığımızda mola verdik. Uygun geçiş noktası araştırırken, toprakta kocaman ölü bir akrep çamura yapışmış kalmış. Ölü olmasına rağmen ürkütücü. Yazın bu bölgeye gideceklerin dikkatli olmasında fayda var. Bu noktadan 50 metrelik bir yan geçiş ve geçtiğimiz sırttan dik olarak tırmanış -bazen dört ayak üstünde- burada Mertcan ve Tuna'dan yardım alıyoruz. Tuna'yı herhangi bir kaymaya karşı grubun aşağında emniyetli bir noktada grubu kontrol etmesi için görevlendirdik. Mertcan'ı ise grubun önüne, kız öğrencilerin sorumluluğunu ise tecrübeli arkadaşlara verdik ve her birini tecrübeli arkadaşların arasında paylaştırdık. Kızlar bu arkadaşların kontrolünde yan geçişi ve tırmanışı gerçekleştirdi. Ben de kilit noktalarda grubu kontrol etmekle görevliyim. Bu kadar adrenalin ve heyecandan sonra ulaştığımız ilk sırtta mola verdik. Ancak ulaştığımız sırtta tekrar bir kılçık başlıyor. Moladan sonra kılçıktan zirveye doğru devam.-Yürüdüğümüz tüm kılçıklar sadece tek bir insanın yürüyebileceği genişlikte ve her iki tarafı metrelerce derinlikte uçurum- Şu ana kadar yürüdüğümüz rotada hiç yeşillik yok. Birdenbire kılçığın doğu tarafına düşen bir bölgede Papatya Tarlasına düştük. Şaşırtıcı bir şey. Her yer sarı beyaz papatyayla dolu. Kız Tepesi bizi şaşırtmaya devam ediyordu. Burada fotograf çektirmeden olmazdı. Bu anı ölümsüzleştirdik. Bir o kılçık, bir bu kılçık diye diye zirve külahının altına ulaştık. Ancak karşımızda yaklaşık 150-200 metrelik dimdik bir külah duruyor. Etrafımıza bakıp, bize en uygun görünen noktadan külahı, grup üyelerinin aynı görev paylaşımıyla tırmanmaya başladık. Tırmanış zaman zaman dört ayak üzerinde sürüyor.Saat 13.30 ve zirveye ilk ben adımımı attım. Aman Allahım…….. Biraz heyecan…….

Zirve,100-150 metrekarelik bir genişlikte düz bir alan. Sonrası tekrar bir kılçıkla devam ediyor. Ancak bu alan bir cennet. Yemyeşil ve her yer kırmızı lalelerle -endemik Anemon- dolu. Zirveye ulaşan herkes ilk olarak bir şaşırma nidası atıp, tırmanış yorgunluğuna aldırmadan, sanki laleler kaçaçakmışcasına laleleri fotograflamaya koştu. Kimsenin dinlenmek ve birşeyler yemek aklına bile gelmiyordu. 5-10 dakika sonra herkes kare kare lalelerin fotograflarını alıp ve etraflarındaki cennete alışmaya başladıktan sonra heyecan fırtınası duruldu.

En tepede zirvedeyiz. Her yer ayaklarımızın altında. Artık herkes bulunduğu yerin farkında. Etrafını seyrediyor. Bir tarafımızda Çayırhan Kuş cenneti ve Sarıyar Barajı. Diğer tarafımızda Nallıhan ve Sündiken Dağları. Bir yanda ekilmiş tarlaların yeşilliği, diğer tarafta Marstaymış izlenimi veren rengarenk kumullar. Sessizlik ve Dinginlik. Herkes adrenalin boşalması yaşıyor. Yüzlerde yorgun ve mutlu ifadeler. Zirvenin tadını çıkarıyoruz. Yarım saatlik bir mola ve zirve fotograflarından sonra Kız Tepesinin kuzeyinde yer alan ve isimsiz tepeye -Akçabayır köylülerine ismini sorduğumuzda herhangi bir isminin olmadığını söylediler. O yüzden biz bu raporda ve bundan sonra tepesinde bulunan tek ağaçtan dolayı Tekağaç Tepesi diye isimlendireceğiz.- doğru dar bir kılçıktan inişe geçtik. Kılçık hafif bir yay çizerek Tekağaç Tepesiyle birleşiyor. Hiç kimse, Tekağaç Tepesine tırmanacağımıza inanmıyor. Kız Tepesinin zirvesinde gruptakiler rotayı sorduğundan "Tekağaç Tepesine karşımızda görülen dik kılçıktan tırmanacağımızı" söylediğimde herkes şaka yapıyorum sanmış. Ancak kılçık bizi zorunlu olarak Tekağaç Tepesinin kılçığıyla birleştirdi. Artık geçtiğimiz yerlerdeki yan geçişleri ve papatya bahçelerini yazmıyorum. Kılçığa tırmanmaya başladığımızda, herkes söylediğimin doğru olduğunu anlamıştı. Ancak artık iş işten geçmişti ve kaçış yoktu. Tırmanışa başladığımızda zaman zaman sert esen rüzgar bizi zorlamaya başladı. Çünkü daracık bir kılçıkta yürüyorduk ve birdenbire esecek sert bir rüzgarla dengemizi kaybedip aşağılara yuvarlanmamız işten bile değildi. Burada da zaman zaman dört ayak üzerinde yapılan tırmanış sonrası kılçığı kesen kaya bloğunun altında mola verdik. Burası sanki Erciyes'in hörgücü gibiydi. Moladan sonra kaya bloğunun altından yan geçiş ve tekrar sırta tırmanış. Yorulan bacak kaslarının isyan ettiği noktalar. Ama insanlar mutlu. Zor olanı başarmak istiyorlar. Grup Tekağaç Tepesinin zirvesine de ulaşmaya o kadar kararlıydı ki; bu noktada "isterlerse geri dönebileceğimizi" söylediğimde, herkes kesin bir dille beni reddetti. Tekrar kılçıktayız ve Tekağaç Tepesinin zirvesine çok az kaldı. Bir gayret artık düzlükteyiz. Bugün ilk kez bu kadar düz bir alanda yürüyoruz. Grup rahatladı. Tepe kocaman bir futbol sahası gibi dümdüz. Ancak kenarları keskin kayalarla uçurumlaşıyor. Tepede rüzgar olduğu için mola veremiyoruz ancak manzara mükemmel ve bu manzarada fotograf çektirmeden olmaz. Zirve fotografından sonra uçurumda uygun bir iniş noktası arayarak devam ediyoruz. Kayaların izin verdiği bir noktadan inişe geçiyoruz. Şimdide önümüzde yüzlerce metrelik dik bir iniş duruyor. Yavaş ve dikkatli bir şekilde iniyoruz. Yorgunluk had safhada. Yürüyüşe başlayalı tam 7 saat olmuş. Yukarıdan bakınca kısacık görülen mesafe in in bitmiyor. Dik inişi bitirdiğimiz bir noktada tekrar bir mola. Birçoğumuzun suyu bitti. Güneş tepemizde. Devam ediyoruz. Nihayet zemindeyiz ve önümüzde Akçabayır Köyüne kadar dümdüz bir yol. Saat 18.00ve yürüyüşe başladıktan 8 saat sonra aracımızın bizi beklediği Akçabayır Köyündeyiz. Herkes kendini arabaya atıyor. Dönüşe geçiyoruz. Ancak herkes çok mutlu. Sanki 8 saat yürüyen, akşama kadar bir o kılçık bir bu kılçık dolaşan bu grup değilmişcesine bağıra çağıra günün yorumunu yapıyorlar. Birçok faaliyette arabaya biner binmez yorgunluktan uyuyup kalan arkadaşımız bu faaliyette sanki hiç yürümemişcesine hala enerji dolu. Ancak herkesin tek bir isteği vardı. Sıcak bir çay ve çorba. Ayaşta çay ve çorba molası verdikten sonra, saat 20.00 sıralarında sağ salim Ankara'ya ulaştık.

Bu faaliyette bambaşka bir dünyada, çok güzel faaliyet ve başka bir gün geçirdik. Katılan tüm arkadaşları -özellikle Atatürk Lisesinin Kızlarını- başardıkları zorlu faaliyet için kutlamak zorundayım. Çünkü dağ tırmanışlarında bile sürekli olarak bu kadar zorlu etap yoktur. Kız tepesi bize zorlu bir dağdan daha fazlasını sundu. Arkadaşlar, hem çok zorlu etapları geçtiler, hemde bir dağ tırmanmış kadar efor sarfettiler.

Notlae: Faaliyetin ertesi günü,alışveriş için dışarı çıktığımda, gördüğüm insan ve araç kalabalığı; insanların amaçsızca o dükkandan bu dükkana koşuşturmaları, bağırış çağırışları, yürürken birbirlerini itmeleri, çarpmaları; bir yandan araç kalabalığı, korna sesleri, bir önceki günü geçirdiğimiz başka bir dünyanın farklılığını bana daha fazla hissetmeme neden oldu.

Genelde düzenlediğimiz faaliyetlerine yoğun ilgi olmasına rağmen, Kız Tepesine çok fazla başvuru olmadı. Bu beni çok şaşırttı. Sanırım faaliyetin cumartesi olması ve hafta boyunca sürekli yağmur yağması katılmak isteyenlerin kararını etkiledi. Ancak, yine şehirde hava kötü olmasına rağmen biz tek damla yağmura bile denk gelmedik. Ancak eğer yağmur yağsaydı çamurlaşacak dik kumulları nasıl tırmanırdık bilemiyorum.

Bu faaliyete katılamayan arkadaşlar çok şey kaçırdı. O yüzden insanın hiç bir fırsatı kaçırmaması gerekmekte. Çünkü yaşanılan gün tekrar yaşanılmıyor.

  • Fotograflar